1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. 'Anadili' bahsine ilişkin iki yanlış
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

'Anadili' bahsine ilişkin iki yanlış

A+A-

Kemal Kılıçdaroğlu, Tunceli mitinginde "Herkesin anadilini özgürce konuşmasından yanayız" demiş.

"Anadil" konusunda doğru, yerinde bir açıklama bu. Ancak o derecede "zamansız" da bir açıklama değil mi bu? "Anadili özgürce konuşmak"? Bu en tabii hakkı engelleyen dönemsel utanç verici yasak çoktan "tarih" olmadı mı? Üstelik bu zamansız açıklamayı Tunceli'de yapmak, aferin doğrusu!

Kılıçdaroğlu'nun "anadili" konusunda bir başka açıklaması da şöyle imiş: "Anadili öğrenme konusunda zaten bir sorun yok. Anadili öğrenme konusunda bizim bir sınırlamamız söz konusu değil, öğrenebilirler. Ama anadilde eğitimi biz uygun görmüyoruz."

Doğrusu bu da gülümsetici bir açıklama... "Anadili öğrenme konusunda" nasıl bir sınırlama olabilir ki zaten. Adı üzerinde "anadili"; "anaların" çocuklarıyla anadillerinde konuşmasına nasıl bir sınırlama getirilebilir ki zaten...

Görüyorsunuz, Kılıçdaroğlu da (çünkü başkaları da var) Kürt seçmenlerin "anadili" konusundaki taleplerinin nerelere ulaştığının farkında bile değil sanki. Ben onun yerinde olsaydım -söyleyecek bir sözü olmadığına göre- bu konunun kapağını bile açmamayı tercih ederdim doğrusu.

"Siyaset"in -hele de "sosyal demokrat" bir siyasetin- toplumsal talepleri bu derece geriden takip etmesiyle karşılaşılmamıştır herhalde...

* * *

"Anadili" konusunda devam edelim. Diyarbakır Merkez Sur Belediyesi Başkanı Abdullah Demirtaş'ı tanıyanınız çoktur. Demirtaş'ın başına önceki belediye başkanlığı döneminde neler geldiğini de hatırlıyorsunuzdur belki. Başkanı bulunduğu belediyenin verdiği hizmetlerin herkese daha kolaylıkla ulaşabilmesi için Kürtçe'yi belediyeye soktuğu için İçişleri Bakanlığı tarafından görevinden alınmıştı. Olayı iyi hatırlıyorum, çünkü bu ceberut uygulamayı zamanında ben de sert biçimde eleştirenler arasındaydım. Bakanlığın gözünü açmak için binlerce İngiliz vatandaşının yurt bellediği Didim'de su faturalarının -belediyece- İngilizce basıldığını da hatırlatmıştım.

Ama bugün görüyoruz ki, Abdullah Demirtaş, belediyenin temizlik ve fen işleri müdürlüğünde hizmet alımı yolu ile alınan taşeron işçilerde Türkçe'nin yanı sıra Kürtçe'nin Kurmanca ve Zazaca lehçelerinden en az birini bilme zorunluluğu getirmiş.

Önümdeki habere inanamadım doğrusu... Ama bugün üçüncü gün, Demirtaş'tan hâlâ bir yalanma gelmedi.

Önümdeki habere göre Demirtaş, "Belediye olarak yaptırdığımız anketlerde Sur İlçesi'nde oturan halkın yüzde 72'sinin Kürtçe'nin Kurmanca ve Zazaca lehçesiyle konuştuğu için, halkın sorunlarına daha iyi eğilmek ve onlarla etkili bir iletişim sağlamak amacıyla personel alımına bu zorunluluğu getirdik. Belediyeler halk için vardır. O halka hizmet götürmek için de onların anadillerinde hizmet götürmek gerekiyor. Biz de bunu yaptık" diyor.

Ne kadar (o sinir bozucu ifadeyle) "talihsiz" bir açıklama bu... Bu "talihsizlik"i test etmek çok da kolay üstelik. Şöyle bir test mesela:

Bugün pek çok Avrupa ülkesinde temizlik ve fen işlerindeki hizmetlerin önemli bölümünü göçmenler yerine getiriyor. Bu göçmenlerin bir bölümü de yaşadıkları ülkenin hakim dilini bilmiyor. Bu durumda bu ülkelerin birinde bir belediye ortaya çıkıp da, "Bizim dilimizi bilmeyen bu işçileri işten çıkarıyor ve yerlerine anadilimizi bilen işçileri alıyorum, çünkü belediyeler halk için vardır" dese kopacak kıyameti tahmin edebiliyor musunuz?

Aslında bu kadar uzağa gitmeye de gerek yok. Türkiye'nin batısından bir belediye benzer şekilde "İlçemizdeki Kürtlerin Türkçesi 'iletişim' için yeterli olmadığından bundan böyle temizlik ve fen işlerinde sadece Türklere iş vereceğim" dese bu toplumun hiç değilse bir kesiminin haklı olarak kıyamet koparacağını tahmin etmiyor musunuz?

Toparlayacak olursak: Türkçe, Kurmanca, Zazaca veya diğer anadillerini bilmek, temizlik ve fen işlerinde işe alınmak için niçin bir ayrıcalık oluştursun? Bu işçiler kamuoyu yoklaması için kapı kapı dolaşması gereken "anketörler" olmadığına göre, dil merkezli bu ayrımcılık neden? Eline süpürge alan ya da bir temizlik aracının direksiyonuna geçen belediye işçisi Kurmanca ya da Zazaca'yı çalışırken hafiften türkü tutturmak dışında hangi "iletişim" amacıyla kullanacak?

Abdullah Demirtaş'ın bu her bakımdan yanlış kararından döneceğini umut ediyoruz. Belediyede Türkçe bilmeyen hemşehrileri ile daha iyi iletişim kurulabilmesi için Kürtçe bilen elaman istihdam etmesine kimse bir şey diyemez. Belediyesinin verdiği hizmetlerde Kürtçe'yi kullanmasına da benzer şekilde kimse itiraz edemez. Ama iş temizli ve fen işlerinin seçiminde Kürtçe bilmenin bir zorunluluk haline getirilmesine gelince, bunun yanlış, zararlı, kötü çağrışımlara açık bir uygulama olduğunu da hatırlatmamız gerekir.

Ve öyle sanıyorum ki, bu uygulama sadece anadili bahsi açılınca "kıvranan" Kılıçdaroğlu'nun değil, Kürtçe'nin devlet okullarında eğitim dili olarak kullanılmasından yana olanların da tepkisini çeker. Çekmelidir üstelik.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT