1. YAZARLAR

  2. Abdulbari Atwan

  3. 'Arap Baharı'nda mezhep savaşları tehlikesi
Abdulbari Atwan

Abdulbari Atwan

Yazarın Tüm Yazıları >

'Arap Baharı'nda mezhep savaşları tehlikesi

A+A-

Geçen cuma Lübnan'ın kuzeyindeki Trablus'ta Suriye rejimi muhalifi Sünni göstericiler ile rejim yanlısı Aleviler arasında yaşanan kanlı mezhep çatışmaları, bölgede artan mezhepçi kamplaşma sürdüğü takdirde Suriye'den başlayarak birçok Arap ülkesinde yaşanacak daha büyük çatışmaların küçük bir modeli olabilir.

Çatışmaların fitilinin ateşlenmesinin arkasında kimlerin olduğuna dair kehanet ve suçlamaların çoğalması doğal. Zira Lübnan bir mezhepler ve dinler ülkesi, bölünmeleri ve paylaşımları anayasada belirlenmiş, parlamento, hükümet, devlet ve askerî kurumlardaki belli başlı vazifelere yansımış durumda. Fakat buradaki tehlike, mezhep fitnesinin baş göstermesi halinde sonuçlarının mezhepçi kin zemini üzerindeki intikam amaçlı çatışmalar şeklinde olması. Hatta belki birçok Arap ülkesinde iç savaşların fitilini ateşleyebilir. Suriye'deki halk ayaklanması, bu tuzağa ilişkin sorumlu bilinci ve olası araçlarla sakınılması gerektiğini gösterdi. Ayaklanma, birincisi protestolarının barışçıl olduğunda kararlılık gösterdi, ikincisi ulusal birliğe vurgu yaptı ve üçüncüsü mezhepçi bölünmelerden uzak durdu. Son iki nokta, geçen cuma yapılan ve güvenlik güçlerinin kurşunlarıyla 20'den fazlasının şehit olduğu gösterilere Suriyeli büyük Alevi direnişçi Salih el Ali'nin adının verilmesinde somutlaştı.

Şu günlerde Arap Körfez bölgesini ziyaret edenler, özel oturumlardaki temel sorunun mezhepçi kamplaşma olduğunu görürler. Zira Sünniler Şiilere nefret biliyorlar, Şiiler de olağanüstü bir durumu hesap ederek saflarını birleştiriyor ve güçlerini seferber ediyorlar. Irak olayları, halihazırdaki yönetimin mezhepçiliği ve Sünnilerin konumlarının gerilemesi, bazı Sünni aşırı çevrelere Şiiliğe karşı malzeme sağlanmasında önemli rol oynadı. Katılımcılarının çoğunluğu Şiilerden oluşan Bahreyn ayaklanması, bölgedeki mezhepçi kutuplaşmayı artırdı. İki ülke, bu saflaşmasın başında güçlü şekilde duruyor. Kendisini Sünniliğin temel referansı gören Suudi Arabistan ve kendisine bütün Arap bölgesindeki Şiilerin birinci savunucusu ve sorumlusu olarak atfeden İran. Suudi yönetimi, 1.500'den fazla askeri, İnci meydanında ayaklananlarla mücadelede rejimi desteklemek için Bahreyn'e gönderdi. Bu durum, Bahreyn kralını adı geçen meydandaki oturma eylemini sonlandırmak için güç kullanmaya, öldürme ve yaralamaya, onlarcasını tutuklamaya sevk etti. İran, Irak'taki Maliki hükümeti ve Lübnan'daki Hizbullah ayaklanmaya destek verdi ve resmi baskıyı kınadı. Suudi Arabistan, Suriye ve Libya devrimleri gibi reformcu halk devrimlerine karşı tam bir sessizlik sergilerken ve Bahreyn ayaklanmasına şiddetle karşı çıkarken İran, Tunus, Mısır ve Libya'daki devrimleri güçlü şekilde destekledi, Suriye'deki reformcu halk devrimine karşı harekete geçmedi, karşı çıktı, Bahreyn ayaklanmasına ilgisiz kalan resmi ve halk tutumlarını eleştirdi. Arap direnişi de Arap devrimlerine farklı tutumlar aldı ve Arap bölgesindeki mezhepçi kutuplaşmalar virüsüne bir şekilde bulaştı. Lübnan Hizbullah'ı Suriye rejimini desteklemekte ve rejimin kendisini hedef alan dış komplo tezlerini benimsemekte tereddüt etmezken Hamas, Cihat ve Şam'daki liderleri büyük bir sıkıntıya düştü. Sıkıntının sebebi, iki hareketin direniş kampında bulunması, İran'dan siyasi, askerî ve mali destek, Suriye'den de koruma alması. Fakat her iki Sünni hareket, bazı İslamcı hareketlerin ve özellikle İhvan'ın Suriye'de büyük rol oynadığı halk ayaklanmalarına karşı çıkamadılar. Hizbullah, Arap devrimlerinden ve özellikle Suriye devriminden dolayı çok şey kaybetti. Filistin direniş hareketleri de kaybedenler sıralamasında ikinci oldu. Mezhepçi bölünmelerden uzak duran ve uygar sivil toplum gölgesinde yurttaşlığı güçlendiren milli veya İslamcı projelerin yokluğunda mezhepçi kutuplaşma endişe verici. Bölgedeki mezhepçi saldırı halinin denklemin taraflarını temsil eden, gece gündüz bu yönde kışkırtan, çoğunluğu İran veya Körfez parası onlarca milyon dolarlar ayrılan mezhepçi televizyon kanallarından desteklenmesi daha da endişe verici.

Arap devrimini kontrol altına almak, sürecinden saptırmak ve içeriğini boşaltmak isteyen ABD, bu kutuplaşmaya karşı çıkmıyor, hatta bir şekilde arkasında durmasa bile cesaretlendiriyor. ABD'nin Irak kapısından bölgeye ilk mezhepçi kontenjanlar girdiren ülke olduğunu hatırlamalıyız. Endişemiz, diktatörlüklerin iktidarı bırakmaması, gerçek reformları reddetmesi, güvenlik çözümlerine başvurması veya bazı devrimlerin buna karşı askerî dış müdahaleyle yardım istemesi gölgesinde bölgenin bölünmeyi ve parçalanmayı artıracak bölgeselcilik temelinde iç savaşa kayması.

Londra'da Arapça yayımlanan El Kudsülarabi gazetesi genel yayın yönetmeni, 20 Haziran 2011

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT