Arap boşluğunu Türkiye dolduruyor

14.01.2010 03:04

Satığ Nureddin

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ankara'da Lübnanlı meslektaşı Saad El Hariri ile yaptığı basın toplantısında İsrail'e yönelik keskin ve karşı çıkan tutumlarını dillendirecek bir Arap lideri veya Arap yetkilisi bulmak kesinlikle mümkün değil.

Türkiye, İsraillilerin kendi politikalarına ve devletlerine düşmanlık olarak niteledikleri ilave bir adım atıyor.

Erdoğan ilk defa İsrail'e Türk tutumunun bu sınırda durmayacağı, Türkiye'nin Lübnan veya Gazze Şeridi'ne yönelik İsrail uygulamalarını kınamakla yetinmeyeceği, İran'a ve nükleer dosyasına yönelik kampanyalara katılmayacağı ve bu tutumunu açıklamadığı sınırlara götürebileceği uyarısında bulundu. Bu sınırlar, Türk yetkililerden ve iktidardaki AK Parti liderlerinden çoğunluğunun aklına geliyor ve geçen bir asırdan beridir kaybolan ulusal birlikten ilham alan Türk sokaklarınca olumlu karşılanıyor. Sokakların bu türden tutumlara olumlu yaklaşması, Batı'nın modern Türkiye'yi hor görmesinden duyulan rahatsızlığı yansıtıyor, politikaları saygı gören ve ekonomisi için müstesna imkânlar sağlayan büyük bir devlet olarak hareket etmesine yeni ufuklar açıyor.

Bir başka ifade ile İsrail'in yükselen bu tutumu, Türkiye'nin geri dönen kimliğini, geçmişin düğümü ve olumsuzlularını ve daha da önemlisi Türklerin bıraktığı yanılgıları atarak Doğu'ya yönelen rolünü hedef alıyor. Fakat bazı Araplar ve Müslümanlar hâlâ Türkiye'nin bu tutumunu yeni gerçekler olarak görmekte tereddüt ediyorlar. Türk tutumunu Arap boşluğunu dolduran ve bazılarının Ankara ve Washington'un gizlilik içinde dokuduğu 'kurnazca plana' dayandırılan alternatifler olarak görüyorlar. Bu kesimlere göre Ankara ve Washington Türkiye'yi bugün Arap ve İslam ülkelerine terörü kuşatan ve Batı'yla tartışmayan demokratik İslam ülkesi olarak sunuyor.

Ortada Türk İslamcı hükümetinin Batı ve İsrail'e klasik sağlam ilişkilerle bağlı ordu ve laik kurumun çizdiği kırmızı çizgileri aşarak İsrail'e yönelik tutumunda riske girdiğine dair daimi ve abartılı bir endişe var. Fakat AK Parti hükümeti iç istikrarı garanti eden ve Türkiye'nin ulusal kimliğini darbeci girişimlere veya dış emellere ihtiyaç duymaksızın teminat altına alan derin halk desteğine ve sağlam ekonomik güce sahip.

Bu tarihî ve ekonomik boyutun dışında İsrail'e yönelik yeni Türk tutumunun bir başka siyasi bağlama konulması mümkün değil. Yani Türkiye'nin Mısır veya Suudi Arabistan'ın mirasını istediği iddia edilirse Ankara'ya haksızlık yapılmış olur. Türkiye'nin İran'a karşı bir Sünni eksen kurmak istediği ortaya atılırsa Türkiye'ye hakaret edilmiş olur. Ankara'nın esasında imkânsız olan Arap veya İslam liderliğini istediği söylenirse Ankara'ya dil uzatılmış olur. Özellikle de Ankara'nın bir daha bir hilafet devleti ve hatta ulus devleti olması mümkün değil.

Hesaplar ne olursa olsun, ortada Türkleri ve liderlerini İsrail küstahlığını reddetmeye sevk eden, İsraillileri önemli stratejik bir ayağından mahrum bırakacak ve onları Türkiye'nin diplomatik ilişkileri kesmek, geçen yıllar boyunca hiçbir kimsenin anlamadığı sağlam ilişkilerle birbirilerine bağlı iki ülke arasındaki ticaret ve turizmin yasaklanmasına gidebilecek köklü adımlar atmak üzere olduğu uyarısı yapan açık ahlakî bir derinlik var.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim