1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Arap Baharı, Suriye ve Fransa'nın kirli çamaşırları
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Arap Baharı, Suriye ve Fransa'nın kirli çamaşırları

A+A-

İnişli çıkışlarıyla yaşanmakta olan Arap Baharının bir yılını geride bıkarıyoruz. Tunuslu bir üniversite mezunu seyyar satıcı Muhammed Bouazizi'nin zabıtalardan gördüğü kötü muameleyi protesto etmek üzere kendini yakması patlamaya hazır hale gelmiş Arap dünyasının pimini çekmiş oldu.

17 Aralık 2010'da gerçekleşen bu olayın tam yıldönümünde Arap Baharının küresel ve bölgesel etkileri Öz Orman İş Sendikasının hafta sonu düzenlediği bir sempozyumda masaya yatırıldı. Arap Baharı diyarlarından ve Türkiye'den bir çok akademisyen, gazeteci ve aktivistin katıldığı sempozyum, bugünlerde Türkiye'nin bu bahara olan ilgisi çerçevesinde gerçekleşen bir dizi önemli etkinlikten biri oldu.

Bu konudaki ilginin sürekliliğini sağlamak ve bilhassa bir işçi sendikasının da bu ilgiye aktif katılımını sağlaması açısından anlamlı bir sempozyum oldu. Sendika temsilcilerinin "bir işçi sendikası olarak" bu sürece ilgi göstermek için izahat yapmaya çalışmaları bana göre gereksizdi. Tabii ki öncelikli olarak görev alanlarıyla ilgili işleri ihmal etmemeleri gerekiyor, ama işçilerin bugünkü sorunları Arap dünyasını isyan noktasına getiren adaletsiz dünya düzeninin etkilerinden bağımsız değil ki. Sendikaların, emeğin günübirlik sorunlarının ötesinde daha tarihsel ve global seyrine de ilgi duymalarından doğal bir şey olamaz. Tarihsel olarak da öyle olmuştur, bu tarihsel ilgi çok uçuk teorik bakışlar dolayısıyla zaman zaman gerçeklerden koparıp, süreci bir üst-belirlenimde yönlendiren göçlerin hizmetine sokmuş olsa da, bu, sendikaların yakın ve uzak çevrelerinde olup bitenlerle emeğin tarihi ve anlamı bağlamında ilgilenmelerini hiç bir zaman engellemez.

Arap Baharının küresel ve bölgesel etkisini tespit etmeye çalışırken sürecin devam ettiğini de hiç akıldan uzak tutmamak gerekiyor. Bahar fırtınasız, hatta kasırgasız geçmiyor. Mısır'da askeri yönetimin gerçekleşmekte olan seçimlerin ilk iki turunun sonuçları alındığı halde yetkilerini hiç bir şekilde devretmek istemiyor olduğuna dair her geçen gün daha ciddi işaretler alınıyor. Basit olaylar dolayısıyla sergilenen anlamsız ve acımasız şiddet, mukabil şiddete davetiye çıkararak devrimi rayından saptırmak için uygun fırsat alanları oluşturmaya dönük gibi. Sempozyuma konuşmacı olarak katılan Mısırlıların önemli bir kısmında bu durum askerin yetkilerini veya vesayetini kolay kolay bırakmayacağına dair bir endişeyi besliyor.

Mısır ordusunun bu yetkileri kendi sınıfsal varlığı adına mı yoksa çok yakından ilişkili ve bağımlı olduğu ABD adına mı bu siyaseti güttüğü de ciddi bir sorudur. ABD'nin Araplara bahar gibi görünen bu sürecin görünen sonuçlarından hiç bir çıkarı olmadığı hatta açıkça zararı olduğu halde buna nasıl razı olduğu sorusu halen ortada duruyor. O yüzden asker kaynaklı her sorun ABD'nin nihayet sahneye girişi olarak algılanıyor.

Arap Baharı'nın bölgesel etkisi, bölgenin demokratikleşme yolundaki taleplerini önü alınamaz bir hale getiriyor. Devamına erdiği takdirde bu halkların kendilerini bulacakları çok açık. Bununsa ABD, İsrail ve AB için anlamı, İslamcı siyasal partilerin iktidara gelişi oluyor. Bu da zaman zaman ne kadar sağduyulu değerlendirmelerle yatıştırılmaya çalışılsa da ciddi endişeleri, antipatileri harekete geçiriyor.

Batı'da İslam'ın bir "korku" ve "nefret" nesnesi olarak yükselen yıldızının demokrasinin en güçlü taşıyıcısı olarak parlaması ciddi hayal kırıklıklarına yol açıyor. Biraz tuhaf bir durum tabi bu. İslam'ın iddia edilen türden bir tehdit olmadığının ortaya çıktığını görmeye hazır değil Batılı kamuoyu. Onlar oryantalist muhayyilelerinde kurguladıkları türden bir "asan-kesen şeriat" görmek istiyorlar. Oysa İslami partiler "hürriyet" diyorlar, "adalet", "kalkınma", "demokrasi", "insan hakları" veya en fazla "nur" veya "fazilet" diyorlar. Bu değerler etrafında örgütlenen siyasetlerden büyük bir tehlike hikayesi çıkarmak zor oluyor. Oysa buna karşılık, Batı'da her geçen gün daha da yükselen yabancı düşmanlığı ve islamofobiye dair hikayeler çok daha gerçek tehlikeleri anlatıyor.

Bahar süreci Arap halkları arasında bir buluşmaya, kaynaşmaya ve muhtemel ortak işbirliklerine yol açıyor. Aralarda yapay ulus devlet kimlikleriyle konulan ve her bir ülkeyi başka ülkelerin sömürgesi durumuna düşüren sınırlar, mesafeler bu baharın estirdiği rüzgarlarla etkisiz ve anlamsız hale geliyor. Ülkelerin her birinde demokratikleşme yoluyla bir bağımsızlaşma iradesi gittikçe kristalleşmeye başlıyor. Bağımsız ve halkın iradesini öne çıkaracak yönetimlerle bütün uluslararası ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi de kaçınılmaz hale gelecek.

Böyle baharın Amerika, İsrail ve Avrupa tarafına mutluluk rüzgarları estirmesini beklemek akıl kârı değil. O yüzden devrimi rayından saptırmaya çalışmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Silahsız gerçekleşen Tunus ve Mısır devrimlerinden sonra Libya üzerinden devrimin saflarına sokulan ABD ve bilhassa Fransa'nın bugün Suriye üzerinden de oynamaya çalıştıkları rol bundan başkası değil. Suriye'de yüzbinlerce insan ölse kimsenin umurunda değil. Libya'daki müdahalede tek gözettiği şeyin petrol ve diğer doğal zenginlikler olduğunu hiç bir şekilde gizlemeyen Fransa'nın bugün Suriye'de insani kaygılar gözetmesini beklemek safdillik olur.

Oysa Türkiye'nin bu bölgeye bakışı diğerleri gibi değil, olamaz da. Suriye yönetimiyle ABD ve Fransa her zaman tekrar bir araya gelip kaldıkları yerden devam edebilirler. Bu süreçte Türkiye'yi bir ofsayt pozisyonuna düşürmeye çalıştıkları bugün daha iyi anlaşılıyor. Aynı Fransa'nın Sarkozy'sinin bugün Ermeni tasarısı kartını açması da tamamen bununla ilgilidir.

Açıkçası, Türkiye'nin komşularıyla sorunlarını sıfıra indirme niyeti ve çabasının Türkiye için tartışılmaz kazanımlarını gidermeye yönelik çabalar bunlar.

Hepsi de boşa çıkacak çabalar. Bahar başlamıştır artık ve bu ülkelerin behyude çabalarının bunu durdurması sözkonusu değil. Türkiye'nin bu bahar ikliminden uzak tutulması da mümkün değil, Türkiye o iklim kuşağının tam ortasında yer alıyor. Soykırım bahsinin açılmasının da Fransa'ya bir yararı olmayacak, aksine bu bahis açıldıkça Fransa'nın veya başkalarının kirli çamaşırları ortalığa daha çok serilmiş olacaktır.

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT