Anayasa Mahkemesi ve Gazze

08.06.2010 00:31

Hamdullah Öztürk

Referandum paketini görüşmek üzere Anayasa Mahkemesi bugün ikinci defa toplanacak. Muhtemelen toplantının üzerinde, İHH'nın Gazze'ye insani yardım götüren gemilerine İsrail tarafından yapılan saldırı ve dökülen kanın tesiri gölge gibi dolaşacak.

Dikkat noksanlığı "iktiran"ı "illet" zannettirirmiş. Yani birbirine yakın şeylerden birini diğerinin sebep ve gerekçesi olarak görme yanılgısına düşürürmüş. Hâlbuki bütün ilişki sadece yakınlıktan ibaret olabilir ve arada hiçbir bağlantı bulunmayabilir.

Ancak bu konuda net bilgilere ulaşmak neredeyse imkânsız olduğu için insanlar, boşlukları spekülatif olarak doldurarak kendilerince makul neticelere varacaktır. Uzun zamandır devam eden süreçte AK Parti karşıtlarının üsluplarını gittikçe sertleştirmesi ve tutumlarındaki netlik spekülatif alana, kesin bilgi imtiyazı kazandıracaktır. AK Parti'nin Meclis'te yaptığı hukuki düzenlemeleri yüksek yargıdan çevirenlerin, Türkiye'de etkin yabancı lobilerle temasa geçmiş olma düşüncesini güçlendirecektir. Bunun tam tersi de geçerlidir. Yani "one minute" olayından sonra hükümetle gerginlik yaşayan İsrail'in Türkiye içindeki hükümet karşıtı çevrelerle rahatlıkla işbirliğine girebilme ihtimalini görüp, o istikamette düşünenler olacaktır.

Türkiye'de olan her şeyde mutlaka bir dış parmak arama alışkanlığını da düşünürsek, on bir kişinin kıran kırana tartışıp, hukuk ne gerektiriyorsa o sonuca varmak üzere var güçleriyle çabaladığına kimse inanmayacak.

Hele bir de yetki aşma alışkanlığı nüksederse... Mahkeme, paketi esastan görüşmek gibi garabete bir kere daha girmeye kalkarsa işte o zaman yüksek makamlarda dış parmak iddiaları her tarafı kaplayacaktır.

O mahkemelere yüksek denilmesi, onlardan, biraz da bütün bu gelişmeleri dikkate alarak karar verebilme kapasitesinin bekleniyor olmasından değil midir?

Bu durumda mahkeme ne yapacak?

Aleyhte olduğu için Meclis'te oylamaya katılmayan ama "İnşallah vereceği kararla, mahkeme AK Parti'yi bir kere daha mağdur duruma düşürmez." diyen muhalif vekillerin endişesini mi yaşayacak?

Yoksa AK Parti'yi laik cumhuriyet için tehdit görenlerin endişelerini daha önemli görüp, "İsrail'e yarasa da eldeki son fırsattır bu" anlayışıyla esasa girip, Meclis'te parti kapatma sıyrığı alarak geçen paketi delmek bize düştü anlayışıyla mı hareket edecek?

Yoksa kendisine çizilmiş sınırlar içinde kalarak, Meclis'ten geçmiş, üç kere oylanmış ve neticede oylamaya katılmayanların isteği üzerine, hakemlik yapmak durumunda kalmış bir kurum gibi mi davranacak?

Gün içinde muhtemelen mahkeme bir karara varacak ve ortaya çıkan karara göre herkesin vicdanı bir şey söyleyecek.

Halkın büyük bir feraset göstererek "iktiran"ı, "illet"ten ayırt etmesi beklenemez. Ama yüksek mahkemenin işi budur. Vehimlerle gerçekleri, hukuki delillerle ideolojik yaklaşımları iyice ayırt etmek durumundadır.

İktiranı da ideolojiyi de aşarak, vehimleri, hukukun keskin kılıcıyla dağıtarak verilecek kararlara ihtiyaç var bugün.

Spekülasyonlar, komplo teorileri, vehimler, dış parmak korkusu ve içerideki hainler gibi beceriksizliğin ve iş bilmezliğin mazereti olmaktan öte hiçbir değeri olmayan şeylerle fazlasıyla vakit kaybettik.

Ne siyasi partiler ne de statüko hesapları, kabına sığmayan bir milletin ihtiyaçlarıdır önemli olan. On bir kişi eğer bugün baskılardan, vehimlerden etkilenmeden hukukun ve hür düşüncenin gereğini yapabilirlerse gelecek kuşaklar için çok önemli bir kilometre taşı koymuş olacaklar.

Bunun aksi ise kısaca şöyle özetlenebilir: Hukuk denilen şey sandalye sayısından ibarettir. Kimin el kaldıranı çok ise hak onundur, hukuk da...

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim