Anayasa Mahkemesi'nin kararı neyi değiştirir?

24.01.2010 07:00

Mustafa Şentop

Askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması konusunu düzenleyen kanun değişikliğinin Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından iptali üzerine, "darbecilik suçlularının" askerî mahkemelerde yargılanacağını iddia edenlerin sesleri birden yükseldi.

Ergenekon soruşturmalarının ve davalarının "sil baştan" ele alınacağı, sivil mahkemelerin askerleri yargılayamayacağı gibi iddialar bir bir sökün etti. Belli ki, bir kamuoyu oluşturma faaliyeti, AYM kararına paralel olarak hazırlanmıştı. Bu da bir "tatbikat" ya da "seminer" olmalı...

AYM'nin gerekçeli kararı açıklanmadı. Ancak mahkemenin, davayı açan CHP tarafından iptali talep edilen "halinde" kelimesini iptal etmekle kalmadığı, re'sen / kendiliğinden "sıkıyönetim ve savaş hali" ibaresini de iptal ettiği anlaşılmaktadır. Böylece AYM, kanuna yeni bir şekil vermiş, kendince bir "yasama" faaliyeti yapmıştır. Anayasa'nın 153. maddesinde, AYM'nin kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açmasını yasaklayan açık bir hüküm yer almasına rağmen, mahkemenin böyle bir karar vermesine şaşırmamak gerekir. AYM'nin artık Anayasa'ya uymak gibi bir sorumluluğu kabul etmediği, "anayasanın ne olduğunun ancak AYM tarafından belirlenebileceği" iddiasını rutin hale getirdiği bir bedahattir. Türkiye'de artık, "Anayasa yoktur; Anayasa Mahkemesi vardır"; anayasa, AYM'nin dediğidir. ABD'de 1930'lu yıllarda yaşanan ve "yargıçlar iktidarı" diye adlandırılan dönemde, Federal Yüksek Mahkeme yargıçlarından birine ait olan bu söz, Türkiye'deki durumu tam olarak tasvir etmektedir. Şükür ki, bu "yargıçlar iktidarı" ABD'de de, dünyanın bir başka yerinde de uzun ömürlü olamamıştır, olamamaktadır. "İfrad her zaman zıddına inkılab eder."

DARBECİLİK SUÇLARI ' ÖRGÜTLÜ SUÇLAR' DANDIR

AYM'nin kararını tartışmak yerine, bu kararın etkisi üzerine birkaç söz söylemek daha doğru olacaktır. Şunu hatırlamak lazım; iptal edilen kanun Temmuz 2009'da yürürlüğe girdi. Ergenekon başlığı altında toparlanan "darbecilik" soruşturmaları ve davaları ise bu kanunun yürürlüğe girmesinden yıllar önce başlamıştı. Birçok emekli general, bu kanun değişikliği ortada yokken soruşturuldu, tutuklandı, yargılandı. Emekli askerlerin emeklilik dönemlerindeki suçlarından dolayı yargılanmalarını engelleyen hiçbir hüküm yoktur. Muvazzaflara gelince... Albay Dursun Çiçek soruşturmasında, ilk aşama Mayıs 2009'da gerçekleşmişti. Hatırlanacağı üzere, Albay Çiçek, Mayıs 2009 içinde ifadeye çağrılmış, tutuklanmış ve daha sonra serbest bırakılmıştı. Bu ilk tutuklama olayı AYM tarafından iptal edilen kanun yürürlüğe girmeden yaklaşık iki ay önce gerçekleşmiştir. Serbest bırakılırken de, muvazzafların sivil yargıda yargılanamayacağına dair bir gerekçe ortaya konulmamış, hiç kimse de bunu telaffuz etmemiştir. Çünkü darbecilik suçları, AYM'nin iptal ettiği kanun değişikliği yapılmadan önce de sivil yargının görev alanındaydı. Konuyla alakalı hukuk kurallarını gözden geçirelim. AYM'nin iptal kararı üzerine, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 250/3. maddesinin son cümlesi şu şekli almıştır: "Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır." Bu hükme göre, CMK'nın 250. maddesine göre yetkili mahkemelerin görev alanına giren suçlarda, "askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler" istisna edilmektedir. Peki, "askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler" nelerdir?

353 sayılı ve 25.10.1963 tarihli Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun 9. maddesi "Genel Görev" başlığı ile "askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümleri" düzenlemektedir. Madde aynen şöyledir: "Askerî mahkemeler kanunlarda aksi yazılı olmadıkça, asker kişilerin askerî olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler."

Darbecilik suçları, asker kişiler bakımından askerî suç değildir; asker kişiler aleyhine suç da değildir; askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlar da değildir. Bu maddede, sadece, asker kişilerin "askerî mahallerde" işledikleri suçlar konusunda bir tereddüt yaşanabilir.

Ancak, darbecilik suçları "örgütlü suçlar"dandır. Tek bir kişinin işleyebileceği bir suç değildir. O halde, bu suçun bütünüyle askerî mahalde işlenmiş bir suç olması mümkün değildir. İki örnek verelim. Poyrazköy'deki silahlar konusunda yürütülen soruşturmada, silahların bulunduğu mahal askerî bir mahal midir? Arazi bir sivil kişiye (hukukta kişi tüzel kişi de olabilir) ait değil midir? Yine, "Balyoz" Planı'nda yer alan faaliyetler bütünüyle askerî mahalde mi gerçekleştirilmiştir? Çeşitli sivil kişilere çekilen fakslar fiilin askerî mahal dışına taştığını ve sivil kişilerle irtibatlı olduğunu göstermemekte midir?

O halde, darbecilik suçları örgütlü suçlardır; bunların sadece askerî mahallerde ve sivillerle ilişki (ortaklık) olmaksızın işlenmesi mümkün değildir. O zaman, Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun bir başka maddesine, 12. maddesine geliyoruz. "Müşterek suçlar" başlıklı bu madde aynen şöyledir: "Madde 12 - Askerî mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları askerî mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir."

Buna göre, askerî mahkemelere tabi kişiler (muvazzaflar) ile adliye mahkemelerine tabi kişiler (emekli askerler ve askerlikle ilişkisi olmayan siviller) tarafından müşterek olarak işlenen bir suç, Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı bir suç ise askerî mahkemelerde, Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerinde yargılanacaktır.

Ergenekon soruşturmaları kapsamındaki suçlar Türk Ceza Kanunu'nun 309., 311., 312., 313. ve 314. maddelerinde düzenlenen suçlardır. Soruşturmalarda sivil olsun asker olsun şüphelilerin itham edildiği fiillerle alakalı Askeri Ceza Kanunu'nda bir hüküm yoktur. O halde, asker ve sivillerin birlikte işleyebildiği, 314. maddeye göre, örgüt üyeliğinin ayrıca cezalandırıldığı "darbecilik" suçları, Askeri Ceza Kanunu'nda düzenlenmemiş suçlardır. Bu durumda, "müşterek suç"un yargılanacağı yer adliye mahkemeleridir, askerî mahkemeler değildir.

Konu bu kadar açıkken, AYM kararını bahane ittihaz ederek, darbecilik ithamı altındaki kişileri askerî mahkemelere "kaçırmaya" çalışanlar hangi hukuk kurallarına göre bunu yapacak? Muhtemelen "seminer"lerde planlanmış propaganda faaliyetleri ile bir fikri kaos ortamı oluşturarak, mahkemeleri bile tereddüde düşürecek bir etki meydana getirebilirsiniz; ama hukuk kurallarının bu açık düzenlemesi karşısında gerçek kısa sürede ortaya çıkar.

AYM'nin iptal kararını ayrıca değerlendirmek, hukuk devleti ve demokratik devlet ilkelerinin mahkeme için ne anlama geldiğini sorgulamak gerekir. Bu ülkede, 100 yıl önceki hukuk ve demokrasi anlayışı AYM'nin bugünkü anlayışından ileridedir. Bugünün Türkiye'si de AYM'den ileridedir. Tarihin akışını paçalarından tutarak durduramazsınız.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim