1. YAZARLAR

  2. Demiray Oral

  3. Andımız: Bir aşırı doz vakası
Demiray Oral

Demiray Oral

Yazarın Tüm Yazıları >

Andımız: Bir aşırı doz vakası

A+A-

Benden, “küçüklerimi korumamın” neden istendiğini iyi kötü anlardım fakat “büyüklerimi saymak”tan kastın ne olduğuna bir türlü kafam basmazdı.

Neticede, 1, 2, 3, 4… şeklinde etrafımdaki büyüklerimi saymam istendiğine karar verip mevzuu kapatmıştım kendince.

Kaç yaşına gelip, kaç bininci andımı içtiğimde asıl manasını kavradım o sözlerin, o vakte kadar büyüklerime saygıda ne kusurlar ettim umurumda değil açıkçası.

Ancak o senelerden bir hikâyeyi, “Andımız”a saygıda kusur eden bir grup ilkokul çocuğunun başına gelenleri hiç unutmuyorum.

Hikâyemiz, delisi bol olan bir Anadolu şehrinde geçiyor.

Her birinin farklı “uzmanlık” alanları olan, tatlı kaçıklarla doluydu bu şehrin sokakları.

Misal, birinin lakabı “tayyare” idi.

Kendini uçak zannederek, kollarını kanat misali iki yana açıp şehrin sokaklarında uçuşa geçerdi.

Bir başkası doğuştan “asker”di, tören adımlarıyla arşınlardı yolları; bayrak merasimlerini asla kaçırmaz bandonun en önünde yürürdü rap rap…

Şehrin ilkokulunda olağan sabahlardan biri yaşanıyordu o gün.

Öğrenciler bahçede sıraya girmiş, antlarını içip her zamanki gibi varlıklarını Türk varlığına armağan ettikten sonra sınıflarına gireceklerdi.

Andımız” tam başlamıştı ki, olanlar oldu.

Tören kokusunu alıp hemen olay mahalline intikal eden “asker” ile uçağıyla turlarken onu görüp peşine takılan “tayyare” peş peşe okulun bahçesine daldılar.

Okul müdürünün ve öğretmenlerin şaşkın bakışları arasında minik bir şov yaptılar.

Bu esnada tam da “yurdunu milletini özünden çok seveceğini” beyan etmek üzere olan öğrenci topluluğu ise doğal olarak “koptu”.

Duruma derhal müdahale edildi, iki “gösterici” oradan güç bela uzaklaştırıldı.

Fakat “andımız” tam olarak içilememiş, dibinde biraz kalmıştı.

Kalanlar sonra arkamızdan ağlardı, hemen öğrenciler ciddiyete davet edildi ve ritüel başından başladı.

Ancak takdir edersiniz ki en büyüğünün yaşı 11 olan bir grup çocuktan bu gibi durumlarda çelik gibi bir disiplin ve konsantrasyon beklemek ancak büyüklere özgüdür.

Her biri dokunsan kahkahayı koyuverecek veletlerin bir bölümü kıkırdamaya başladı ve “andımız”ın okunması yine teşebbüs aşamasında kaldı.

Bunun üzerine, “Ne mutlu Türküm diyene anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır” kıvamına gelen okul müdürü rejim adına harekete geçti.

Gülerek eylem yapan öğrencileri tespit edip, disipline verdi.

Disiplin yargısı kararını ışık hızıyla açıkladı.

Danıştay’ın “andımız” ile ilgili son kararındaki, “yeni nesillere Türk devleti ve milletinin ferdi olma onuru ve hazzını yaşatmaya yönelik” misali bir gerekçeyle bu menfur harekette bulunanları cezalandırdı.

Tayyare” ile “asker”i değil elbette, bir avuç ufaklığı…

Bir müddet “okuldan uzaklaştırma” cezası aldı öğrenciler.

Tam düzen yeniden tesis edilmiş, huzur ve güven ortamı sağlanmışken skandal ortaya çıktı.

Meğer çoğu ceza verilen öğrencilerden oluşan takım kısa süre önce folklorda uluslar arası bir yarışmada birinci olmuştu, iyi mi?

Meğer bayrağı göndere çektirip, “Türk devletinin ferdi olma hazzını” köküne kadar yaşatmışlardı memlekete.

Üstelik birkaç vakte kadar bir takım kodamanlar bu çocuklara ödül vermeye geleceklerdi.

Gelecekler ama öğrenciler uzaklaştırma cezası vesilesiyle okulda olmayacaktı.

Bunun üzerine müdür bey hemen kriz yönetimine geçip vaziyeti şöyle kurtarmaya karar verdi.

Uzaklaştırma cezasının iptaline, bunun yerine öğrencilerin her sabah normal antlarını içtikten sonra öğretmenler odasına gidip bir dozda orada içmelerine!

Öyle de oldu… Bilmem kaç ay uygulandı bu ceza.

Televizyon kanallarının ceza olarak belgesel göstermesi veya birisine verilen cezasını kitap okuyarak çekme gibi uygulamaların atası olduğunu düşündüğüm müdüre ne oldu bilmiyorum.

Herhalde yükselmiştir.

Çocukluğumun geçtiği o şehre ise geçenlerde yine yolum düştü.

Okul binası değişip modernleşmiş, sokaklarda da “tayyare” ile “asker”in yerini sürekli cep telefonuyla konuşan bir zamane delisi almıştı.

Değişmeyen tek şey vardı, o da küçük öğrencilerin her gün hâlâ varlıklarını
Türk varlığına armağan etmeleri…

oraldem@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum