Arap bölünmesi derinleşiyor

31.03.2008 04:08

Abdurrahman Raşid

Arap liderler, Arap saflarını yaran Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgal etmesi nedeniyle, 1990'da Kahire'de düşmanlık açısından en zor Arap zirvesinde bir araya gelmişlerdi. Bugün şartlar daha kötü değil. Ne tanklar var, ne işgal, ne de savaş hali. Fakat Araplar tıpkı Kahire'deki zirvede parçalandıkları gibi, şu an da yarılmak ve iki kampa bölünmek üzere.

Birlikten söz etmek yalan olur. Parçalanma karşısında sessiz kalmaksa yıkıcı. Libya lideri Muammer Kaddafi'nin dün dediği gibi, zirvede Arap liderleri buluşturan tek şey, içinde oturdukları salondu. Arap devletleri arasındaki bölünmüşlüğün halklar ve bölge üzerindeki maliyeti ağır.

Lübnan belki bazılarına göre, anlaşmazlığın nedeni olmayı hak etmiyor. Lübnan aslında, büyük sorunun, yani Arapların farklı konularda çatışma yaşamasının başlıklarından biri. Lübnan, İran nüfuzunun, Irak, Suriye, kendi toprakları ve Gazze'ye dek hızlı yayılmasına dair yaşanan savaşın bir veçhesi. Lübnan Arap liderler arasındaki güven eksikliği krizinin başlığı. Lübnan, öteki tarafa göre korkunun krizi. Kaddafi bu korkuyu, yaptığı konuşmada dile getirdi. Sanki bir korku filmi sunar gibiydi: "Sıra hepinize gelecek. ABD bir gün idam edilmemize onay verebilir." Dış komployla korkutmak gerçekçidir ancak bu duruma karşı mücadele tehlikeli ve yanlış ilaçlarla yürütülüyor.

Arapların Şam'daki zirveden birbirlerini boğazlayan iki ayrı grup olarak ayrılması uzak ihtimal değil. Her konuda anlaşmazlığa düşen, biri Şam'la beraber, diğeri Şam'a karşı olan iki eksen gibi... Tehlike, eksenlerin planlı bir biçimde değil, her devleti kendisine uygun gruba katılmaya sürükleyen birikmiş olayların sonucu olarak inşa edilmesi.

Peki bizler Şam zirvesi sonrasında iki ayrı kampa doğru mu gidiyoruz? Haritaya baktığımızda, iki eksenin ilan edilmesine hazır olunduğunu görüyoruz: Lübnan'da bir eksen çoğunlukla, diğeri muhalefetle beraber; Filistin'de biri Fetih lideri ve Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas'la beraber, diğeri Hamas lideri Halid Meşal'le; İran'ın tarafında duran ve İran'a karşı olan bir eksen; yeni Irak rejiminin yanında olan ve bu rejimle savaşan bir eksen; ve Arap Birliği'nin rolünün yanında olan eksenle ona karşı olan eksen...

Ayrılık Arapların kaderi oldu. Peki ne yapılmalı? Sessizlik ve fırtınayı en az kayba yol açacak biçimde kendi haline bırakmak mıdır? Yoksa mücadele etmek mi? Bu tehlikeleri ancak, Irak savaşından iki yıl önceki Umman zirvesinin önemini idrak edersek anlayabiliriz.

O dönemde, Ürdünlüler Kuveyt ve Irak heyetlerini ikna etmeye çalışmıştı. Kuveyt kurban olmasına rağmen uzlaşıyı kabul etmişti. Irak heyetiyse sembolik uzlaşı karşılığı hava ambargosu dahil bütün ambargonun kaldırılmasını öngören öneriyi sunan Arap grubuna çirkin sözler sarf etti. Ürdünlüler söz konusu fırsatın önemini bildikleri ve gelecek tehlikelerin farkında oldukları için, utandı. Iraklılar bu zirveyi heba etti. Tıpkı Kahire zirvesinde savaşı durdurma fırsatının kaybedilmesi gibi. Bugün Şam zirvesinde de, uzlaşı ve Arapları krizlerden koruma fırsatı kaçırılabilir. (Londra'da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, 30 Mart 2008)

Radikal gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim