1. YAZARLAR

  2. Aslı Aydıntaşbaş

  3. Arakan ne alaka?
Aslı Aydıntaşbaş

Aslı Aydıntaşbaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Arakan ne alaka?

A+A-

Biliyorum saçma ama günlerdir “Arakan” lafını her duyduğumda aklıma sert bakışlarıyla Yul Brynner ve o şahane film “Kral ve Ben” geliyor. Film, çok uzak, çok renkli, çok egzotik Siam’a “medeniyet” götürmek ve kraliyet ailesinin çocuklarını eğitmek için işe alınan İngiliz mürebbiye ile karizmatik kral arasındaki umutsuz aşkın öyküsünü anlatır.

Tabii Arakan aslında bugün Tayland denilen Siam değil; ama bir o kadar uzak olan Myanmar’da. Masal ülkesi Myanmar, uzun yıllar feci bir askeri cunta tarafından yönetildi. Son seçimi yıllardır ev hapsinde tutulan Nobel ödüllü Aung San Suu Kyi’nin partisi kazanmış olsa da, kontrol hâlâ generallerde.

Gelelim bütün bunların Türkiye’yi neden ilgilendirdiğine. Sosyal medya ve İslamcı gazeteler, haftalardır “Arakan’da Müslümanları öldürüyorlar” diye feryat figan halinde. Yardım kampanyaları başladı, gidenler oldu. 

Gerçekten de Müslümanların yaşadığı Rakhine bölgesinde şu zamana kadar 1000 kişi öldü ve on binler göç etmek zorunda kaldı. Dün de Emine Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu incelemelerde bulunmak için Arakan’a doğru yol aldı.

Türkiye’nin dünyanın öbür ucundaki bir trajediyle ilgilenmesine itirazım yok. “Büyük devlet”, “ahlaki politika”, “vicdanlı toplum” vs gibi kavramlardan zarar gelmez. Gerçi, birkaç yıl önce oradaki rejim sokaklarda sapır sapır Budist rahipleri öldürürken kimse pek ilgilenmemişti ama olsun. 

Türkiye kendini yeniden tanımlayarak global anlamda “demokratikleştirme” ve “küresel vicdan” kavramlarının öncülüğünü yapacaksa, buna şapka çıkartırım. Kuşkusuz bu “Eyvah Orta Doğu batağına saplandık!” diye bağıran, dünyadan kopuk, izolasyonist bir dış politikadan iyidir.

Ancak küresel vicdan için dünyanın öbür tarafına gitmeye gerek var mı? Arakan’da ölen 1000 kişiyi küçümsemiyorum ama sadece dün Suriye’de ölü sayısı neredeyse 150’ydi. Toplam rakam, 25 bini buldu. Sınırımızdan 1,5 saat uzaklıktaki Halep, acımasızca bombalanıyor. 

Uluslararası Af Örgütü ve BM bile isyan ediyor. Halep’ten kaçanlar, akın akın sınırlarımıza geliyor; ama bir bölümü içeri giremeyip kırsal kesimde, aç biilaç dolaşıyor. Yaralılar zar zor sınıra geliyor. Ölenlerin hepsi silahlı muhalifler değil; kadınlar ve çocuklar da çok.

Rejimin insafı yok. Sadece Halep değil, Hama, Humus, Dera’da bombardıman hunharca devam ediyor. Beşar Esad’ın kardeşi Mahir Esad’ın “Ne olur ki! Babam iktidara geldiğinde 6 milyonduk, gerekirse yine o rakama döneriz” dediği söyleniyor. Doğru mu bilmiyorum ama rejimin maksimum insan kıyımını göze aldığı ortada.

Peki dünya ne yapıyor? Hiç. Hem de hiç! Avrupa tatilde, Amerika seçim sattı mahallinde. Rusya ve İran, ölümüne Beşar Esad’ın yanında. Gerisi zaten ilgilenmiyor. Görüştüğüm Batılı diplomatlardan “Ya, ya, evet çok kötü. Daha da kötü olacak maalesef” lafını duymaktan artık midem bulanıyor. Bu iş bittiğinde, korkarım ölü sayısı 50 bini aşacak...

Diyeceğim şu; vicdan için dünyanın öbür tarafına gitmeye gerek yok. Arakan’a gelmeden asıl dibimizde insanlar ölüyor. Önce Şemdinli, Kürt meselesi, Suriye, sonra diğer yerlerdeki trajedilere bakalım. 

Tamam, kabul ediyorum; Ankara bu zamana kadar Suriye meselesinde çok aktif oldu, sorumlu bir politika izledi, hem Batı’yı itekledi, hem de Suriyelilere kucak açtı. Ben medyadaki çoğunluğun aksine, atılan adımları insani, sorumlu ve akıllıca buluyorum.

Ama şiddet, artık katlanılamaz bir boyutta. Rejim sadece ruhlarımızı örseleyen bir gaddarlık müsveddesi değil; Türkiye için ciddi bir “ulusal güvenlik” tehdidi haline geldi. Arakan yerine bütün enerjimizi Suriye’ye verip uyuyan Avrupa Birliği’ni uyandırmalıyız. AB süreci fiilen askıda olduğuna göre, Avrupa’daki diplomatlarımız, Suriye’de akan kanın durması için yaşadıkları ülkelerde daha aktif olabilir, kamuoyu oluşmasına katkıda bulunabilirler. 

Siyasiler kampları gezebilir, partiler mültecileri tanıyabilir.

Çünkü bizler için Arakan’dan önce gidilmesi gereken yer, Halep’tir. Bunu bir Müslüman davası olarak değil; insanlık adına söylüyorum... 

MİLLİYET

 

YAZIYA YORUM KAT