1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Amerika'da değişim ve siyaset
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Amerika'da değişim ve siyaset

A+A-

Washington DC. 50 yıl önce olsa beyazların bindiği otobüslere bile binemeyecek bir siyahinin Beyazların Sarayına taşındığı bu tarihi günde, başka bir vesileyle ABD'de bulunduğum için, tarihe biraz daha yakın bir mesafeden tanıklık ediyorum. Biliyorum, bu tarihi güne bu mesafeden tanık olmanın birçok açıdan fazla bir önemi yok. Çünkü olayın bütün detayları bütün yorumlarıyla birlikte dünyanın her yanından naklen izlenebiliyor. O yüzden bu seçimleri izlemek için Amerika'da bulunmak ile Türkiye'de bulunmak arasındaki fark, sadece maçı tribünden izlemek gibi bir fark. Eh, bu da az bir fark sayılmayabilir tabi.

Meydanda toplaşan insanların yüzlerindeki heyecan, coşku, Obama yönetiminden ekonomik, siyasal, moral beklentiler, eski yönetimin yol açtığı siyasi ve maddi enkazdan kurtulmanın sevinci, güvenin en büyük sermaye olduğu bir toplumda yönetime güvenini yitirmiş insanların güven arayışı, dışarıda ölümcül maceralar peşinde koşarken kendi halkını tarihinin en büyük ekonomik krizine maruz bırakan Bush yönetimine duyulan öfke… Bunların hepsinden türdeş bir Amerikan manzarası çıkarmak mümkün değil. Amerika'nın Obama'yı seçmek suretiyle herkesin her beklentisini karşılayacak topyekûn bir değişime karar vermiş olduğunu söylemek de kolay değil, doğru da değil.

Bir yandan, Obama'nın seçimini (daha doğrusu, bir siyahî olduğu halde, görece açık farkla seçimini) mümkün kılan Amerikan toplumunun aşamalı olarak, giderek daha farklı bir nüfus kompozisyonuna, sentezine ulaşmasıdır. Azınlık nüfusları, Katolikler, Hispanikler, göçmenler ve bunların yeni nüfus dalgalarının siyasete ilgilerinin artışı Amerikan toplumunun değişimle ilgili beklentilerinde biraz daha ciddiye alınacak bir etken olmaya doğru gidiyor.

Diğer yandan hiç de azımsanmayacak ve kuşkusuz takdir edilmesi gereken bir değişim de, Amerikan toplumun içinde hatırı sayılır bir kesimin de bir zenciye oy verecek kadar ırkçı eğilimleriyle baş etmiş olmasıdır. Ayrıca bu noktaya gelmiş olmalarında son Bush yönetimi dolayısıyla, özellikle Irak savaş politikasında kendi “Beyaz devletlûları” tarafından “fena halde aldatılmış” olmaya karşı verdikleri “cezalandırıcı” bir öfkenin payı çok büyük. Irkçı duygularından vazgeçmemiş olduğu bilinen birçok beyaz, “zenciye oy veriyor olmayı” bir tür yalancı ırkdaşlarını cezalandırmanın bir yolu olarak görüyor.

Bütün bunlar, tabii ki dünden bugüne-bugünden yarına her şeyi bir devrim keskinliğinde değiştirecek veriler değil. Ancak, en azından münhasıran WASP kökenlilere ait olarak bilinen Amerika'nın artık böyle bir tanıma sığmadığını çok açık bir biçimde göstermektedir.

Bazıları Amerikan seçim tarihindeki genel seyre bakıldığında Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasında neredeyse sıralı olarak el değiştiren iktidarın bu kez Demokratlara geçmiş olmasından öte bir anlam aramayı gereksiz görebiliyor. Oysa bu seçimlerde ortaya daha öncekilerde pek görülmeyen ciddi bir değişim iradesi çıkmıştır. Bunu Obama'ya gösterilen tutkulu teveccühte de görmek mümkün. Daha önceki hiçbir seçimde kitleler seçtikleri başkandan bu kadar büyük beklentiler içinde olmadıkları gibi, devir-teslim törenleri de bu kadar kalabalık ve coşkulu olmuyordu. Obama'nın ilk icraat olarak Guantanemo'daki yargılamaları askıya alan kararı imzalaması ve Irak'tan askerlerinin çekileceğini açıklaması halkının bu yoğun beklentilerini nasıl yorumladığını da gösteriyor.

Obama'nın Amerikalılar için anlamı her neyse de, Türkiye'de Obama dönemi için yapılan yorumların önemli bir kısmı siyaset kavramının kendisi hakkındaki çok ciddi sorunların işaretlerini görmek açısından iyi bir vesile oluşturuyor. ABD'de sistemin hiçbir şekilde değişmeyeceğini, kitlelerin neyi beklerlerse beklesinler bu beklentilerin sistemin sahipleri tarafından manipüle edilerek etkisiz hale getirileceğini söyleyenler oluyor.

Obama dönemi hakkında tabii ki gereğinden fazla iyimser olmak gerekmiyor, kimsenin bir ABD başkanına kefil olacak hali de yok. Ancak toplumsal veya siyasal sistemi bir şekilde sabit ve değişmez bir “öz” gibi varsayan bu tür yorumlar Türkiye'de siyasetin neden bir türlü belli bir kalite derinliğine ulaşamadığını da yeterince açıklıyor. Sıradan insanların bu tarz düşüncelere rağbet etmeleri bir ölçüde anlaşılabilir, ancak bir şekilde köşesi olan, televizyonlarda konuşabilen, yazıp konuştuklarıyla dünyaya fiilen etki edebilen insanların siyaset hakkında bu kadar karamsar olmaları bana çok tuhaf geliyor. Siyaset sahnesinde konuşarak zaten yeterince etkide bulunan insanlar bile dünyada hiç bir şeyin değişmeyeceğine dair sinik veya kaderci bir tutumu rahatlıkla benimsiyorlar. Oysa bizzat bu konuşmaların etkisi altında kalan insanlar üzerinde ciddi bir etkileri oluyor. En basitinden insanların kurulu sistemlere kaderci teslimiyetlerini böylece pekiştirmiş olduklarını fark edebilirsiniz.

Siyasi etkinin veya rolün gerçek aktörler yerine sürekli muhayyel, yani hiç bir zaman gerçek olmayan aktörlere havale edildiği bir ortamda siyasal alan da sürekli olarak o karanlık güçlere terk edilen bir şatoya dönüşür. Karanlıkların prensleri her şeyi belirlediğine göre bize düşen sadece onların ortaya çıkan yarı-ilahi iradelerinin hayran hayran veya öfkeli ama işe yaramaz yorumlarını yapmak düşer.

Unutmamak gerekir ki, Amerikan siyaseti de etiyle kemiğiyle gerçek insanlarla yapılan bir şeydir ve burada da değişim bütün toplumlarda olduğu gibi değişmeyen en önemli sosyolojik gerçektir.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT