Anayasa Mahkemesi iptal değil, ‘intihar kararı’ aldı

09.06.2008 04:38

Muhammed Nureddin

Türban düzenlemesinin iptal edilmesi intihar niteliğinde. Karar demokrasiye, eğitim hakkına ve eşitliğe aykırı olmakla kalmayıp, Türkiye’nin tam da bölgesel rolünü artırdığı bir dönemde içine kapanmasına yol açacak

Anayasa Mahkemesi, meclisin üniversitelerde türbana izin veren anayasal düzenlemelerini reddederek Türkiye’nin yıllardır beslendiği istikrara ve AKP’ye güçlü bir darbe vurdu. Karar Türkiye’yi iç çekişmelere sürükleyecek. CHP ve DSP’nin söz konusu düzenlemelere itirazına onay verilmesi, darbeler sürecindeki duraklardan biri gibi görülebilir. Bu sürecin nihai hedeflerini, aynı mahkemenin iktidar partisini kapatıp, Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül dahil 71 parti üyesine beş yıllık siyaset yasağı getirmesiyle tamamlaması bekleniyor.

Mahkeme cumhurbaşkanının şekil bakımından onay verdiği değişikliği reddetmekle yetinmedi ve düzenlemenin anayasaya uygun olmadığını belirtti. Mahkeme düzenlemenin, anayasanın ikinci, dördüncü ve 148. maddelerine aykırı olduğu görüşünde. Mahkeme bu çerçevede, üniversitede başörtüsüne izin verilmesinin laiklikle çeliştiğine hükmetti.

Diğer yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye Anayasa Mahkemesi’nin kararından sadece bir gün önce 2001’de türban taktıkları için işe alınmayan iki öğretmenin davasını geri çevirerek, Türk mahkemesinin üniversitelerde türban iznini iptal kararına açıkça katıldı; hatta işbirliği yapmış oldu. AİHM türbanın engellenmesinin özgürlükleri ve insan haklarını ihlal etmediğini belirtti. Bu karar öncelikle Türkiye’deki özgürlüklere ağır darbe vurdu; zira başörtüsü takmak bireysel özgürlükler kapsamındadır.

İkincisi dini özgürlüklere darbe vurdu. Zira başını örtmek dini bir yükümlülük ve herkes bu tercihe saygı duymalı. Üçüncüsü, kadınlar arasındaki eşitliğe ağır darbe vurdu: Bir başörtülünün üniversiteye alınmaması, başı açık öğrenciyle aynı eğitim hakkını elde etmesini engeller. Dördüncüsü, bu karar Türkiye’deki demokratik pratiğe ağır bir darbe. Zira anayasal düzenleme yapmak, halkı temsil eden meclisin hakkıdır. Anayasa Mahkemesi’nin kanun koyma, anayasayı yorumlama ve laikleşmenin ne anlama geldiğini açıklama hakkı yoktur.

Beşincisi, karar halkı temsil eden ezici çoğunluğun iradesine saygı göstermedi. Söz konusu anayasal düzenleme 550 vekilin 411’inin oyuyla geniş destek elde etmişti. Altıncısı, karar sosyal dürtüleri körükleyerek ve Türk toplumunun çoğunluğunda azınlığın baskısına maruz kaldığı hissini uyandırarak, sosyal istikrara ağır darbe vurdu. Karar, AKP’nin tıkanıklığı kaldırma çabalarını sıfır noktasına götürdü.

Dahası, siyasi bağlamda artık daha büyük bir tıkanıklık söz konusu. Çoğu İslamcı aynı kronik sorunu -yani, aşırılıkçı laiklerin İslamcıları bir kez daha çıkmaza soktuklarını- tekrar gündeme getirebilir. Aşırılıkçı laikler Erbakan’a ‘aşırı’ diye karşı çıkmıştı. Şimdi ‘ılımlı’ Erdoğan’ı kabul etmiyorlar. Bu durum, Müslümanların haklarını elde etme amacıyla şiddete başvurabilecek aşırılıkçı dini hareketlerin ortaya çıkmasına yol açmaz mı? Sekizincisi, Anayasa Mahkemesi’nin intihar

kararı Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası düzlemde ‘küçülmesine’ yeniden kapı açıyor. Ankara’nın farklı dış platformlarda imajının iyileştiği bir zamanda karar, Türkiye’nin kendi iç işlerine odaklanmasına yol açacak bölücü sonuçlarıyla geliyor; Türkiye’nin içine kapanmasını, bölgesel ve uluslararası denklemlerden çıkmasını isteyenlere de en iyi hediyeyi sunuyor.

Son olarak, karar AKP’ya açılan kapatma davasının sonucuna dair güçlü bir gösterge. Özellikle de türban düzenlemesi kapatma talebinin temelinde yer alırken... Dolayısıyla partinin kapatılması an meselesi.

(MUHAMMED NUREDDİN : Lübnan gazetesi Sefir, Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü, 6 Haziran 2008)

Radikal gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim