1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Anlamsız davranışlar
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Anlamsız davranışlar

A+A-

“Her davranışa bir anlam yüklemeyin” demiş Org. Büyükanıt. İlk bakışta bu, davranış bilimine aykırı bir sözdür. İnsan davranışının en temel özelliği en basitinin bile bir anlamla yüklü olmasıdır. İnsanın giyimi kuşamı, yemek yeme tercihi, basit insan reflekslerini sergileme tarzı vs. hiç biri anlamdan masum olamıyor.

Ancak Büyükanıt'ın çok haklı olduğu bir konu şudur: Davranışın bir anlamının olduğu doğru da sonuçta bu anlamın en doğrusunu o davranışı sergileyen bilir. Bazen aynı davranış biçimi farklı insanlarda farklı anlamlara gelebilir tabii ki. Dolayısıyla davranışın hiçbir zaman evrensel ve muhtevası tartışılmaz bir dili yoktur. Anlamı biraz da sosyal ilişkiler belirliyor. Belli bağlamlar içinde kendi davranışlarınıza siz ne anlam verirseniz verin, bu anlamın başkalarınca belli bir şekilde anlaşılmasının önünü kesemezsiniz.

Generaller TBMM'ndeki hem milletvekili hem de Cumhurbaşkanı yemin törenine şimdiye kadarki bütün teamüllere aykırı olarak katılmadılar. Ardından GATA'daki diploma töreninde Cumhurbaşkanı Gül'e yönelik davranışları yine şimdiye kadarki teamülleri tersyüz edecek şekilde sergilendi. Genelkurmay Başkanı konuşmaya kalkarken Gül'e selam vermeden doğrudan kürsüye yöneldi. Açık bir memnuniyetsizliğin bu yolla dışa vuruluyor olduğundan neredeyse hiç kimsenin kuşkusu kalmamışken, 30 Ağustos Zafer bayramı münasebetiyle gerçekleşen törenler ve resepsiyonda sanki bir önceki gün bu davranışları sergileyen aynı kişiler değilmiş gibi bambaşka bir manzara sergilendi.

Bir günden bir güne Türkiye'nin bir-iki yıldır giderilemeyen gerilim unsurunun bu kadar kesin bir biçimde giderilmesi nasıl mümkün olabildi? Şimdi belki de cevabı aranması gereken sorulardan biridir bu. Org. Büyükanıt'ın resepsiyonda gazetecilere söyledikleri, bir yandan siyasal iletişim, beden dili, davranış dili konularında bildiğimiz her şeyin üstüne sünger çekmeye davet ederken bir yandan da gerçekten işin içinden çıkmamızı sağlıyor: “Devletin kurumları var, bunlar işlemek zorunda, yani her şeyden bir mana çıkarmamak lazım. Her davranışa bir anlam yüklemeyin”.

Gerçekten de askerler bu davranışlarına herkesin algıladığı manayı yüklemeden yapmışlarsa ne âlâ. Doğrusu bu saatten sonra o davranışların böyle bir yorumu, yani anlamsız olduklarını düşünmek, herkesi işin içinden en sağlıkla-selametle çıkarabilecek tek yol gibi görünüyor.

Yoksa 30 Ağustos gününe kadar verilen görüntü ne TSK açısından ne de hükümet açısından ne de toplamda Türkiye için “sürdürülebilir” bir görüntü değildi. Halkının yarısının oyunu almış bir hükümet ortaya çıkardı diye bir demokratik süreçle arasına mesafe koyan, halkın neredeyse yüzde yetmişinin sempatisini ve onayını kazanan bir C. Başkanına soğuk tavırlar sergileyen bir asker görüntüsünü Türkiye kaldıramaz. Bu tür tavırlar TSK'yı ne güçlendirir ne de saygınlığını arttırır. TSK'nın behemehal dünyada siyasal dinamiklerin ve standartların nereye doğru gidiyor olduğuna bakarak kendi davranışlarının öz-eleştirisini yapmaya şiddetle ihtiyaç vardır. Mesela silahlı gücünün ağırlığına karşılık başörtülü eşlere karşı davranışlarının bugünün dünyasında nasıl bir karşılığının olduğunu da iyice düşünmeli.

Diğer yandan arkasında asker desteği olmayan, dahası kendi emrinde olan bir kurumun tafralarına maruz kalan bir hükümet de bir karizma sürdüremez. Ancak madem bir kez sergilendi bu davranışlar, herkesin bir defalığına yutmuş gibi görünerek bu davranışların gerçekten de “anlamsız”, “üzerinde hiç düşünülmemiş”, “bilerek veya bilmeyerek bir mesaj üretme boyutu olmayan davranışlar” olduklarını düşünmek en iyisidir.

Ancak böyle düşünsek bile şu değerlendirmeyi yapmalıyız: C. Başkanlığı seçim sürecinde sergilenen muhalefetin dozu o kadar kaçırıldı ki, bu muhalefetin bugünler için belli ki hiçbir stratejik öngörüsü olmadı. Övgüde de yergide de mutedil olmak kadim bilgeliğin (bir hadis-i şerif de vardır bu konuda) insana öğrettiği en temel bilgilerdendir de belli ki siyasetçilerimiz veya kurumlarımız bu bilgelikten hiç nasiplenmemişler.

Baykal daha bu sürecin ortalarındayken çok erken konuşup Erdoğan için “ne dediyse tersi oldu” demişti, oysa sürecin sonuna vardığımızda Erdoğan ne dediyse o olmuş oldu. Siyasal kavgasını tamamen Erdoğan'ın dediklerinin yanlış çıkacağı varsayımı üzerine kuran Baykal'ın da bugünlerde anlamsız davranışlar içinde olması bu yüzdendir. Anlamsız davranışlar aslında ne yapacağını bir türlü kestirememekten kaynaklanıyor. Muhalefet adına öne sürdüğü konu ve değerler yüzünden Baykal'ın ve kurumsal muhalefet cephesinin bugün “anlamlı davranışlar” sergileme zemini neredeyse yok olmaya yüz tutmuştur.

Aslında CHP'nin de tek çıkış yolu o davranışlarını “anlamı yoktu” diyerek yeniden yorumlamaktan başkası değil. Ama bundan sonraki muhalefet için bu yine de bir ders olsun. Anlamlı bir muhalefet için, ortak anlam zemininin yok edilmemesi lazım.

Yeni Şafak Gazetesi

YAZIYA YORUM KAT