Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

An gelir

A+A-

Orhan Veli baş şairlerimdendir. Ama şuncacık yaşıma rağmen benim bile “olmaz olmaz” dediklerim “oldukça” daha bir sık anar oldum Veli’nin oğlunu. Özellikle de şu satırlarını:

“Her şey birdenbire oldu

Birden bire vurdu günışığı yere

Gökyüzü birdenbire oldu

Mavi birdenbire

Her şey birdenbire oldu...”

Evet, kuşkusuz niteliksel birikimlerin dönüşüm anları son yıllarda yoğunlaştığı, ardı ardına geldiği için ânın hikmetine vardık pek çoğumuz.

Elbette, ödenen onca bedelin, çekilen sıkıntıların, cüretkârların, organikliğinden feragat eden aydınların... katkısı var şahit olduğumuz keskin dönüşümlerde.

Ama bu gerçek ânın ve sonrasının büyüsünü değersizleştirmiyor; bilakis yeni değişimlerin pekâlâ mümkün olduğuna, bir ilk adıma baktığına ve o ilk adımın zamanının da şimdi olduğuna dair umudumuzu, kararlılığımızı arttırıyor.

Görüyoruz, reel politikanın aslında dünle birlikte yitip giden zorunlulukların, içine ne koysanız kaldıracak aşureyi nar tanesi yok diye yapmamaktan daha anlamlı olmayan “Avrupa gibi olsaydık”ların, Kaliforniya’daki Zabriskie Point’ten (İsterseniz Bkz. Michelangelo Antonioni/1970) daha stratejik olduğunu rahatlıkla kanıtlayamayacağınız “eşsiz” coğrafi konumumuzun... bizleri statükoya mahkûm eden dayatmaları bir bir yıkılıyor işte.
Kardeş Dursun (Fena olmaz Bkz. Osman Seden/ 1945) isimli filmindeki bir boğaz sahnesinin “düşman gemilerinin boğaz girişini net bir şekilde görecekleri” gerekçesiyle yasaklandığı dönemlerden, “namusumuz” hudutları “Entegre Sınır Yönetimi Eylem Planı” ile ecnebilerle birlikte daha iyi koruyabileceğimizi tartışacak aklıselime terfi ettik bir anda.

Yalnız memleketin tapusunun değil, hüviyetlerimizin bile sahibi olduklarını söylediklerinde “lafı mı olur paşam” çektiğimiz askerlere bir YAŞ gecesi rüyası kadarcık zaman diliminde patronun halkın iradesi olduğunu hatırlatıverdi siyasilerimiz.

Darbe yaptıklarında, işkence tezgâhlarının başını tuttuklarında, canlara kıydıklarında bırakın hesap sormayı, yargılanmalarını ima ettiğimizde yargılandığımız muvazzaflarımız, polis şeflerimiz, siyasi iradenin yarattığı atmosferi doğru okuyan ‘birkaç iyi adam’ın (Mutlaka bkz. Rob Reiner/ 1992) “dem bu demdir” deyip hukuka sahip çıkmaları sayesinde bugün yargılanıyor.

Daha neler oluyor neler...

Bir savcı çıkıyor, yalnızca düşündüğünü yazan gazeteciye, talebini haykıran üniversite öğrencisine dava açılması talebini reddediyor.

Bir hakim, faturasını ödemediği için suyu kesilen yoksul bir annenin yanında saf tutup “devlet vatandaşını en temel hakkından mahrum bırakamaz” kararının altına imza atıyor.

Bir hoca, rektörünün karşına dikilip “tesettürlü öğrencime dokunamazsın” diyor...

Her şey birden bire oluyor. Geciken huzur, demokrasi, adalet bir ölümlünün o küçük adımı atacak cesareti bulduğu âna bakıyor.

Başka bir hayatın bu memlekette de mümkün olduğunun farkına varan Kürtler, solcular, dindarlar, Aleviler... de konjonktürün dayattığı ânın farkına varacak siyasilerin icraatlarına.

Devrimlerin altın çağı için hiç bu kadar müsait olmamıştı memleket.
Bu halk artık;

Ceberut laikle itidalli bir çözüm değil, türban sorununa cesur bir çözüm bekliyor sizden mesela.

Kışın kapıya dayandığı bugünlerde yoksulların karşısına, babalık davasından ret için savunma yapan biri gibi değil, hısım gibi çıkmanızı istiyor sizden mutlaka.

Kürt çocuklarına anadillerini armağan etmenizi, Alevilere, dininizi dayatmamanızı bekliyor...

An geldi.

 

Nelerin mutlaka olacağını keşfetmek

Sanem Altan da geçtiğimiz çarşamba günü Vatan’daki köşesinde, Exupery’nin meşhur Küçük Prens’indeki Evreni yöneten Kral’ın sözleriyle hatırlatıyordu Başbakan Erdoğan’a, nelerin mümkün olduğunu:

“Evrendeki her şey benim emirlerime uyar. Sabahları güneşe ‘Doğ’ derim, o da doğar. Akşamları güneşe ‘Bat’ derim, batar. Yıldızlara akşam olunca ‘Parlayın’ derim, parlarlar.”

Başbakan da, Kemal Kılıçdaroğlu da, hukukçularımız da, yazarlarımız da, bizler de kulak vermeliyiz Sanem’in sözlerine:

“Görüldüğü gibi yönetmek hiç de zor değil. Olacakların olması için emir vermek yeterli. Sadece neyin olacağını bilmek gerekiyor. Benim fikrim... Başbakan, nelerin ‘mutlaka’ olacağını keşfedebilirse, onların olması için ‘emir vermekten’ korkmaz ve ‘evreni’ yönetebilir. Tabii bunu gerçekten istiyorsa!”

TARAF

YAZIYA YORUM KAT