1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Arap Dünyasında Değişim: Gelecek, gelmiş midir?
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Arap Dünyasında Değişim: Gelecek, gelmiş midir?

A+A-

Bu yıl altıncısı düzenlenmekte olan El-Cezire forumunun konusu: Arap dünyasında yaşanan değişim, değişimin aktörleri ve bu değişimin mahiyeti ve geleceği. Dünyanın her tarafından davet edilen konuklarla yaşatılan beyin fırtınalarında birbirinden güzel tebliğler sunuluyor. Herkesin gözünün üzerinde olduğu devrim kuşağındaki ülkelerin her birinden, devrimin önde gelen aktörleri hem konuşmacı hem de tartışmaların konusu olarak davetli. Aralarında her ülkeden katılan insan hakları aktivistleri, sivil toplum ve kanaat önderleri ile facebook ve twitter topluluklarında isimleri öne çıkan isimler ve tabii ki çok sayıda gençlik hareketlerinin temsilcileri var. Tunus'tan Raşit Gannuşi, Muncif el-Marzuki, Melik Hadravi, Mısır'dan Fehmi Huveydi, Tarik el–Bişri, Esma Mahfuz, İslam Lutfi Shalabi, Filistin'den Usame Hamdan, Libya'dan Abdülkerim Abuşa, ABD'den Jon Esposito bu isimlerden bazıları.

Brezilya eski devlet başkanı Lula de Silva ile Dışişleri bakanı Prof. Ahmed Davutoğlu 2. gün açılış konuşmaları yaptılar.

De Silva'nın Brezilya'daki 8 yıllık başkanlık tecrübelerinden anlattıkları Arap dünyasının şu anki arayışlarına ışık tutacak önemli vurgular içeriyordu. Brezilya'nın kendi liderliği altında izlediği yol ile Türkiye'de AK Parti'nin izlediği yol arasında şaşılacak derecede büyük bir paralellik var. Üniversite okumamış ve 8 çocuklu fakir bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak işçilikten sendika liderliğine yükselişi ve oradan üç seçimden sonra devlet başkanı seçilişi...

Devlet başkanı olduktan sonra dış politikada kendi zamanına kadar yüzü sadece ABD ve Avrupa'ya dönük olan Brezilya'yı ilk defa Ortadoğu, Latin Amerika ve dünyanın ihmal edilmiş diğer bölgeleriyle ilişkilendirmiş. Bunun ekonomideki sonucu ülkenin kısa süre içinde dünyanın yedinci büyük ekonomisine yükselmesi olmuş. Ülke içinde de eğitimin, özellikle üniversite eğitimini geliştirerek nüfusun önemli bir kısmını sisteme dahil etmiş ve refahın halka yayılması yönünde tedbirler almış. Aldığı ilginç ve Türkiye'dekine benzer tedbirlerden biri eğitimli ailelere yaptığı yardımlar ve bu yardımları üzellikle kadınların doğrudan hesabına yatırarak gerçekleştirmesi. Tam da bu yüzden 2009 yılında başlayan ve halen devam etmekte olan ekonomik krizden en az etkilenen ülkelerden birisinin de Brezilya olduğunu söyledi De Silva. Yani anlayacağımız paralel politikaların sonucunda kriz Brezilya'yı da teğet geçmiş.

De Silva'nın daha etkileyici vurgularından biri de demokrasi ve görevlerin devri ile ilgili söyledikleriydi. Oldukça takdir toplayan başarılarından dolayı kendisine görev süresinin uzatılması teklifi yapılmış. Tabi anayasa değişikliği gerektiren bu teklifi tarihi bir ders vererek reddetmiş: Demokrasinin çalışmasının birinci şartı herkesin kurallara uyması ve hiç kimsenin hiç bir rol için kendisini vazgeçilmez görmemesidir. Aksi anlayış bir ülkeyi kolayca diktatörlüğe götürebilir ve zaten Arap dünyasının sorunu da bu olmamış mıdır hep?

De Silva'dan sonra Davutoğlu'nun konuşması da çarpıcı tespitlerle doluydu. Konuşmasını bu yıılki foruma başlık olarak seçilmiş olan soruyu irdeleyerek kurdu. Gelecek (istikbal) gelmiş midir? Evet gelmiştir, hatta aslında geç bile kalmıştır.

Davutoğlu'na göre, İslam dünyasının geçmişi bu dünyayı paramparça eden, iradesini de felç eden iki büyük anormalliğin tarihidir. Birincisi sömürgecilikti. Yapay ülkeler oluşturarak bunları kendi aralarında paylaşan sömürge güçleri İslam dünyasının harcını çözmeye çalıştılar. İkinci anormallik soğuk savaştı ki, bu da İslam ülkeleri arasındaki sınırlara iki blok arasındaki sınırın ağırlığını da yükledi ve ilişkiler böylece uzun yıllar asgari düzeyde tutuldu. Bugün yaşanan devrimler, belki ondan öncesinden başlayarak Türkiye'nin giriştiği yeni yoğun ilişki stratejileri bu dünyaları yeniden buluşturmakta, aralarındaki yapay sınırları etkisiz hale getirmektedir. Böylece İslam dünyasının geçmişi anormalliklerin tarihi idiyse bugün artık gelmiş olan geleceği normalliklerin tarihi olmaktadır.

El-Cezire'nin daha önce de katıldığım forumunda edindiğim izlenimi bu sefer fazlasıyla ediniyorum. Arap dünyası epey zamandır gerçek anlamda bir aydınlanma yaşıyor. Devrimler basitçe bir öfke patlaması olarak anlaşılamaz, facebook veya twitterin tesadüfen harekete geçirdiği kendini bilmez kitlelerin bir dalgası olarak da anlaşılamaz. Arka planında müthiş bir entelektüel ve stratejik bilinç bulunan, isterseniz bir Arap-İslam Aydınlanması veya rönesansı diyebileceğiniz bir birikim var. Konuşan gençlerin entelektüel birikimi, özgüvenleri ve kendini ifade kabiliyetleri her düzeyde kendini hissettiriyor.

Değişimin aktörlerinden birisi yeni sosyal medya ise çok daha önce ve daha etkili aktörün el-Cezire olduğunda kuşku yok. El-Cezire kendi rolünün farkında ve bu rolü daha verimli ve daha "hayırlı" kııılmanın arayışını da sürdürmeyi ihmal etmiyor.

Arap diktatörleri de bu rolün farkında ve doğrudan hedefleri olabiliyor. Forumun orta yeride görevinin başındayken Libya'da saldırıya uğrayan El-Cezire muhabiri Ali Hasan el-Cabir'in şehadet haberi geldi. Bu, kanalın oynadığı rolün şaka olmadığının en iyi göstergesi...

El-Cezire'nin hem bir aktivist hem bir filozof ve güçlü bir hatip olan genel müdürü Waddah Hanfar, Cabir'i "hakikat şehidi" olarak ilan etti ve El-Cezire'nin veya dürüst bir medyanın değişimdeki misyonunun bu vesileyle altını çizdi: Hakikat. Sadece hakikati gösterdiğiniz zaman bu kimin işine gelirse gelsin... Sizin işinize gelmese de eninde sonunda herkese yarayacak olan şeydir hakikat.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT