1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Amasya'da 'Modern Hayat ve Çocuk' İşlendi
Amasyada Modern Hayat ve Çocuk İşlendi

Amasya'da 'Modern Hayat ve Çocuk' İşlendi

Amasya'da Zehra Türkmen, modern hayatta çocuklarımızı nasıl kuşatacağız konusunu sundu.

A+A-

ÇOCUĞUN OLUŞUMU VE GELİŞİMİ

İnsan sosyal bir varlıktır. Ve insan hayatı boyunca birbirinden farklı ama birbirine bağlı birçok sosyal ortamda yaşar.  Bu sosyal ortamların ilki ana rahmidir. Kur’an’dan da edindiğimiz bilgiye göre insan bilgiyi doğuştan elde etmez. Ana rahmine hiçbir şey bilmeden düşer; ama bilgiyi elde etme kapasitesine sahip olarak dünyaya gelir.

İnsan, var olurken dokuz ay gibi bir zaman zarfında ilk iletişimini anneyle kurar. Ardından ikinci sosyal ortamı olan aile ile karşılaşır ve dolayısıyla insanın en önemli ve en temel sosyal ortamı, ailesidir. İnsan ilk bilgisini, ilk deneyimlerini kendisine bakan, onu koruyup gözeten en yakın çevresinden elde eder. Ve bundan dolayı aile ile ilişki, insanın hayata gözlerini açtığı andan itibaren başlar ve sürekli gelişir.

Vahyin aydınlığı ile yaşamada öncü modelimiz olan peygamberimizin de bir tespitine göre, her doğan insan fıtrat üzere doğar. Yani her çocuk doğruya, iyiye ve adalete meyilli olarak dünyaya gelir. Ancak ilk bilgisini aldığı ebeveyninin onu Hıristiyan, Yahudi veya başka bir dine, kimliğe sokabileceği de belirtilir.

Konuya, ailenin belirleyiciliğinden önce, insanın mükellefiyeti bağlamında yaklaşmalıyız. Bu açıdan, öncelikle ailenin oluşumunu sağlayacak olan veya sağlayan kadın ve erkeğin şahsiyetleri, kişilikleri ve kimlikleri önem arz etmektedir. Yani kadın ve erkeğin buluşmasıyla oluşacak olan İslami ailenin bilinçli, tutarlı ve güvenli olabilmesi için, İslami şahsiyetleri oluşmuş, hayatı kavrayışları olgunlaşmış olmalıdır. 

MODERN ÇAĞDA ÇARPIK AİLE ANLAYIŞ VE OLUŞUMLARI

Ancak günümüzde modernleşmenin biçimlendirdiği hayat şartları bireyi de, toplum hayatını ve aileyi de etkilemekte, değiştirmektedir. Ekonomik faktörler daha fazla ön plana çıkmış, evlilikler el yordamıyla oluşturulur olmuştur.

Takvadan çok ekonomik güç veya geçici güzellikler gibi öğretilmiş faktörler ve beğeniler ön plana geçmiştir.  Sonuç olarak da gergin, pamuk ipliğine bağlı ve pragmatik (bencil ve çıkarcı) dengeler üzerine kurulu aileler oluşmaya başlamıştır.

Aile, İslami şahsiyet sahibi kadın ve erkeğin fikri ve bedeni huzur ve tatmin bulacağı, sosyal bir dayanışma nüvesi oluşturacakları bir sorumluluk alanı olmaktan çıkmış; adeta maddi zevk ve ölçülerle değerlendirilen ekonomik veya biyolojik zorunlu bir sosyal ortaklık gibi görünmeye başlanmıştır.

Tabiri caizse ev arkadaşlığı, kirayı paylaşma. Dolayısıyla da çocuk eğitimi, çocuğun veya gencin yetişmesi de böyle bir ailede sağlıklı olamayabiliyor.

MÜSLÜMAN AİLELERİN ÇOCUKLARIYLA İLGİLİ TEMEL SORUMLULUKLARI NELERDİR?

Müslüman anne ve baba için çocukları­nın ilk eğitiminin kendi sorumluluklarında olduğu Kur’an’a göre açık bir durumdur. Rabbimiz, 66.Tahrim Suresi 6.ayette, hem ken­dimizi ve eşimizi, hem de çoluk çocuğumuzu cehennem ateşinden korumamızı istemektedir.

Araştırmacılara göre çocuğun rüşdüne erişmesi sürecinde üç evre vardır.

1-Doğum ve bakımı

2- 6 yaş ve üstü, çocuğun kişiliğinin şekillenmesi, kimliğinin oluşması bakımından oldukça önemli bir dönem.

3- Ve ergenlik dönemi.

Bu gelişim evrelerinde Rabbimizin yukarıdaki emrini yerine getirmek için çocuklarımızı nasıl eğitmeli ve onları sağlam temeller üzerine oturmuş birer birey olarak yetişmeleri için neler yapmalıyız konusuna girmeden önce Kuranı Kerimde Yüce Allah’ın çocukla ilgili , onların nasıl bir fonksiyon taşıdıklarıyla ilgili bizlere ip uçları vermesi açısından bazı ayetlerden örnekler vermek istiyorum.

1. “O mal ve oğullar, dünya hayatının (gelip geçici) süsüdür. Baki kalacak Salih ameller ise, Rabbinin katında karşılık bakımından da hayırlıdır, umut bağlamak için de hayırlıdır.” (Kehf, 18/ 46)

2. “Çocuklarınız ergenlik çağına girdiklerinde, kendilerinden öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah alîmdir, hakîmdir” (Nur, 24/ 59)

3. “Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.” (Münafikun, 63/9)

4. “Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et; zira tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.” (Bakara, 2/128)

Kur’an bütünlüğü içinde olayı ele aldığımızda çocukların sevilen, şefkat duyulan varlıklar olduğuna; ama aynı zamanda bir imtihan vesilesi de olabilecekleri üzerinde sıkça durulduğuna rastlamaktayız. Yani Yüce Allah çocuk eğitimi alanında da ölçü edineceğimiz önemli işaretler göstermiştir.

MÜSLÜMAN AİLELERİN ÇOCUK EĞİTİMİ KONUSUNDAKİ TEMEL HATALARI

Ancak günümüz Müslüman ailelerine geldiğimiz zaman öncelikle hayata Kuran penceresinden, vahyi doğrultular ve peygamberimizin uygulamalarından bakmadığımız kanaatindeyim.

Müslüman ailelerin geçmiş ile günümüz arasında çocuklarının bakımı, eğitimi noktasında yaşadıkları üç farklı uç tutum gelişti…

1- Baba ve annenin evden kopuş tutumu…

2- Baba ve annenin tamamen eve dönüş ve evi islami hareketin merkezi haline getirmek… oysa doğru olan her iki uçtan kaçınmaktı…

3- Çocuk-erkil (çocuk merkezli) aile yapıları…

Gözlemleyebildiğimiz kadarıyla ailelerin çocuklarının eğitimi üzerinde yaptıkları bazı hatalı davranışlar da şunlardır.

1-Ebeveynlerde her şeyi kurumlardan (kurslar, dernekler) beklemek gibi ciddi bir zaaf gözlemliyoruz. Aileler çocuklarını gönderdikleri kurumlara aslında kendi sorumluluklarını yüklemeye çalışıyorlar.  Oysa ki söz konusu kurumlar çocuğun ailede aldığı eğitimi pekiştiricidir. Yani asıl eğitim ailede verilir.

2-Bir kısım ise bilgi anlamında gelecek kaygısıyla çok fazla bilgi yüklemesi yapıyor. Ve bir anlamda dünyevi bütün kazançlar her şeyin önüne geçiyor.

Ve ne yazık ki bazen Müslüman ailelerden şunu duyabiliyoruz. Devir değişti, dönem değişti ne yapalım bunlar önceliklerimiz olmalı.. ve muhakkak bir iş sahibi olmalı vs. Bunun neticesi çok fazla sınav endeksli yaşıyoruz.

3- Diğer bir hata ise çocuk eğitimi konu­sunda karşılaştığımız sorunlar karşısında pe­dagog veya çocuk eğitimcilerinden acil reçete­ler beklemektir. Oysa insan yapısı tek boyutlu değildir. Kur’an bile 23 senede inerek tamamlanmıştır. Bu nedenle de her çocuk kendi için­de değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır.

4- Din eğitimi konusundaki çabaların den­geli olması önemlidir. Dindar aileler Kur’an eğitimini, Kur’an ezberini çok önemsemek­tedirler. Bu ihtiyacı öncelediklerinde bazı gereklilikler gözlerinden kaçmaktadır. Oysa asıl olan, çocuğun sosyalleşeceği, özdeşim kuracağı ve değer yargılarını kazanacağı or­tamlarda bu tür eğitime ve öğrenime muha­tap olunmasıdır. Bu nedenle islami ortamlarda Kur’an öğrenim ve eğitimin yanında, sanatsal ve sportif faaliyetlerde yapılabilir.

5- Çocuğun başkalarıyla çok sık kıyaslanması yıp­ratıcıdır. Model önemlidir; ama sunduğumuz modelin kim olduğu daha önemli­dir. Aileler çocuklarını belli bir hedefe doğru harekete geçirmek, istenen doğrultuda çaba göstermelerini sağlayabilmek için ve onları gayrete getirmek için herhangi biriyle kıyas­larlar. Bak kardeşin, ablan veya falanca çocuk ne kadar başarılı, ya da uslu, komşunun çocu­ğu kadar olamadın“ gibi… Çocuk kıyaslanan kişilere karşı olumsuz bir tavır sergiler. Bu nedenle hayatı daha da boş vermeye başlaya­bilir. Üstelik kıskançlık, kin ve nefret duygu­su daha da yoğunlaşabilir.

Oysa kıyas yerine örnek gösterme yöntemine başvurulabilir.  Kur‘an da İsmail, Yusuf gibi iyi çocuklar; Hz. Nuh‘un boğulan isyankar çocuğu gibi kötü modeller, Hz. Adem‘in iyi ve kötü iki oğlu üzerinden örneklendirilebilir.

6- Çocuklarımızla  konuşurken ifade şeklimize dikkat etmek… Kuran’ın da vurgusu bu yöndedir.

İbrahim (as)  babasına “ey babacığım...”

Nuh (s) oğluna “ey oğulcuğum...”

7-  Geleneksel eğitime karşı çıkıp modern bir eğitime tamamen yönelmek… Batılı kitaplara göre çocuk yetiştirmek… İnanın şimdi herkes psikolog. Kayıta geliyor anneler ben zatin çok iyi eğitim veriyorum, aile kurslarına gidiyorum, eğitiyorum sadece sosyalleşsin diyor ama o annede ve çocukta sıkıntılarla karşılaşma oranımız yüksek.

ÇOCUK EĞİTİMİNDE YANLIŞ VE DOĞRU TUTUMLAR

Araştırmacılara göre çocuk eğitimde altı ayrı tutum var.

1- Baskıcı ve otoriter tutum

2- Aşırı serbestliğe dayanan / gevşek tutum 

3- Dengesiz, tutarsız, kararsız ve sorumsuz tutum

4- Aşırı koruyucu ve kollayıcı tutum

5- İlgisiz tutum

6- Katılımcı Tutum (İstişare Merkezli Aile Tutumu)

Bu tutumların ilk 5’i hatalı olup, doğru tutum 6. madde de yer alan, çocuklar dahil tüm aile bireylerinin kendilerini ilgilendiren her konuda karşılıklı görüş alışverişi ile karar almasına dayanan, istişare merkezli katılımcı aile tutumudur.

Lakin bu tutumda da çocuk her koşulda kabul edilmek ve onaylanmak eğilimine girebilir. Çünkü ailede tam bir demokrasi havası yaratılarak çocuğun anne babasıyla eşit olduğu izlenimini güçlendirmektedir.

Bu tür ortamlarda elbette çocuğun söz hakkı vardır. Ancak duygularına ve görüşlerine saygı duyulmakla beraber, en son sözü aile reisinin söyleceği ve başka temel kurallar belirlenmelidir.

Katılımcılık, çocuğun kendi kendine karar verip sorumluluk taşıyabilecek düzeye gelmesini sağlar. Böyle bir yaklaşımda aile içinde anne–baba–çocuk üçgeninde çıkabilecek problemler en aza inecektir.

Ne yazık ki günümüz aileleri, özelde de Müslüman aileler bu tarz tutumu yanlış anlamakta ve yanlış değerlendirmektedirler.  Çocuğu özgüven adına saygısızlığa ve sınır tanımaz bir davranış biçimine yönlendirmektedirler.

Böylece anne-baba, katılımcı yaklaşımı yanlış değerlendirerek "geçmişte ben yaşayamadım, ben yapamadım, çocuğum yapsın" gibi geç kalmış ve ölçüsüz tatminlerini çocuk üzerinden gidermeye çalışması, çocuğun kişilik gelişimini zedeler.

GENÇLER HAYATI NASIL ALGILIYOR

Başlığı altında İstanbul, Erzurum, İzmir, Ankara, Trabzon, Kayseri, Manisa, Rize, Samsun, Giresun, Kütahya, Artvin, Zonguldak, Tokat, İzmit, Hakkâri, Gaziantep gibi illerin merkezinde  lise öğrencileriyle yapılan anket sonuçları bize günümüz gençlerinin sorunları hakkında ciddi ipuçları veriyor.

 Anketin sonuçlarına  baktığımızda  bu gençlerin %74’ü ailede şiddet gördüğünü ifade etmiştir. Yine %65’i şiddeti başkalarına uygulamıştır. Kime uyguladıkları sorulduğunda %31’i kendisini kızdıranlara ve %25’i kızlara şiddet uyguladığını belirtmiştir.  

Ankette dile getirilen daha birçok sorunla beraber sınav kaygısı, gelecek kaygısı, ailede, okulda şiddet sebebi ile gençler kendilerini anlayacak kişileri bulmakta zorlanmaktadır.

Ankete göre gençlerin %72’si sigara içtiğini, %65’i uyuşturucu kullanmayı bir kere de olsa denediğini, %71’i okuldan kaçtığını ifade etmektedir.

Bu yüzdeler  bu sonuçlar aslında gençlerimizden “bizi anlayın” çığlıklarının atıldığı rakamlardır. 

ÇOCUK EĞİTİMİ KONUSUNDA  NELER YAPABİLİRİZ ?

Sahih rehberliğe ihtiyacımız var. Model abla ve abiler oluşturmak gerekir…. Özellikle de gençlerimiz için. Rehberlikten mahrum kalan genç veya çocuk ister istemez farklı mecralara akcaktır.

Akşam yemeklerini ailece birlikte yemeliyiz. Akşam yemeklerini, çocuklar dahil tüm aile bireylerinin gününün ortaklaşa değerlendirildiği ortama dönüştürmeliyiz…

Anneler evi ihmal etmeyin… Evde anneler kendi işlerini, babalarda kendi işlerini yapmalı…

Sorgulayıcı tavır yerine kuşatıcı tavır takının.

İslami sosyal ortamlar oluşturmakta çok zayıf olduğumuzu ve önemsemediğimizi düşünüyorum. Gençler kötü alışkanlıkların ve arkadaşlıkların edindiği mekanlardan uzak durmalı. Buna karşılık iyi arkadaş edinmelidir. Çünkü yalnız kalan insanı şeytan kolay aldatabilir. İki kişi olursa zorlanır. Üç kişi olursa şeytan güç yetiremez…(Hadis Ebu Davud)

İbadi sorumluluklar vermek… Sabah namaza kalkamıyoruz sen bizi kaldırsan gibi…

Paylaşım azlığı ve sevgi azlığı sorunlarımız var. Sinemaya gitmek paylaşım değil. Az da olsa nitelikli birliktelik önemli

İstişareyi ailede hâkim kılmalı, mutlaka haftalık aile günleri oluşturarak haftalık değerlendirme toplantıları yapmalıyız.

Alkol uyuşturucu vs… bizim çocuklarımızdan uzak değil…

Biz eskiden şöyle idik, şöyle sıkıntı çektik gibi, çocuklarımızın şartlarını kendi zamanımızla çok kıyas yapmamalıyız. Hz Alinin güzel bir sözü var… çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştirin…

Eğitim işi kolay değil, reçetesi yok, İbni Sina eğitimi  taş üzerine nakışlar yapmaya, Gazali ise, yabani ısırgan otlarını ayıklayan bir bahçıvanın faaliyetine benzetir, zor iş yani, sabır, sabır…

Gençlerimizi önemseyelim…

İslam’a giren ilk 45 kişinin yaş ortalaması 25-28 arası…

Hz. Erkam modeli önemli, Musab B. Umeyir modeli önemli.

Bir söz vardır bir toplumun gününü ve bilhassa geleceğini yok etmenin en kestirme yolu, gençliği dejenere etmektir…

 “Vahyin elinden tutmayan bir akıl, ancak beş duyunun götüreceği yere kadar gider” (Ergenlik Dönemi, Ayten Durmuş, s.15) Bu nedenle vahyi bilinç, adap ve merhametle gençlerin elinden sıkı sımsıkı tutmamız ve sahih rehberlikler üretmemiz gerekmektedir.

dsc_0005-002.jpg

dsc_0004.jpg

HABERE YORUM KAT