1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Amerikan Dizisi “Designated Survivor”da Algı Operasyonu
Amerikan Dizisi “Designated Survivor”da Algı Operasyonu

Amerikan Dizisi “Designated Survivor”da Algı Operasyonu

​​​​​​​Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bu kadar açıktan ve böylesine cepheden yapılan bir saldırıya medyada rastlamıştık, ancak dizi film dünyasındaki alçaklığın bu boyutuna ilk kez tanıklık ediyoruz sanırım…

A+A-

Ali Saydam, Yeni Şafak gazetesindeki yazısında ABD’de yayınlanan “Designated Survivor” adlı dizide Türkiye aleyhine oluşturulan algıyı analiz etmiş:

Bazıları şaşırmış. Ben şaşırmadım. Benim gibi Kamu Diplomasisi konusuna merak salmış olanlar da şaşırmamıştır. Kamu Diplomasisinin temelini oluşturan Algılama Yönetimi’nin ilk tanımını yapan ABD Savunma Bakanlığı’nın ve bu stratejiyi bir devlet refleksi haline getiren Beyaz Ev’in kendi vatandaşlarının ve dünya halklarının algılarını nasıl yönettiğini biraz bilenler, ABD sisteminin bu yolda popüler kültürü, bu arada Hollywood’u, film ve dizi sanayiini nasıl yönettiğini çok iyi bilirler. O nedenle Amerikan filmlerinde zırt pırt ortaya çıkan subliminal mesajlarla karşılaşmak şaşırtıcı olmaz onlar için.

Netflix platformunda gösterilen ve ilk bölümünden beri izlediğimiz Designated Survivor dizisinin ne hikmetse son bölümü Türkiye’de gösterilmemişti. Merak ediyorduk nedenini. İçinden 12 dakikalık bir bölüm sosyal medyada dolaşmaya başlayınca işin rengi anlaşıldı. Ağır bir FETÖ propagandası ve galiz bir Erdoğan düşmanlığı ve hadsiz aşağılaması vardı dizinin bu bölümünde.

Bu yerleştirme sadece FETÖ terör örgütünün lobicilik çalışmaları sonucu oraya yerleşmiş olamaz… Kesinlikle işin içinde ABD resmi örgütlerinin, ya da onların kendi içlerinde birbirlerine düşmüş kanatlarından birinin parmağı vardır… Cumhurbaşkanımıza bu kadar açıktan ve ve böylesine cepheden yapılan bir saldırıya medyada rastlamıştık, ancak dizi film dünyasındaki alçaklığın bu boyutuna ilk kez tanıklık ediyoruz sanırım…

Tarihe not düşmek adına o bölümün içinden bazı parçaları aşağıya alıyorum:

Washington’daki Türk Büyükelçiliği’nin önü…

Birkaç yüz Türk ‘aktivist’ ve başlarında onların lideri Nuri Şahin(FETÖ’nün çete başı) Türkiye Cumhurbaşkanı Fatih Turan (Sayın Cumhurbaşkanımız) aleyhine gösteri yapıyorlar. Turan, NATO ile ilgili görüşmeler yapmak üzere ABD’ye gelmiştir.

Nuri Şahin heyecanlı bir konuşma yapıyor: “Geçen ay yüzlerce gazeteci ülkeden kovuldu. Muhalefet susturuldu. Bazıları öldürüldü. Başkan Turan ise 20 milyon dolara yeni bir villa yaptırmaya başladı.”

O sırada protesto haberini veren televizyon spikerini görürüz: “Aktivistler, Başkan Turan’ın ABD’nin Türkiye’deki havaalanları için ödediği kira bedelini artırma talebine karşı çıkıyorlar.”

Bir sonraki sahnede ABD Başkanı’nın Oval Ofisindeyiz. Başkan özel kalem müdürü ve danışmanı ile haberi değerlendirmektedir:

- Turan savaş için yardım sandığı kuruyor. Paraya ihtiyacı var; 6 ay içinde seçim olacak.

- Evet. Satın alması gereken çok oy var.

- (ABD Başkanı) Bizim paramızla olmaz bu işler. Zaten fazlasıyla kira ödüyoruz. Yılda 6 milyar dolar…

- Ben parayı bulmaya hazırım efendim. Bu havaalanlarının stratejik değeri çok büyük… Nükleer silahları orada saklıyoruz. Bu sahalar olmazsa Rusya Ortadoğu’yu kendi kişisel savaş alanına dönüştürebilir.

- Bu yüzden ortak çıkarlarımız konusunda ikna edici olmalısınız Efendim. ABD – Türkiye temel ittifakının geleceğini güvence altına alalım.

- (ABD Başkanı) Yani piçe biraz oksijen verelim demek istiyorsun.

- Evet, Bunu yapmanın en basit yolu budur.

Bir sonraki sahnede ABD Başkanı ve Türkiye Başkanı Beyaz Saray’ın önünde kürsüdedirler. Başkan Turan konuşmasının bir yerinde aralarından mutabık kaldıkları metinin dışına çıkar ve der ki: “Nuri Şahin’i derhal bize teslim edin. Hükümetime karşı başarısız bir darbe düzenledi. Ve şimdi burada kutsal bir yuva buldu kendine…”

ABD Başkanı çok sinirlenmiştir. Oval Ofis’te iki başkan arasında tartışma devam eder:

- (ABD Başkanı) Anlaşılan sizin diplomatik bir derse ihtiyacınız var. Hazırlanan metinler üzerinden konuşulur ve insanlar birbirlerini utandırmazlar.

- (Başkan Turan) Ben utanmadım fakat siz utanmalısınız. Bir devlet düşmanına sığınma hakkı verdiğiniz için utanmalısınız.

- (ABD Başkanı) Biz hiç kimseye sığınma hakkı vermedik.

- (Başkan Turan) O halde Şahin’i iade edin adaletle yüzleşsin.

- (ABD Başkanı) Bunun yasal bir dayanağı yok. O bir suç işlemedi.

- (Başkan Turan) Senin ülkende işlememiş olabilir! Bizimkinde o bir katil! Darbe girişiminde 97 sivil kişi öldü.

- (ABD Başkanı) İstihbaratımız darbe girişiminin Türk ordusunun bir hizbi tarafından gerçekleştirildiğini söylüyor. Sayın Şahin’in bununla hiçbir ilgisi yoktur.

- (Başkan Turan) Sizin istihbaratınız problemli… Türk iç işlerine müdahale etme dürtünüz de öyle!

-(ABD Başkanı) Tam tersi söz konusu… Eğer onu iade etmiş olsaydık, müdahale etmiş olurduk.

Bir sonraki sahnede durumu danışmanları ile değerlendiren ABD Başkanı der ki: “Şu an için Nuri Şahin demokratik ve laik Türkiye için tek gerçekçi umuttur. Bu yüzden Turan’a karşı böyle bir tehdit oluşturuyor.

- Efendim, Türkiye ile uluslararası bir dalaşmayı göze alamayız.

- (ABD Başkanı) Haklısınız… Emily, sen Seth ile birlikte PR çalışmalarına başla. Saldırgan olsun. Diğer ikiniz de müttefiklerimize ulaşın.

Bundan sonra NATO komite çalışmasını görürüz. NATO giderlerinin büyük bir kısmını karşılayan ABD toplantıyı domine etmektedir. ABD Başkanı ile Şahin’in iade konusunu tartışan Turan, katılımcıların da kendisine karşı tavır almasıyla toplantı salonunu terk eder.

Bu sırada Nuri Şahin’in Oval Ofis’te ABD Başkanını ziyarete geldiğini görürüz:

- (Nuri Şahin) Demokrasinin peşinden koşmanın tek değerli yolu vardır. Nattan Hale’in dediği gibi: “Sadece ülkemize verecek bir hayatım olduğu için üzülüyorum.”

- (ABD Başkanı) Ülkemde güvende olduğunu bilmeni isterim. Yaptığın şeye hayranım… Umuyorum ülkene geri dönebileceksin.

Türkiye Başkanı’nı yeniden Oval Ofis’te görürüz ve iki başkan hararetli bir tartışmaya girerler:

-(Türkiye Başkanı) Nuri Şahin ile bir basın toplantısı mı yapıyorsunuz?

-(ABD Başkanı) Sadece bunu değil, birçok şeyi yapacağım. Sadece halkınıza değil, aynı zamanda dünyanın geri kalanına Nuri Şahin’in büyük Türk halkına gerçek demokrasi fırsatı sunacak tek kişi olduğunu ve ulusun parlak bir umudu olacağını söyleyeceğim.

İnanılır gibi değil ancak gerçek… Senaryoyu FETÖ’ye yazdırsalardı, ancak böyle bir sonuç alabilirlerdi…

Şimdi bizim kendi kendimize sormamız gereken soru şu: Bu saldırılar karşısında biz ne yapmalıyız? Önce ne yapmamamız gerektiğini söyleyeyim: Yapımcıları kınamak… Netflix’i yasaklamak. Kızmak. Bağırmak çağırmak…

Yapılması gereken ise çok yalın. Aynı silahlarla yanıt vermeliyiz. Popüler kültür taşıyıcılarıyla kendi tezlerimizi anlatmalıyız.

Peki bu yolda atılmış adımlarımızdan haberiniz var mı?.. Benim var. Ancak adımlarımız hem hâlâ çok cılız ve senkron değil. İletişim hareketlerimiz uygun adım ilerlemiyor… Sonra da yukarıdaki durumlarla karşılaştığımızda sinirlenip duruyoruz…

Yazık ki, ne yazık…

Etiketler :

HABERE YORUM KAT