Anayasanın ruhu değişmez maddeler

15.11.2008 23:53

Mustafa Erdoğan

Hiç bir kuşak daha sonraki kuşakların kaderini sonsuza dek belirleme hakkına sahip değildir. Gelecek kuşakların değerlerinin bizimkilerle aynı olacağını ne öngörebiliriz, ne de böyle olmasını istemeye ahlâken hakkımız vardır.

Madem ki anayasanın bazı hükümlerinin değiştirilememesi öngörülmektedir, öyleyse bunların o anayasanın kurduğu devlet düzeninin en temel, vazgeçilmez özellikleri olduğu anlaşılmaktadır.

AB üyesi ülkelerin bir kısmının anayasalarında değiştirilmesi yasaklanan bazı hükümler yer almaktadır. Bunların devletin temel niteliklerinin çekirdeğini oluşturdukları söylenebilir. Anayasalarında bu türden hükümlere yer veren ülkeler Fransa, İtalya, Almanya ve Portekiz’dir.

DEĞİŞMEYENLERİN NİTELİĞİ


“Değiştirilemez hükümler” bakımından söz konusu anayasaların üçünde (Fransa [m. 89/son], İtalya [m. 139] ve Portekiz [m. 288/b]) ortak olan nokta, hükümet şeklinin “cumhuriyet” olduğu esasının değişmezliğidir. Federal Almanya Anayasası (m. 79/3) anayasal düzenin daha fazla özelliğinin değiştirilmesini yasaklamaktadır: “Temel haklara dayanma, demokratiklik, sosyal devlet, federalizm, anayasanın bağlayıcılığı ve yurttaşların direnme hakkı” (Anayasa’nın 20. maddesine göre, “işbu anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalışan herkese karşı, başka çare olmaması halinde, yurttaşların direnme hakkı” vardır ve bu devlet düzeninin temel ilkeleri arasındadır).

Avrupa’da, din-devlet ayrılığına (laiklik) ilişkin olanı da dâhil olmak üzere, en uzun değiştirilemez hükümler lisesine yer veren Portekiz anayasasıdır. Bu listenin uzun olmasında bu anayasanın “ideolojik” (sosyalist toplum hedefiyle ilgili) karakterinin katkısı bulunduğu açıktır. Mamafih, anayasada değişmezliği belirtmek üzere kullanılan terim biraz farklıdır: “İşbu anayasayı değiştiren kanunlar aşağıdaki esaslara riayet eder” (m 288). Bu ifadenin, maddede sayılan hususların anayasa değişikliğine konu olamayacağı anlamına geldiği açıktır.

Söz konusu esaslar şunlardır:
* ulusal bağımsızlık ve devletin birliği,
* cumhuriyetçi hükümet şekli,
* kiliselerin devletten ayrılığı,
* yurttaşların hakları, özgürlükleri ve güvenceleri,
* işçilerin, işçi komitelerinin ve sendikaların hakları,
* üretim araçlarının sahipliğinde kamu, özel, kooperatif ve sosyal sektörlerin birlikte varlığı,
* karma ekonomi çerçevesi içinde iktisadi planların yeri,
* özerk bölgeler ve yerel yönetimler dâhil olmak üzere seçimli organların üyelerinin seçiminde genel, doğrudan, gizli ve düzenli oy hakkı ve nispî temsil sistemi,
* siyasi partileri içerecek şekilde ifade ve siyasi örgütlenmede çoğulculuk ve demokratik muhalefet hakkı,
* en üst organların ayrılığı ve karşılıklı bağımlılığı,
* anayasaya uygunluğun yargısal denetimi,
* mahkemelerin bağımsızlığı,
* yerel yönetimlerin özerkliği,
* Azores ve Madeira takımadalarının siyasi ve idari özerkliği.

Anayasa teorisinin “katı anayasa” üstündeki vurgusu hem mantıken tutarlıdır, hem de pratik sonuçları bakımından ciddiye alınmayı hak eden bir vurgudur. Mantıki bakımdan tutarlıdır, çünkü yazılı anayasa siyasi iktidarı (devleti) nispeten sabit bir üstün hukukla bağlamak amacıyla yapılır. Bu nedenle, faaliyetlerinin meşruluğu bu referans çerçevesine bağlı olan iktidarın bu çerçeveyi (anayasayı) değiştirememesi gerekir. Uygulamalar açısından baktığımızda da, demokratik çoğunlukların dizginsiz hükmetme hırsına kapılmalarına, bunun yaratması muhtemel felaket niteliğinde sonuçlara set çekmek gerekir. Bu nedenlerle, hükümet etmek için yeterli olan çoğunluk anayasayı değiştirmek için yeterli olmamalıdır.

Buna karşılık, anayasanın barışçı-demokratik yollardan değiştirilememesinin de son derece ciddi sakıncaları bulunmaktadır. Böyle bir durumun barışçı olmayan yolları denemek isteyenler için bir nevi teşvik olacağı gerçeğini bir yana bıraksak bile, başlıca iki sakıncadan söz edilebilir. Birincisi, anayasanın toplumsal değişme ve gelişmenin gerisinde kalması durumudur.

GELECEĞİ ŞİMDİDEN SINIRLAYAMAYIZ


Bu ise devlet-toplum gerilimine yol açmak suretiyle ya “aşağıdan” gelen bir hareketi, ya devletin otoriterleşmesini ya da her ikisini birlikte teşvik edebilir. Bu pratik mülahazaya ek olarak, en az bunun kadar önemli olan ahlâkî bir sorun da vardır: Hiç bir kuşak daha sonraki kuşakların kaderini sonsuza dek belirleme hakkına sahip değildir. Gelecek kuşakların değerlerinin bizimkilerle aynı olacağını ne öngörebiliriz, ne de böyle olmasını istemeye ahlâken hakkımız vardır.

İşte katı anayasa, kanaatimizce, bu iki ihtiyaca verilmiş en makul cevaptır: Ne hiç değiştirilemeyen anayasa, ne de işlevini yitirecek derecede başkalaştırılabilen anayasa.

TARAF

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim