Anayasa krizini çözmeden siyasi krizler bitmeyecek

26.12.2008 06:16

Mustafa Şentop

Yüksek Seçim Kurulu (YSK)'nun son kararı, Türkiye'deki gerçek tartışmaları ortaya çıkarması sebebiyle çok önemli bir karardır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, dün ve bugün devam eden tartışmaların en masum tarafı YSK'dır.

Zira, YSK, seçimin işleyişine halel getirmeyecek bir yolu, pratikte geçerli olacak Danıştay kararını esas almak zorundadır. Aksi halde, önümüzdeki günlerde verilecek başka Danıştay kararlarıyla zor durumda kalabilir. Bu sebeple, kanaatimizce, son iki günün tartışmasında YSK bir taraf olarak addedilmemelidir.

Olayı kısaca özetlemek gerekirse, Anayasa Mahkemesi (AYM), 6 Aralık günü Resmî Gazete'de yayımlanan kararında, 22 Mart 2008 tarihli, 5747 sayılı kanunla kapatılan bazı belediyelerin, kapatılmasını uygun bulmamıştır. AYM kararının gerekçesinde, kapatılan belediyeler için kullanılan kriterin, 2000'in altında oya sahip olma kriteri olduğu, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarının bir idari işlem olması hasebiyle dava konusu edilebileceği, nüfus sayımı sonuçlarını dava eden belediyelerin tüzel kişiliklerini korudukları ifade edilmektedir. Gerekçeye göre, bu belediyelerden nüfus sayımı sonuçları hakkında iptal davası açanlar "kapatılamayacaktır".

AYM, kararını verdiği tarihte, kapatılamayacak belediyelerin sayısını bilmekteydi. Çünkü AYM'ye göre, iptal davası açabilmek için mevzuatta 60 günlük süre tanınmıştır; bu sürenin başlangıcı ise, en son, belediyelerin kapatılacağına dair kanunun Resmî Gazete'de yayımlandığı tarih olan 22 Mart 2008 olabilir. Bu durumda, AYM'ye göre, kapatılamayacak belediyeler, 21 Mayıs 2008 gününe kadar dava açmış olan belediyelerdir. Bu belediyelerin durumu, Danıştay'da açılmış davaların sonuçlarına göre belirlenecektir. Danıştay'ın 19 Aralık 2008 günü vermiş olduğu karar, temelde AYM kararından yola çıkmaktadır. Ancak Danıştay, AYM kararının gerekçesini bağlayıcı kabul etmemektedir. Nüfus sayımı sonuçlarının iptali ile ilgili davaların açılma süresi, AYM'ye göre 22 Mart 2008'den başlarken, Danıştay'a göre, 6 Aralık 2008'de başlamaktadır.

Danıştay içtihat mı değiştiriyor?

Bu hukukî ihtilafın bizi ilgilendiren birkaç yönü vardır. Birincisi, AYM kararını alırken, esas aldığı tarihlere göre, 21 Mayıs 2008 günü itibarıyla dava açmış belediyelerin tüzel kişiliğinin devam ettiğini söylemektedir. Bu sayı bellidir. Danıştay ise, dava açma süresini hukuken kabul edilemeyecek bir yorumla, 10 aya yakın bir süre uzatmış olmaktadır. Böylece, AYM'nin belirlediği belediyelerin sayısını artırmaktadır. Başka bir ifade ile, Danıştay, AYM'nin karar gerekçesini dikkate almayarak, kararın kapsamını değiştirmiş olmaktadır. Bir şekilde, kararı yeniden yorumlayıp içeriğini değiştirerek, AYM'nin fonksiyonunu üstlenmektedir. Böylece yaklaşık on yıldır devam eden yasama ve yürütme ile yargı arasındaki çekişmelere, yargı kurumları arasındaki çekişmeler de eklenmiş olmaktadır. Yargıçlar iktidarı, hangi yargıçların iktidar olacağı tartışmasına dönüştürülmüş olmaktadır.

İkinci önemli mesele ise, tartışmanın temelini teşkil eden, AYM'nin karar gerekçelerinin bağlayıcı olup olmadığı hususudur. Danıştay, AYM'nin gerekçesine itiraz edip, yeni bir yorumla, farklı bir sonuca varmıştır; o halde, Danıştay'a göre, AYM'nin karar gerekçesi bağlayıcı değildir. Bağlayıcı olsaydı, Danıştay farklı bir yorumla karar veremezdi. Bu konuda, bir bildiri yayımlayan AYM'nin 8 üyesi de aynı fikirde olmalıdır. Ancak, Danıştay'ın yaklaşık 20 yıldır, AYM kararlarının gerekçesini esas alarak vermiş olduğu kararlar mevcuttur. Özellikle, başörtüsü yasağı, sadece AYM kararlarının gerekçesine dayandırılmaktadır. Danıştay birçok kararında, başörtüsü ile ilgili AYM karar gerekçesinin bağlayıcı olduğunu ifade etmektedir. O halde, Danıştay içtihat mı değiştirmektedir? Yoksa başörtüsüyle ilgili kararlar farklı bir mülahazaya mı dayanmaktaydı? AYM karar gerekçeleri başörtüsü kararında olduğu gibi, bağlayıcı ise son Danıştay kararı nasıl verilmiştir? Gerekçeler bağlayıcı değilse, neden sadece gerekçeye dayandırılarak başörtüsü yasağı sürdürülmektedir?

AYM üyelerinin bir kısmının Danıştay yanında yer alarak, bildiri ile tartışmaya katılması da önemli bir sorundur. Bu 8 üyeden 5'i, AYM'nin belediyelerle ilgili kararında muhalif kalan üyelerdir. AYM'nin söz konusu kararı, 6'ya 5'le alınmış bir karardır. Bildiriye katılan 3 üye ise, söz konusu kararla ilgili toplantılarda bulunmayan üyelerdir. Karara muhalif kalan üyelerin, karşı görüşlerini kamuoyu önüne taşımaları doğru bir hareket değildir. Asıl mesele, bu bildiride yer alan, AYM Başkanı tarafından yapılan açıklamanın Mahkeme'nin görüşünü yansıtmadığı iddiasıdır. Başkanın açıklaması dikkatle okunursa, yeni bir şey söylemediği, AYM'nin 6 Aralık'taki kararını tekrarladığı anlaşılacaktır. AYM görüşü, AYM kararıdır. AYM kararı ise bütün üyelerin hemfikir olduğu karar değildir; böyle bir gereklilik yoktur. AYM kararı çoğunluk üyelerinin kararıdır. Diğer üyelerin görüşü ise "azınlık görüşü"dür. Kendileri muhalif oldukları için AYM kararını "mahkeme görüşü" değildir, diye nitelendirmek her şeyden önce mahkemeyi rencide etmelidir.

AYM ile Danıştay arasındaki bu tartışma Türkiye'nin dikkatini kurumlar arasındaki tartışmalara ve sorunların gerçek kaynağına yöneltmelidir. Sorun bir "iktidar" sorunudur; yüksek mahkemeler bu "iktidar"ı paylaşmak için tartışmaktadır. Yüksek mahkemeler yargı organı olduklarını unutup Türkiye'yi yönetmeye talip olmaktadırlar. Türkiye'nin sorunu "Yargıçlar İktidarı" sorunudur. Bu tartışmalar yeniden yeni bir anayasa fikrine dönmemize yol açmalıdır. Türkiye'nin temel krizi anayasa krizidir; bu yolda ciddi bir adım atmadan siyasi krizler sona ermeyecektir.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim