1. YAZARLAR

  2. Ergun Özbudun

  3. Anayasa'nın değiştirilemez hükümlerinin bağlayıcılığı
Ergun Özbudun

Ergun Özbudun

Yazarın Tüm Yazıları >

Anayasa'nın değiştirilemez hükümlerinin bağlayıcılığı

A+A-

Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Alman Hukuki İşbirliği Vakfı'nın ortaklığıyla, 10-11 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilen 'anayasaların değiştirilemez hükümleri' konulu sempozyum, Türk medyasının bir kesiminde bir fırtına yarattı.

Sempozyum, bu çevrelerce İslamî bir rejimin veya bir federasyonun önünü açmaya yönelik maksatlı bir komplo, bir "sivil dikta hazırlığı" (Cumhuriyet, manşet, 12 Kasım), bir "yıkım müteahhitliği" (Oktay Ekşi, Hürriyet, 13 Kasım) olarak takdim edildi ve "laik Cumhuriyet'i tekmelemek isteyenlerin başına dünyanın" yıkılacağı (Bekir Coşkun, Hürriyet, 14 Kasım) tehdidinde bulunuldu. Değerli bir hukukçu-köşe yazarımız, bu sempozyumun, "Türkiye'de devletin şeklinin Cumhuriyet olması, Türkiye Cumhuriyeti'nin insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliğini taşıması gibi temel ilkelerin değiştirilmesi görüşünü savunanlar olduğunu ortaya çıkardığı" değerlendirmesinde bulundu (Rıza Türmen, "Güler Yüzlü Franco'lar," Milliyet, 24 Kasım 2008). Bu tür ifadeler, yıllardır Türkiye siyasetine ârız olan gizli niyet okuma, saklı saik arama çabalarının, bilimsel faaliyetleri bile terörize edecek bir noktaya vardığını göstermektedir. Her şeyden önce, Anayasa'nın değiştirilemez hükümlerinin hukuki bağlayıcılığı ve kapsamları üzerinde bir tartışmaya girişmenin, bu hükümlerde belirtilen temel değerlerle çatışma içinde olmak anlamına gelmeyeceğinin belirtilmesi gerekir. Bütün kamuoyu araştırmalarının gösterdiği gibi, Türkiye'de belki bazı marjinal gruplar dışında, bu değerlerle çatışma halinde olan kimse yoktur.

İkincisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin, Atatürkçü güçler tarafından yapıldığı herhalde kuşkusuz olan ilk iki anayasasında (1924 ve 1961 anayasaları), değiştirilemezlik ilkesi, sadece devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hükmü ile sınırlı tutulmuştur. 1982 Anayasası'nın hazırlanışında da Danışma Meclisi aynı yolu izlemiş, ancak Milli Güvenlik Konseyi, hiçbir gerekçe belirtmeksizin ikinci ve üçüncü maddeleri de değiştirilemezlik kapsamına almıştır. Bunda Konsey'in, kendisine özgü demokrasi ve anayasa anlayışını mümkün olduğunca dondurmak, diğer bir deyimle anayasa değişikliklerini mümkün olduğunca güçleştirmek arzusunun rol oynadığı tahmin edilebilir. Nitekim Kurucu Meclis Hakkında Kanun'un gerekçesinde, "12 Eylül harekâtının amacının demokratik düzene dönme değil, sağlıklı ve sağlam demokratik düzen kurma olduğu" ifade edilmiştir.

Üçüncüsü, 1982 Anayasası'nın kabulünden sonra çeşitli sivil toplum kuruluşlarınca (TÜSİAD 1992, Türkiye Barolar Birliği 2001 ve 2007, TOBB 2000) hazırlanan anayasa taslaklarının istisnasız hepsinde, 2'nci ve 3'üncü maddeler, bugünkü metinden farklı şekilde formüle edilmiştir. TÜSİAD'ın daveti üzerine 1992 yılında Prof. Dr. Erdoğan Teziç'in başkanlığındaki çalışma grubunca hazırlanan taslakta ilkin, görevdeki TBMM'nin bir kurucu meclis niteliğinde olmamakla beraber, yeni bir anayasa yapmaya yetkili olduğu savunulmaktadır: "Anayasa'da değişiklikler yapmaya yetkili bir organın yeni bir anayasa yapma konusunda da yetkili olduğu hususunda kuşku yoktur... Kısacası bugünkü TBMM bir 'Kurucu Meclis' sıfatıyla seçilmiş olmadığı halde, yeni bir anayasa yapmaya yetkili bir 'asli kurucu organ' yetkisi kullanabilir. Zaten bunun aksini düşünmek, anayasa yapıcılığı yetkisini yalnız kurucu meclislere ya da ihtilal sonrasının olağanüstü iktidarlarına tanımak olur ki, bu, tarihsel gerçeklerle uzlaşmadığı gibi, şiddet yolunu önermek anlamına dahi gelir. Oysa pek çok ülkede yeni anayasalar, normal zamanlarda ve olağan yasama meclisleri tarafından hazırlanabilmiştir."

TÜSİAD raporu, Anayasa'nın değiştirilemeyecek hükümleri konusunda ise, şu görüşleri içermektedir: "Türkiye Devletinin Cumhuriyet' olduğu yolundaki hükmün değiştirilmezliği, anayasa geleneğimizin temel unsurudur. Bunun dışındaki anayasa hükümlerinin değiştirilmezlik kapsamına alınması ise 12 Eylül rejimi koşullarında yapılan 1982 Anayasası ile olmuştur. Bu hükümler arasında, değiştirilmesi gerçekten yasaklanacak olanlar bulunabileceği gibi, bu nitelikte sayılamayacak kurallar da olabilir. Bu konuda, aslî kurucu organ yetkisini kullanan bir meclisin kendini bağımsız hissetmesi doğal ve gereklidir. Bu açıdan önerilebilecek ideal formül, yeni bir anayasa hazırlama girişiminin başında, TBMM'nin bir anayasa değişikliği yaparak, değişmezlik hükmünü daha önceki Cumhuriyet anayasalarında olduğu gibi, 'Cumhuriyet' ilkesi ile sınırlı tutması olacaktır. 1982 Anayasası'nın başlangıç bölümündeki 'temel ilkelerin' de, Anayasa'nın 2. maddesi eliyle değiştirilmezlik kapsamına alındığı hesaba katılır ve bu 'ilkelerin' neler olduğu konusunda bir fikir birliğine varmanın zorluğu da göz önüne alınırsa, bu türlü bir 'serbestleşme'nin yararı da kendiliğinden anlaşılır. Bunun gibi, Anayasa'nın değişmez hükümleri arasında sayılan 2. maddesindeki ibarelerin, yeni bir anayasa hazırlığı sırasında bağlayıcı olmamasında, Türkiye'nin ulaştığı yeni aşamalar açısından sayısız yararlar vardır. Burada geçen 'toplumun huzuru' ve 'milli dayanışma' ibarelerinin 'birey zararına' anlamlar taşıyabilmeleri nedeniyle, yeni bir anayasa metninde yer almamaları gerektiği pek haklı olarak ileri sürülebilir. Aynı şekilde yeni anayasaların 'ideolojik' hükümlerden mümkün olduğu kadar arındırılması yolu tercih edilebilir. Örneğin, bu bağlamda, 'Türk milliyetçiliği' ya da 'Atatürk milliyetçiliği' şeklindeki ideolojik anlam verilebilecek ifadeler yerine, çalışma grubumuz, hukuki bir deyim olan 'millî' sıfatının devletin nitelikleri arasına katılmasının daha yerinde olacağı düşüncesindedir... Sonuç olarak çalışma grubumuz, TBMM'nin yeni bir anayasa taslağını oluşturma aşamasında kendisini, 'Cumhuriyet hükümet şekli'nin değişmezliği ilkesi dışında özgür ve bağımsız hissetmesi gereğine inanmaktadır." Nitekim TÜSİAD taslağında 2'nci madde, bugünkünden hayli farklı biçimde düzenlenmiştir: "Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir." Üçüncü maddede de "Devletin dili" ibaresi, "resmî dil" olarak değiştirilmiştir.

TÜSİAD çalışma grubunda, başkan Prof. Dr. Erdoğan Teziç dışında, şu öğretim üyeleri yer almaktadır: Prof. Dr. Sait Güran, Prof. Dr. Yıldızhan Yayla, Prof. Dr. Köksal Bayraktar, Prof. Dr. Devrim Ulucan, Prof. Dr. Bülent Tanör, Doç. Dr. Fazıl Sağlam, Doç. Dr. Süheyl Batum, Doç. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu.Türkiye Barolar Birliği'nin 2001 tarihli "Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Önerisi"nde de, 2'nci madde, bugünkü metinden hayli farklı biçimde şöyle düzenlenmiştir: "Yurttaşların ortak varlığı olan Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir." Üçüncü maddede de "resmî dil" deyimi kullanılmıştır. Bu öneriyi hazırlayan Komisyonun üyeleri şunlardır: Prof. Dr. Yılmaz Aliefendioğlu, Prof. Dr. Rona Aybay, Prof. Dr. Ülkü Azrak, Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Prof. Dr. İl Han Özay, Av. Yekta Güngör Özden, Prof. Dr. Yavuz Sabuncu, Prof. Dr. Fazıl Sağlam, Av. Atila Sav, Prof. Dr. Zafer Üskül, Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu.

Türkiye Barolar Birliği'nin 2007 yılında açıkladığı "Geliştirilmiş Gerekçeli Yeni Metin"de de, 2'nci madde, 2001 önerisine çok benzer şekilde formüle edilmiştir: "Yurttaşların ortak varlığı olan Türkiye Cumhuriyeti, 'Başlangıç'ta belirtilen temel ilkelere ve insan haklarına dayanan, ulusal, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir." Üçüncü maddede de gene "resmî dil" deyimi kullanılmıştır. Öneriyi hazırlayan Komisyon, şu üyelerden oluşmuştur: Prof. Dr. Rona Aybay, Prof. Dr. Süheyl Batum, Yrd. Doç. Dr. Faruk Bilir, Yrd. Doç. Dr. Ece Göztepe, Doç. Dr. Korkut Kanadoğlu, Prof. Dr. Fazıl Sağlam, Prof. Dr. Oktay Uygun, Av. Teoman Ergül.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin 2000 tarihli anayasa önerisinde de, 2'nci madde şöyle formüle edilmiştir: "Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, Atatürk devrimlerine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir." Maddenin gerekçesinde de şu görüşlere yer verilmiştir: "Türkiye Cumhuriyeti'nin niteliklerini içeren ikinci maddenin şimdiki hali her yöne çekilebilen ve anayasa hukuku bakımından anlamlandırılması zor kavramlar içermektedir. Dolayısıyla bu maddenin yeniden yazılması zorunlu görülmüştür. Maddede yer alan ve somut bir içeriğe oturtulması zor görülen 'toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı' gibi ifadeler bu nedenle metin dışında bırakılmıştır. Öneride yer verilmemesi nedeniyle 'başlangıç' kısmına atıfta bulunulmasına da gerek kalmamıştır. Yine benzer düşüncelerle herkes tarafından farklı yorumlanabilecek olan ve bir devletin nitelikleri arasında sayılması 'makul' olmayan 'Atatürk milliyetçiliğine' bağlılık ibaresi kaldırılmış, bunun yerine 'Atatürk devrimlerine bağlılık' ifadesi yerleştirilerek, Atatürk devrimlerinin Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu öğeleri olarak vazgeçilmezliği vurgulanmak istenmiştir." Üçüncü maddede de, diğer önerilerde olduğu gibi, devletin dili, resmî dil olarak değiştirilmiştir.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT