Arakan ve Suriye’deki kardeşlerimizle sınanıyoruz

31.07.2012 00:11

Abdullah Yıldız

Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de, “Muhakkak ki müminler kardeştir.” (Hucurât 49/10) buyuruyor.

Bu hakikati sıkça tekrarlar dururuz da acaba müminler olarak kardeşliğimizin ne kadar farkındayız? Keza, kardeşliğimizin bize yüklediği görev ve sorumlulukların ne kadar bilincindeyiz?

Rasûlüllah (s): “Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71-72) buyuruyor.

İşte kardeşliğin ve sevginin ölçüsü budur! Kendisi için arzu ettiğini mümin kardeşi için de istemek, imanın, sevgi ve kardeşlikte samimiyetin göstergesidir. Her iyiliği ve güzelliği hep kendisi için isteyip da, aynı şeyleri mümin kardeşi için arzulamayan, kardeşlerini sevdiğini söylese de inandırıcı olmaz.

Bir diğer hadis-i şerif ise, cennetin kapısını ancak böyle bir sevginin aralayabileceğini beyan ediyor:

“İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş olamazsınız.” (Müslim, Îmân 93)

Gerçek mümin; kardeşlerini yürekten seven, bencillikten, dünya hırsından ve sadece kendini düşünmekten uzak duran, din kardeşleri başta olmak üzere, insanlara karşı diğerkâm, fedakâr ve yardımsever olan insandır. Mümin kendi nefsi için sevip istediğini mümin kardeşi için de istemelidir.

Peygamber Efendimiz (s), birçok hadisinde; Müslümanların Müslüman kardeşlerine karşı görev ve sorumluluklarını sıralamıştır. Bu hadislerden ikisi şudur:

“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslüman’ın ayıp ve kusurunu örterse, Allah da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” (Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58)

“Birbirinizle hasetleşmeyiniz. Almayacağınız bir malın fiyatını müşteri kızıştırmak için artırmayınız. Birbirinize kin ve nefret beslemeyiniz. Birbirinize darılıp yüz çevirmeyiniz. Birinizin satışı üzerine başka biriniz satış yapmasın. Ey Allah’ın kulları, böylelikle kardeş olunuz. Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulüm ve haksızlık yapmaz, yardımı kesmez ve onu hakir görmez. (Peygamberimiz üç defa göğsüne işaret ederek:) Takva buradadır. Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi, bir kimseye şer olarak yeter. Her Müslüman’ın kanı, malı ve ırzı, başka Müslüman’a haramdır.” (Müslim, Birr 32)

Evet, biz Müslümanlar “din kardeşi”yiz. Din kardeşliği, kan kardeşliğinden daha önceliklidir. Bu kardeşlik etnik, coğrafi vb. hiçbir sınır tanımaz. Ulusal sınırlarının ötesinde de olsa, hatta aralarında kıtalar ve okyanuslar bile olsa Müslüman bireyler ve topluluklar birbirleriyle kardeştirler.

Şu günlerde, Türkiye Müslümanları olarak, yanı başımızda en uzun sınır komşumuz olan Suriyeli din kardeşlerimizle ve çok uzaklardaki Arakan Müslümanları ile sınanıyoruz. Öncelikle şunu kendimize sormalıyız: Acaba biz, Esed’in katilleri din kardeşlerimizin tepelerine bomba yağdırırken ve Myanmar canileri Arakanlı müminleri katlederken rahat koltuklarımızda onların acısını hissedebiliyor muyuz?

İman kardeşliğinin boyutlarını gösteren şu hadisin tarif ettiği gibi kardeşlerimize acıyor muyuz?

“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa (hummaya) tutulurlar.” (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

Ayağımıza bir diken batsa, nasıl bütün vücudumuz acı duyarsa, yeryüzünün herhangi bir yerindeki Müslüman’ın acı ve ıstırabını da biz o oranda duyuyor muyuz? Din kardeşliğinin göstergesi işte budur!

Peygamberimiz diyor ki: Müslüman, din kardeşini düşmana teslim etmez, ona sırt çevirmez, onu terk etmez, tehlikeye atmaz; din kardeşini feda etmez; Müslüman Müslüman’a yardımını kesmez...

Peki, biz Arakan ve Suriye’de katliam ve tecavüzler sürerken kardeşlerimize sırtımızı çevirebilir, onları kendi kaderlerine terk edebilir, acımasız İslâm düşmanlarının ellerine teslim edebilir miyiz?

Ünlü hadis şârihi İbn Battal, bu bağlamda mazluma yardım etmenin her Müslüman’ın üzerine farz-ı kifâye olduğunu, devlet başkanına ise farz-ı ayın olduğunu söyler ki, bu oldukça manidardır.

Bari müminler olarak üzerimize farz olan din kardeşlerimize yardım görevimizi yerine getirelim. Böylece; “Kul, kardeşinin yardımında bulunduğu sürece, Allah da kuluna yardım eder.” (Müslim, Zikr 37-38) hadisinde haber verilen ilahi yardımdan, mümin fertler ve ümmet olarak mahrum kalmayalım.

***

NOT: Arakan ve Suriye Müslümanlarına yardım için İHH’ya başvurabilirsiniz: www.ihh.org.tr tlf: 0212 631 21 21

DAVET: 4 Ağustos Cumartesi günü, saat 16.00-24.00 arası, Bayezit Kitap Fuarı’nda, Pınar Yayınları standındayım.

YENİ AKİT 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim