1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Amasya'da “Peygamberimizi Anmak mı, Anlamak mı?” Semineri
Amasya'da “Peygamberimizi Anmak mı, Anlamak mı?” Semineri

Amasya'da “Peygamberimizi Anmak mı, Anlamak mı?” Semineri

Özgür-Der Amasya Temsilciliğinde “Kutlu Doğum Haftasında Peygamberimizi Anmak mı, Anlamak mı?” Konusu İşlendi.

A+A-

Dernek Temsilciliğinde Haksöz yazarlarından Mustafa Siel tarafından işlenen konu ile ilgili olarak şu hususlar vurgulandı.

KUTLU DOĞUM HAFTASININ MAHİYETİ

Her yıl peygamberimizin doğumunun miladi tarihi olan 20 Nisanın içinde bulunduğu hafta, pazartesi başlayıp pazar bitmek üzere, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Kutlu Doğum Haftası olarak kutlanmaktadır.

Mevlüd kandili gibi sevap kazandırıcı şekli bir ibadet olarak kabul edilmemek kaydıyla, peygamberimizi daha iyi tanımak – anlamak amaçlı bu tür faaliyetler faydalı olabilir. Lakin maksat peygamberimizi anarak sevap kazanmak olmamalı, peygamberimizi doğru tanıyıp anlayarak, O’nun gibi yaşamaya, O’nun gerçek sünnetine uymaya vesile olmaya çalışmalıdır.

Lakin Kutlu Doğum Haftası faaliyetleri de, peygamberimizi anlayıp O’na uymaktan ziyade, O’nu anarak sevap kazanmak amaçlı olarak algılanmakta ve gerçekleştirilmektedir. Yani Mevlüd kandilinin Miladi takvime göre bir uyarlaması olmaktan öteye geçememektedir.

Üstelik bu haftada yapılan faaliyetlerde peygamberimizi doğru bir şekilde anmaktan ziyade, aşağıda açıklayacağımız peygamberliğinden önce ve sonrasına dair uydurulan yanlış bilgi ve anlayışlar tekrarlanmakta; halkımızda mevcut olan, insanüstü ve tabi olunamayacak – uyulamayacak bir peygamber imajı iyice pekiştirilmektedir.

PEYGAMBERİMİZİ ANMAKLA DEĞİL, MESAJINI İYİ ANLAYIP, O'NUN GİBİ YAŞAMAKLA KURTULUŞA ERİŞEBİLİRİZ

Namazlarımızın son oturuşlarında okuduğumuz salli – bariklerle ve sık sık getirdiğimiz salatü selamlarla peygamberimizi zaten anıyoruz. Bu anmadan maksatta peygamberimize yada kendimize sevap kazandırmak değil, O’na olan sevgimizi, desteğimizi ve O’nun gibi yaşayabilme arzu ve irademizi yenilemek olmalıdır.

Çünkü bize fayda sağlayacak olan peygamberimizi sevap kazanmak amacıyla anmak değil, O’nu çok iyi anlamak ve O’nun gerçek sünnetine tabi olmaktır. Bu amaçla yapılmadığı sürece peygamberimizi anmanın O’na hiçbir faydası olmayacağı gibi, anlayıp sünnetine uymadığımız sürece bize de hiçbir faydası olmayacaktır.

3.Ali İmran 31 ve 32. ayetlerde açıklandığı üzere, Allah’ın sevgi ve rızasını kazanıp cennete gitmenin yolu, peygamberimizin gerçek sünnetine tabi olmak, uymaktır. Yoksa O’nun gibi yaşama çabamız olmadıkça, peygamberimize methiyeler düzüp, ağlayıp sızlamanın hiç kimseye bir faydası yoktur.

Peygamberimizin gerçek sünnetine uymak içinse, Kur’anı ve peygamberimizin hayatını (siyret – siyer) doğru olarak anlamak şarttır. Çünkü peygamberimizin gerçek sünneti, Kur’anı hayatında uygulamasıdır. Kur’anı ve peygamberimizin hayatını doğru olarak öğrenmeden O’nun sünnetini öğrenebilmek ve yaşayabilmek asla mümkün değildir.

Kutlu doğum haftası ve benzeri etkinlikler bu amaçlarla yapılırsa hayırlara vesile olurlar ancak.

MEVLÜD VE MEVLÜD KANDİLİ NEDİR?

Mevlüd doğum zamanı ve doğum yeri manasına gelip, peygamberimizin doğduğu Hicri Rebiülevvel ayının 12. gecesi mevlüd kandili ve kutsal gece olarak kabul edilmekte ve kutlanmaktadır.

Ne Mevlüd kandili, nede Regaip, Mirac, Berat gibi diğer mübarek sayılan kandil geceleri Kur’anda olmadığı gibi, peygamberimiz ve sahabesi tarafından da kutlanmamıştır. Sadece 97.Kadr Suresinde Kadir gecesinden bahsedilmekte ise de, bu gecenin kutlu ve kutlanmasının sevap olduğu değil; Kur’an’ın inmeye başladığı gece olması nedeniyle, Kur’an’ın önemine vurgu yapılmaktadır.

Mevlüd, Osmanlı zamanında Bursa’da 1409 yılında, Süleyman Çelebi tarafından peygamberimizi övmek için yazılan uzun bir şiirdir. İçinde doğrular ve yanlışlar karışık olup, bazı ifadeler ve övgüler şirke kadar varmaktadır.

Mevlüdün Kur’an gibi, sevap niyetiyle, diriler yada ölüler yada peygamberimiz için okunması en hafif tabiriyle bidattir. İçindeki yanlış ve şirk olan hususlar temizlendikten sonra kalan kısmı şiir niyetine okunabilir. Lakin ibadet ve sevap niyetine okunması yanlıştır.

PEYGAMBERİMİZİN DOĞUMU İLE İLGİLİ YANLIŞ İDDİALAR

Peygamberimiz Muhammed (sav) Mekke’de,  Hicri Rebiulevvel ayının 12. Pazartesi günü, yani şu anda kullanılan miladi takvime göre 20 Nisan 571’de, sabaha karşı doğmuştur.

Peygamberimiz her çocuk gibi normal bir doğum neticesi dünyaya geldiği gibi, doğumu esnasında herhangi bir mucize – olağanüstü olay meydana gelmemiştir.

Peygamberimizin doğumu esnasında meydana geldiği söylenen; İran Kisrasının sarayının burçlarının bir kısmının yıkıldığı, gökte bir yıldız doğduğu, Kabe’deki putların bir kısmının yerlerinden düştüğü, Mecusilerin hiç sönmeyen ateşinin söndüğü gibi mucizevi olaylar olduğuna dair iddialar tamamıyla uydurmadır.

Çünkü 28.Kasas Suresi 86. ayette belirtildiği üzere, ne peygamberimizin, nede Mekkelilerin, peygamberimize peygamberlik verileceği gibi bir düşünce ve beklentileri yoktu. Eğer doğumu esnasında yukarıda saydığımız mucizevi olaylar gerçekleşmiş olsaydı, hem peygamberimiz, hem de Mekkeliler; çocukluğundan itibaren peygamber olmasını bekler ve 40 yaşında peygamber olunca da hemen iman ederlerdi.

PEYGAMBERLİKTEN ÖNCEKİ HAYATINA DAİR YANLIŞ İDDİALAR

Peygamberimizin babası Abdullah doğumundan önce, annesi Amine ise 6 yaşında iken vefat ettiler. Dedesi Abdulmuttalib’in 8 yaşında iken vefatının ardından, onun bakımını amcası Ebu Talib üstlendi.

Peygamberimizin 40 yaşında peygamberlikle görevlendirilmesine kadar her hangi bir mucize – olağanüstü olayla karşılaşmadı. Dürüst ve emin bir kişi olarak tanındı ise de, 43.Zuhruf Suresi 30’dan 32’ye kadar olan ayetlerden de anlaşılacağı üzere, toplum içinde önemli sayılan ve dikkat çeken biri değildi. Eğer öyle olsaydı, Mekke’nin ileri gelenlerince peygamberliğinin kabulü daha kolay olurdu.

Bu nedenle, çocukluğunda sütannesi Halime’nin evinde iken meleklerce göğsünün yarılıp kalbinin yıkandığı, ticari bir sefer esnasında başının üstünde devamlı bir bulut bulunduğu ve bir rahibin onun peygamber olacağını anladığı gibi rivayetler uydurmadır.

PEYGAMBERİMİZİN CEBRAİL’İ GÖRMESİ İLE İLGİLİ YANLIŞ İDDİALAR

53.Necm Suresi 1’den 18’e kadar olan ayetlerden anlaşıldığına göre peygamberimiz, ilk vahiy olan 96.Alak Suresi 1’den 8’e kadar olan ayetlerinin vahyedilerek peygamberlikle görevlendirilmesi esnasında; elçi melek Cebrail’i gündüz vakti, açık ufukta belirip iyice yanına yaklaşması şeklinde, melek suretiyle dünya gözüyle gördü.

Yine aynı ayetlerden anlaşıldığına göre, elçi melek Cebrail’i melek suretinde, Yüce Allah’ın ğaybi ayetlerinden bazılarının gösterilmesi esnasında bir kez daha gördü. Aslında melek Cebrail’i ğaybi bir olay olan gökten inişi (nezleten uhra) esnasında gerçekleşen bu görme olayı, yanlış bir isimlendirme olarak mirac (merdivenle yükselme) denmektedir. Ğaybi olaylarda Kur’anda başka doğru bilgi – ilim kaynağı olmadığından, mirac ile ilgili tüm rivayetler uydurmadır.

17.İsra Suresi 1. ayette açıklanan, peygamberimizin bir gece Mekkeden Kudüse yürütülmesi olağanüstü – mucizevi olayın miracla alakası yoktur.

2.Bakara Suresi 97 ile 26.Şuara Suresi 192’den 195’e kadar olan ayetlerden anlaşıldığı üzere, Kur’anın vahyi elçi melek Cebrail’in peygamberimizin kalbi üzerine açık Arapça lisanı ile indirmesi suretiyle olmuş olup, bu vahiylerin indirilişi esnasında peygamberimiz Cebrail’i görmemiştir.

Dolayısıyla, peygamberimiz Elçi melek Cebrail’i melek suretinde, 53.Necm Suresi 1’den 18’e kadar olan ayetlerde açıklanan şekilde 2 defa görmüş olup, bu 2 defadan başka melek yada insan suretinde Cebrail’i gördüğüne dair tüm rivayet ve hadisler uydurmadır.

PEYGAMBERİMİZİN MUCİZESİ VAR MIYDI?

Peygamberimiz peygamberlikten önce olduğu gibi, peygamberliğinden sonra da normal bir hayat yaşamıştır. Müşrikler yada Müslümanların talebi yada kendi isteği ile değil, bizzat Yüce Allah’ın takdiriyle hayatında çok seyrek olağanüstü mucizevi olaylar görülmüştür. Mesela, hicret esnasında mağaraya sığındığında, Bedir, Hendek ve  Huneyn savaşlarında; Yüce Allah’ın olağanüstü - mucizevi ğaybi yardımlarıyla sıkıntıdan kurtarılmıştır.

Bu olağanüstü – mucizevi ğaybi yardımlar bile hep tabiat olayları şeklinde olmuştur ve bu olaylardan insanlar Kur’an ayetleri haber verinceye dek haberdar olmamışlardır. Mesela mağarada örümceğin ağ örmesi ve kuşun yumurtlaması, Bedirde müslümanların kalplerine moral verilmesi, Hendekte rüzgar ve şiddetli soğuk gibi, olağanüstü – mucizevi ğaybi yardımlar, hep olağan – tabiat olayları şeklinde – perdesi altında yapılmıştır.

Peygamberimizin Kur’anda bildirilenler dışında ellerinden su akması, bir sofrada binlerce kişinin doyması, kör gözleri açması gibi olağanüstü olaylar – mucizeler gösterdiğine dair rivayetler sonradan uydurulmuştur. Ğaybi yardımlar adı üstünde ğaybi olaylar olup, Kur’anda bildirilenler dışındaki tüm mucize ve ğaybi yardım iddiaları red edilmelidir.

HABERE YORUM KAT