Antlaşmalar, Planlar, Projeler ve Geviş Getirenler

01.08.2012 00:22
Antlaşmalar, Planlar, Projeler ve Geviş Getirenler
Suriye de durum; kalkışma ile başlayan, İntifada ile süren ve Devrim ile sonuçlanan bir halk hareketidir. Ve geviş getirme, sizi tarihin dışına iterken, Emperyal proje dediğiniz şeylerle asıl mücadele edenler devrimlerini sürdürürler.

MURAT AYDOĞDU

Antlaşmalar, Planlar, Projeler ve Geviş Getirenler

 

“Onlar, Bizden yardım gelinceye kadar bütün düzmece ithamlara ve kendilerine yapılan bütün eziyetlere sabırla katlandılar: Çünkü hiçbir güç Allahın vaatlerinin sonucunu değiştiremez.” 6 Enam 34

 

Müstekbir Ülkeler, dünya tarihinde oluşturdukları planlarla, kendi aralarında ve kuklaları ile yaptıkları antlaşmalarla ve tarihi manipüle etmek için konseptler oluşturur, projeler geliştirirler. Konjonktür değiştikçe planlarını da değiştirirler. Yerli Kuklalar ya da miadı dolmuş akımlar da, tarihin çöp sepetine atılmış bu eski konsept’lerle geviş getirirler.  

Her sosyal olayda, “BOP” gibi Batı parmağı arayan komplocuların Emperyalizmi “Kadir-i Mutlak” gören bir çeşit ruh hastalığı, insanlar üzerinde mücadele ruhunu öldüren bir çeşit afyonkeşliktir.

Birinci Dünya Savaşında Kut-ül Ammare’deki İngiliz bozgununun ardından, 16 Mayıs 1916 İngiltere-Fransa arasındaki “Sykes-Picot” ve “Sevr Anlaşması” buna önemli bir örneklerdir.

Evet, “Sykes Picot” ile Ortadoğu paylaşılacaktır. Zamanın Emperyal devletleri bu sınırları çizerken kavimleri ya da mezhepleri değil, hiyerarşik yapılanması olan kuklaları gözetirler. Osmanlının yıllardır savaştığı; Yemen-İmam Yahya ya da bölgesel rakibi Suud-Vahabi ittifakı değil doğrudan Mekke Şerifi Hüseyin kullanılır. Mekke Şerifi idari geleneğe sahip, yerel gücü olan, hatta Peygamber soyundan geldiğinden halk tabakalarında meşruiyeti olan, aynı zamanda kullanışlı bir hanedandır. Öyle ki, Hicaz, olmadı Irak, orası da olmadı Ürdün’e Kral yapılır.

Ortadoğu coğrafyasında henüz oluşmamış Burjuvazi ve onun ideolojisi Ulusçuluk 50’li yıllarda Nasır ve Baas ideolojilerine kadar devletler hayatında yer almaz. Bu açıdan, döneminde kendi Burjuvazisi gelişmemiş Kürt halkının bir devletlerinin olmamasını bu nedenlerle dış faktörlerle açıklamak da mantıklı değil.

Savaşın sonunda 10 Ağustos 1920’de Paris yakınlarında Sevr’de, Anadolu’nun azınlıklar eliyle parçalanması da planlanır. Oysa tarih anlaşmalarda yazıldığı gibi gitmeyecektir. Bolşevik devriminin ve Emperyalizmin baştan aşağı işgal ettiği İslam dünyasındaki ayaklanmalara Hilafet’in muhtemel etkisi, İngilizleri başka planlara yöneltir. Tarihçilerin çok iyi bildiği, İzmir İktisat kongresinde ve ardında; Bolşevik olmayacak, Halifeliği kaldıracak, Kapitalizmi bizzat devlet eli ile yerleştirip Ulus devlet olacağını taahhüt edecek bir Türkiye ile anlaşılır. Ardından Payitahtın merkezi İstanbul ve hinterlandı Anadolu’da Burjuvazi oluşmasa da, İttihatçı gelenek ve Jön-Türklerden beri süre gelen müstemleke besleme sınıfı, doğal değil tepeden inmeci bir Ulus model Üretmeye çalışacaktır.

Emperyal güçlerin temel kaygısı ise; Bolşevizme karşı tampon ve İslam dünyası ile bağları kopmuş suni bir devlet! Bir taşla iki kuş! Hayır üç,..

Aynı zamanda kültür emperyalizminin kuklası, gönüllü beslemeler…

Peki, peşinden ne olur? Kemalistler, kendilerine karşı her hareketi “Sevr” çığlıkları ile bastıracaktır. Oysa “Sevr” çoktan tarihin çöp sepetine atılmıştır.

1950’li yıllar; Nasır, Batıya karşı anti-emperyalist mücadelesinde İhvanla birlikte hareket eder. Sovyetlerin ve Batı’nın iki kutuplu dünyasında Sovyetlere yanaşarak İhvan’ı tasfiye eder. İki kutuplu dünyada Libya’dan Cezayir’e, Mısır’dan, Irak ve Suriye Baas’ına kadar Sosyalist rüzgârlar eser. Suud hanedanının bile 1960’lı yıllara kadar Sovyetlerle ilişkisi Batı’dan daha fazladır.

İlk defa ABD dışişlerinden Brezinski tarafından dile getirilen “Yeşil Kuşak” teorisi Sovyet yayılmasına karşı İslami bir direniş ekseninin bizzat ABD eli ile oluşturması olarak söylene gelir. Oysa 1970’lerde Brezinski’nin bunu yumurtlamasından çok önce, Sovyetler “Yeşil Kuşak” teorisini bizzat anti-emperyalist cephede kullanmıştı. Öyle ki, Ortadoğu’daki bütün sosyalist hareketler İslami hareketlerle ittifak arayışındadır. Filistin Kurtuluş Örgütünün bile ilk çatı yapılanmasında İhvan ağırlığı vardır. Batı ise Laik TC, Irak Krallığı, İran’ın Batı hayranı şahlığı ve Pakistan eli ile kurulan CENTO’ya bel bağlar. Batı ittifakına karşı, eli kulağında İran devriminin rüzgârları eserken, Brezinski’nin “Yeşil Kuşak” oluşturma çabası ölü doğmuş bir projedir. Belki Sovyetlerin Afganistan işgalinde kısmen zemin bulsa da, Sovyetlerin çöküşü ve İslami canlanma; ölü doğan “Yeşil Kuşak” teorisine Sosyalist ve Ulusçuların can simidi gibi sarılmasına neden olur. Artık İslami her söylem’e “arkanızda NATO var”, “siz batıcısınız” gibi iki kutuplu dünyaya endekslenmiş ithamlar paranoya’dan başka bir şey değildir.

Emperyalizmin sol kutbu tarihin çöp sepetine giderken, sağ kuptu Enver Sedat gibi kuklalar yardımı ile Mısır’a iyice yerleşir. Tarih sosyal boşluk kabul etmez, kitlelerin eğilimi İslami canlanmaya yönelik olması Batı için tehlikelidir. Batı Liberalizmi tercih etse de İslami kitlesel hareketlenme onun için yakın ve büyük tehlikedir. “BOP”, tıpkı “Yeşil Kuşak” gibi reel karşılığı olmayan ancak miadı dolmuş akımların sakızvari argümanı olarak kalırken, Ortadoğu’da esen rüzgârlar Batı’nın eteklerini tutuşturmaktadır. Buna karşılık miadı dolmuş ve yeni yükselen hareketlenmeye karşı dinozorlaşmış kesimler tıpkı “Sevr” gibi “Yeşil Kuşak” gibi bu “BOP” sakızını çiğnerler.

Yazının Devamı… 

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim