Amerika'da Gazze gündemi

26.01.2009 04:00

Yasin Aktay

Amerikan toplumunun son zamanlarda “kaygısız bir topluma” dönüşmüş olmasından şikâyet edilir. Kimsenin derdini umursamayan, kendi dar-bireysel gündemine kapanmış insanlardan oluşan koca bir toplum. O yüzden herkesin herkes kendi derdinde, kendi gündeminde olması, ilgilense bile bir tepki vermemesi kanıksanmış durumda. Bunun Amerika'nın sosyal sermayesini ciddi bir biçimde tükettiği için tam bir “kaygı kaynağı” olması da sözkonusu. Ancak Bush yönetimi altında halkın bu kaygısızlığının bedelini çok ağır ödemiş olması, dolayısıyla en azından kendi ülkesinde olup bitenlerle ilgilenmeye başlamış olduğu fark ediliyor. Seçim gösterileri, Obama'nın devir-teslim törenine katılım, bu konuda beklentilerin biraz daha topluca ifadesi aslında Amerikan toplumunda bir bakıma toplumsal kaygının dirilişini, bu vesileyle de toplumsal sermayenin de canlanışını ifade ediyor.

Sözkonusu olan Filistin-İsrail gündemi olduğunda toplumun tamamına hakim olan bir görüşün varlığından bahsetmek zor. İsrail güdümlü basın son Gazze saldırısını İsrail'in kendini savunma hakkı olarak yansıtmayı fena halde başarmışsa da, Amerikan halkının bir kısmının gerçeğin en azından başka yönlerine muttali olmasını engelleyebilmiş değil. O yüzden Gazze'ye saldırıları yansıtan Amerikan medyasından bile “habire saldıran İsrail”,” direnen Filistin”, “ölen Filistinli çocuklar”, “evleri yurtları darmadağın olan Filistinli aileler”le ilgili görüntülerden gözler ne kadar kapatılsa da kaçılamıyor. O yüzden Obama Hamas'ın roketleriyle İsrail'i taciz etmeye hakkı olmadığı kadar İsrail'in bombaları ve ablukaları altında umutsuz bırakılan bir Filistin'e de seyirci kalınamayacağından bahsetmek zorunda kalıyor.

Amerika'nın birçok yerinde İsrail'e karşı protesto gösterilerinin ağırlıkla Müslümanlar tarafından yapıldığını ve Amerikan halkının bunlara kayıtsız kaldığını sanıyordum. Oysa Florida'da trafiğin yoğun olduğu bir kavşakta toplaşmış ve çoğunluğunu Amerikan vatandaşlarının oluşturduğu bir gösterici grubunun arasında görebildiğim kadarıyla hiç Arap veya Müslüman yoktu. Ellerindeki Filistin bayraklarını yoldan geçen araçlara karşı sallayarak ve “Katil İsrail” diye sloganlar atan gruba yoldan geçen araçlardan hatırı sayılır bir destek de ifade ediliyordu. Amerika'da yaşayanlar benzer manzaraların Amerika'nın her yanında görülebildiğini aktarıyorlar.

Bu arada Amerika'daki Yahudi lobilerinin de olayın Filistin'le ilgili boyutundan ziyade Türkiye'nin bu konudaki tavrını izlemeye daha fazla yoğunlaşmış olduğu anlaşılıyor.

Başbakan Erdoğan'ın İsrail'e yönelik eleştirilerini dikkatle ve kaygıyla izleyen Yahudi Lobileri, geçtiğimiz günlerde Erdoğan'a, İsrail'e yönelik eleştirilerinin yol açmakta olduğu anti-semitist dalga dolayısıyla kaygılarını bildiren bir mektup yayınladılar. Türkiye'de İsrail'e yönelik protesto hareketlerinin başbakanın konuşmalarından cesaret bulduğunu ifade eden mektup, İsrail'in Gazze saldırısında parçalanan bebek bedenlerine çoğu çocuk ve kadın 1330 insanın fosfor bombaları altında feci bir şekilde yanmalarına, dahası Gazze'nin aylarca insanlık-dışı bir abluka altında gayr-ı insani yaşam şartlarına mahkum edilmesine hiç değinmiyor tabi. Buna mukabil, İsrail devletinin Gazze politikasını bütünüyle desteklediğini alenen ilan ediyor. Yani bir bakıma Gazze'de işlenen her cinayetin de ortağı olduğunu ikrar ediyor.

İsrail'in ölüm saçan silahları altında savunmasızca can veren 1330, yaralanan 6000 ve evleri darmadağın olan yüzbinlerce Filistinlinin “âh” seslerine anti-semitizm tehlikesi taşıyor diye utanmadan şikâyette bulunuyorlar.

İsrail saldırganlığına yönelik protestoların Yahudi düşmanlığı söylemleri üreten örneklerine her aklı başında insanın karşı çıkması gerektiği bizzat başbakan tarafından da defalarca söylendi. Ancak daha ötesini engellemek hiç kimsenin değil, aslında sadece ve bizzat İsrail'in veya İsrail'in politikalarına destek veren Yahudilerin elinden gelir.

Üzerinde herkesin gözüne gözüne sokulan Yahudi kimliğini taşıyarak yuvaları dağıtacak, işkenceler yapacak, insanlar öldürecek ve sonra bir Yahudi düşmanlığı oluşmamasını isteyeceksiniz. Bu durumda en aklı başında insanlar bile kendilerini çok zor kontrol edebilirken kitlelerin duygularını kontrol etme sorumluluğunu kendi mağdurlarına yüklemek de tam bir komitacı-lobici pişkinliği. Kimse kusura bakmasın, asırlarca ciddi bir sorun yaşamadan, güvenle Müslümanların yönetimi altında yaşamış olan Yahudilere bugün Müslümanlardan yana bir düşmanlık duygusu oluşuyorsa, bunun en büyük müsebbibi Müslümanlara ölüm ve zulümden başka bir şey olarak yansımayan İsrail ve Siyonist politikalarından başkası değildir. Müslümanlar özleri itibariyle anti-semitist olamazlar çünkü Hz. Muhammed'in kendisi de, bütün Araplar gibi semitik bir kökenden gelir. İsrail ile ilgili sorunun Müslüman tarafı o yüzden hiçbir şekilde özde ırkçılıkla ilgili bir sorun olarak görülemez.

Bu arada mektubun metninde değil ama mektubu yayınlayanların kendi niyetlerini şerh eden açıklamalarında şimdiye kadar “Ermeni soykırımı iddiaları konusunda Türkiye'ye verdikleri desteği gözden geçireceklerine dair açık bir şantajı” dillendirmekten de geri durmuyorlar.

Dediğim gibi, herkesin kendi gündemi var Amerika'da. Mektubun sahipleri de hem cinayet ortağı, hem tehditkâr ve şantajcı… Üstelik de, herkesin bir efsaneye dönüştürmüş olduğu gibi çok güçlüler (!).

Ancak, bu Türkiye'de birilerini üzebilir, ama, güçleri ne kadar olsa da Amerika bile artık onlardan ibaret değil. Türkiye'de artık eli kanlı, şantajcı, mücrimlerin tehditlerine pabuç bırakacak bir ülke değil.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim