1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Amasya’da “İnsan Neden Yaratıldı?” Paneli
Amasya’da “İnsan Neden Yaratıldı?” Paneli

Amasya’da “İnsan Neden Yaratıldı?” Paneli

Özgür-Der Amasya Temsilciliği tarafından gerçekleştirilen panele konuşmacı olarak Ramazan KAYAN ile Kenan ALPAY katıldı.

A+A-

Özgür-Der Amasya Temsilciliği tarafından gerçekleştirilen panele konuşmacı olarak Ramazan KAYAN ile Kenan ALPAY katıldı.

Amasyalıların yanı sıra Tokat, Erbaa, Taşova, Havza, Çarşamba ve Tosya’dan dinleyicilerin de katıldığı panelin sunuculuğunu Alanur BENLİ yaparken, paneli Özgür ERYİĞİT yönetti.

Panel Fatih AKGÜN tarafından okunan Kur’anı Kerim ve meali ile başladı.

Takiben Suriye direnişinin dününü ve bu gününü anlatan bir sinevizyon gösterimi sunuldu.

İlk konuşmacı Ramazan KAYAN özetle şunları söyledi.

İnsan neden yaratıldı sorusunun cevabını ancak insanı yaratan verebilir ve bu cevabı peygamberler vasıtasıyla indirmiş olduğu vahiy kitaplarıyla ve en son vahiy kitabı olan Kur’anla vermiştir. Bu nedenle, bu sorunun cevabını Kur’anı Kerimde aramak gerekir.

23.Mü’minun Suresi 115. ayette Yüce Allah kafirlere hitaben, sizi amaçsız – anlamsız – boş yere (abesen) yarattığımızı ve huzurumuza geri döndürülmeyeceğinimizi sandınız buyurmuştur. Aynı gerçek 75.Kıyamet Suresi 36. ayette, insan başıboş bırakılacağını mı sanıyor diye ifade edilmektedir.

İnsanın neden yaratıldığının cevabı en açık ve yalın olarak 51.Zariyat Suresi 56. ayette, ben insanları ve cinleri bana kulluk etmelerinden başka bir amaçla yaratmadım olarak verilmiştir.

Sadece Allah’a Kulluk – İbadet İçin Şu 4 Ayetin Hakkını Vermeliyiz Mutlaka

22.Hac Suresi 74. ayette müşrikler için, müşriklerin Allah’ı hakkıyla takdir edemedikleri için şirke düştükleri bildirilmektedir. Kur’anın değil, geleneklerin ve rejimlerin öğrettiği bir Allah anlayışı, mutlaka eksik ve hatalıdır. Bu nedenle ilk önce Kur’andan Allah’ı hakkınca tanımalıyız.

3.Ali İmran Suresi 102. ayette, Allah’tan hakkını vererek sakınmamız (hakka tugatih) emredilmektedir. Takva, Allah’a karşı dürüst, ciddi ve samimi olmak; ol dediği yerde olmak, öl dediği yerde ölmektir. Tavizsiz, riyasız, nifaksız yaşamaktır.

22.Hac Suresi 78. ayette, Allah yolunda hakkını vererek cihad etmemiz (hakka cihadih) emredilmektedir. Allah yolunda adanmayan hayat, risk alınmayan, bedel ödenmeyen kulluk gerçek kulluk olmaz. Ancak hakkını vererek yapacağımız cihadla istikamet bulur, olgunlaşır, dünyada izzete, ahirette cennete kavuşabiliriz.

2.Bakara Suresi 121. ayette, kitap verilenlerin onu hakkıyla tilavet ettikleri – okudukları (hakka tilavetih) bildirilmektedir. Burada anlamak için okumak demek olan kıraat değil, anlayarak okuduğunun peşinden gitmek, uygulamak anlamına gelen tilavet terimi kullanılmıştır. Tilavetin hakkını vermek, okuyup anladıklarını hayatında uygulamakla mümkündür ancak.

ÖZETLE, ANCAK TEVHİD, TAKVA, CİHAD VE TİLAVETLE SADECE ALLAH’A KULLUK YAPABİLİR, YARATILIŞ GAYEMİZİ GERÇEKLEŞTİREBİLİRİZ.  

İnsanda Olup Meleklerde Olmayan Özellikler

2.Bakara Suresi 30. ayette ise Yüce Allah, meleklere, ben yeryüzünde insanı halife kılacağım diyor ve meleklerin insanın kan döküp bozgunculuk yapabileceği itirazı üzerine, sizin bilemeyeceğinizi ben bilirim diyor.

O halde insanın halife kılınmasının sebeplerini, yani kan dökmeyen ve bozgunculuk çıkarmayıp Allah’a en güzel şekilde kulluk eden meleklerde olmayan özelliklerini ortaya koymalıyız.

Birinci Özellik; 2.Bakara Suresi 30. ayette ifade edilen, insanın yeryüzünde halife kılınmış – görevlendirilmiş olmasıdır. İlayı kelimetullahı, yani Allah’ın sözünü tüm  hakim kılma zorunluluğu insanın halife kılınmış olmasını ifade eder.

İkinci Özellik; 2.Bakara Suresi 143. ayette ifade edilen, ilayı kelimetullahı yeryüzünde hakim kılmanın ilk adımı olan vahyi – Kur’anı tebliğ ve temsil edebilmek için insanın yeryüzünde şahit kılınmış olmasını ifade eder.

Üçüncü Özellik; 28.Kasas Suresi 5. ayette ifade edilen, yeryüzünde zayıf bırakılanları (mustazafları) imamlar (hakka yönelten önderler) kılıp iktidara getirerek, yeryüzünü temiz ellere bırakmayı, yeryüzünün felahı için salih kulların yeryüzünde iktidara el koyması gerektiğini ifade eder. Aynı durum 21.Enbiya Suresi 105. ayette, zikirden sonra Zebur’da yeryüzüne salih kullarım varis olacaktır diye yazdık diye ifade edilmiştir.

Dördüncü Özellik; 67.Mülk Suresi 2.ayette, hayatın ve ölümün kimin amelce daha güzel olacağını ortaya çıkarmak – imtihan etmek için yaratılması olarak ifade edilmiştir. Ayette hanginiz daha çok ibadet edecek olarak değil de, hanginiz amelce daha güzel olacak denmiş olması üzerinde durulmalıdır. Aynı özellik 6.Enam Suresi 162. ayette, benim sadece namazım ve diğer ibadetlerim değil, hayatım ve ölümüm, yani tüm yaşantım alemlerin Rabbi olan Allah içindir diye ilan et diye ifade edilmiştir.

Tüm bu ayetleri özetleyen, elçi Rebi bin Amir’in, kendisine niye İran’ı fethetmek istiyorsunuz diye soran İran Kisrası – Kralı Rüstem’e söylediği şu cümleye dikkat edelim. İnsanları kula kulluktan kurtarıp sadece Allah’a kulluk olmalarını sağlamak, dünyanın darlığından kurtarıp ahiretin genişliğine kavuşmalarını sağlamak, beşeri sistemlerin zulmünden kurtarıp islamın adaletine kavuşmalarını sağlamak üzere buradayız.

İnsan İnsanlık İçin Yaratılmıştır.

3.Ali İmran Suresi 110. ayette Yüce Allah, peygamberimizin ashabı hakkında, sizler insanlık için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, marufu (iyi, güzel, doğruyu) emreder, münkerden (kötü, çirkin, yanlıştan) sakındırır, Allah’a iman edersiniz buyurmuştur. İnsanın neden yaratıldığının, nasıl kulluk edeceğinin, nasıl halifelik yapacağının, en güzel ameli nasıl yapacağının yolu bu ayetle gösterilmiştir.

Yüce Allah bizi kendimiz için değil, insanlık için yarattı. Bu nedenle kendisi için yaşayan insan imtihanı baştan kaybetmiş olup, ancak insanlık için yaşayan kurtuluşa erişebilme imkanını koruyabilmektedir.

2.Bakara Suresi 156. ayette, başlarına gelen musibetlere, biz zaten Allah’a aitiz ve nasıl olsa tekrar O’na döneceğiz (inna lillahi ve inna ileyhi raciun) diyerek yakınmadan sabrettikleri için övülen mü’minlerin Allah’a ait olması, aslında insanlığa ait olmaları anlamındadır. Allah’a dönmeleri de, ahirette hesap verirken insanlık hakkında üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirip getirmediklerinin sorgulanması anlamındadır.

Bu ayetlere göre Müslüman, sadece kendisi ve ailesi için değil, aynı zamanda başkaları, en yakınından başlayarak tüm insanlık için yaşayan kişidir. Böyle bir ideali olmayan, sadece kendisi ve ailesi yada kendi toplumu – halkı için yaşayan insan, yaratılış gayesinin üstünü örtmüş, nankörlük etmiş, yaratılış potansiyelini boşa harcamış, israf etmiştir.

Tüm İnsanlıktan Sorumluyuz

Peki bizim insanlık için kaygımız, projemiz, ödemeyi göze aldığımız bedelimiz var mı? Toplumun ifsadına dur demeyen bitmiştir. Bu ihmallerimiz sonucu nesiller yitiyor, bitiyor.

Bu dünyada insanlık için görevlerimizi yapmazsak, ahirette cehennemlikler bizden şikayetçi olacaklardır mutlaka. Diyeceklerdir ki, bu tevhidi Müslümanlar bize tevhidi hakikatleri hikmetli bir dille ve sabırla ulaştırmadılar, kapalı kapılar ardında kendi kendilerine anlatıp durdular ve bizim hakikatten gafil yaşayıp ölmemize sebep oldular.

Müslüman sadece kendisi cennete girmek için değil, tüm insanlığın cennete girmesi için çaba sarf eden kişidir. Çünkü Müslüman dünyanın varisi, hakka yönelten imamdır. 36. Yasin Suresinde anlatılan Müslüman, kavmini hakka davet etti diye kendini taşlayarak şehit eden kavmi hakkında, gir cennete dendiğinde, keşke kavmim bilseydi bu durumumu diye hayıflanmıştır. Kendini öldüren kavmi için hayıflanıyor bu Müslüman, işte insanlık için çıkarılmış hayırlı ümmetin bir misalidir bu Müslüman.

Bizler bu gün Suriye, Arakan, Mali, Filistin ve tüm mazlum toplumlar için ne yapmamız gerektiğinin derdinde ve arayışında olmalıyız. 81.Tekvir Suresi 8 ve 9. ayette, diri diri toprağa gömülen kız çocuğunun suçu neydi diye hesap soracağını beyan ediyor Yüce Allah. Peki Suriye’de Esed’in uçaklarının bombaladığı evlerde diri diri gömülen 5000 çocuğun suçu neydi diye Esed ve çetesine sorduğu gibi, duruma seyirci olanlara da sormayacak mı Yüce Allah?

Yetimlere Sahip Çıkarken, Niye Bu Kadar Yetim Var Diye Sormamak

Salih bir amel olarak, dünyanın dört bir yanındaki yetimlere sahip çıkmak için güzel çalışmalar yapılıyor. Lakin öncelikle şu soruyu sormamız gerekmez mi? İslam dünyasında niye bu kadar yetim var diye. Afganistanda, Irakta, Suriyede, Filistinde, Keşmirde, neredeyse tüm islam dünyasında ve hatta Müslüman olmayan geri kalmış denen memleketlerde bu kadar çok yetimin olmasının sebebi sömürgeci batı memleketleri değil mi?

O halde sadece yetimlere sahip çıkmakla kalmamalı, bu yetimlerin ortaya çıkmasına sebep olan sömürgeci batı memleketlerinin ellerini bu memleketlerden kesmek içinde mutlaka çaba sarf etmeliyiz.

Sahabeler faziletli beldeler diye Mekke ve Medine’de kalmadılar, insanlara hakkı ulaştırmak için dünyanın dört bir yanına dağıldılar ve çoğu buralarda vefat ettiler. Halkımız mezarına akın ettiği sahabi Ebu Eyyüb El Ensarinin mezarının niçin Medine’de değil de İstanbul’da olduğunu neden hiç merak etmiyor?

Hepimiz çoban, hepimiz sorumluyuz. Tevhidi hakikatten gafil yaşayan, zulme ve sömürüye maruz kalan insanlık için projelerimizi yapmalı, çabalamalıyız. Halife, Şahit, Mükellef, Varis ve İmam olmamız; yani Müslüman olmamız bunu gerektirir.

İkinci konuşmacı Kenan ALPAY özetle şunları söyledi.

Peygamberimizi inkar eden arap müşrikleri de Allah’a inanıyorlardı. Lakin bu inanç onları kurtarmadı. Bunun gibi, sadece Allah’a kulluk için yaratıldığımızı bilmekte bizi kurtarmaz. Nitekim sigaranın zararını bildiği halde sigara içenler kanserden kurtulamıyor.

Zaten dünyadaki insanların neredeyse tamamı Allah’a inandığını söylüyor. Sadece inanmakla kurtuluş mümkün değildir.

Peygamberimiz 40 yaşına kadar kavmi arasında en güvenilir kişi (Emin) kabul edilirken, Kur’anı getirince inkar edenlerce yalanca, sihirbaz ve bozguncu olarak görülmeye başlandı. Niye böyle olduğu hakkında mutlaka düşünmeliyiz.

Peygamberimizin üç amcası, Kur’an geldikten sonra üç ayrı tavır aldılar. Ebu Leheb inkar edip düşmanlık ederken, Ebu Talip inkar etmekle beraber düşmanlık etmedi. Hamza ise iman etmekle kalmayıp, hayatını bu imanı uğrunda feda ederek şehitlerin efendisi oldu.

Demek ki Kur’an insanları sadece iman etmeye değil, iman ettikten sonra amel etmeye, yani hayatlarını Kur’ana göre yaşamaya davet ediyor.

Allah Yolunda Hicret Etmenin Anlamı Nedir?

Hicret öncelikle, Allah’ın dinini yaşayamadığı bir yerden, yaşayabileceği bir yere göç etmek anlamına gelir. Lakin sadece bu anlamla sınırlı değildir. Hicret peygamberimiz gibi şirkten tevhide, manevi anlamda pislikten temizliğe, çirkinlikten güzelliğe göç etmek demektir. Allah’ın kerih gördüğü her şeyden uzaklaşarak Allah’ın razı olduğu şeylere yaklaşmak demektir.

Nasıl ki namaz kıyamete kadar devam edecek bir ibadetse, hicrette kıyamete kadar devam edecek bir ibadettir. Bu nedenle her bir Müslüman aynı zamanda yukarıdaki anlamlarıyla hicret eden bir muhacir, Allah yolunda cihad eden bir mücahid olmak zorundadır.

Bu ise ancak Kur’anı okuyup anlamak ve peygamberimizin Kur’anı hayatına uyguladığı gibi uygulayarak, O’nun gibi yaşamakla mümkündür.

Sadece kendi başımıza iyi olmak yeterli değildir, ayrıca iyiliği tebliğ etmek ve iyiliği hayatımıza tatbik ederek şahid olmak gerekir. 20.Taha Suresi 132. ayette ifade edildiği üzere, namaz kılmak yeterli olmayıp, başta ailemiz olmak üzere tüm ehlimize namazı emretmemiz gerekmektedir.

İslamı Yaşamak Yetmez, İnsanları İslamı Yaşama Davet Etmek Gerekir

3.Ali İmran Suresi ve pek çok ayette açıklandığı üzere, marufu (iyi, güzel, doğru) yaşayıp, münkerden (kötü, çirkin, yanlış) uzak durmak yeterli olmayıp, marufu emredip, münkerden vaz geçmeye çağırmak gerekir.

Nitekim Kur’an gelene kadar peygamberimiz marufu işleyip, münkerden uzak durmakla beraber, insanlara marufu emretmiyor ve münkerden nehyetmiyordu. Ne zamanki Kur’an inip bu görevi peygamberimize yükleyince, peygamberimiz marufu emredip münkerden vazgeçmeye çağırdı tüm kavmini ve inkar edenler birden bire O’na düşman kesildiler.

107.Maun Suresinde açıklandığı üzere, arap müşrikleri de namaz kılıyorlardı amma namazları onları yetimi itip kakmaktan alıkoymuyor ve yoksulu doyurmaya teşvik etmiyordu. Bu nedenle onların namazları geçersiz oluyordu.

Veliler Deli Olmaz Dengeli Olurlar

Diyorlar ki veliler deli olur. O halde niye peygamberimiz deli değil di? Bilakis dengeli ve vasat idi. O halde gerçek müslümanda dengeli ve vasat olur. Keramet mucizevi şeyler yapmak değil, dengeli ve vasat bir Müslüman olarak yaşayabilmektir.

Halkımızın neredeyse tamamı Müslüman amma nasıl Müslüman? Hem Müslüman hem zinakar, hem Müslüman hem hırsız, hem Müslüman hem açık saçık olur mu?

Peki biz böyle anormal yaşayan halkımızı yeterince uyardık mı, yoksa etliye sütlüye karışmadan kendimiz islamı yaşamakla mı yetindik? Peygamberimiz de bizim gibi islamı kendisi yaşayıp etliye sütlüye karışmasa, kavminin anormal yaşantısına müdahale etmese idi bu şekilde sert tepki görür, yurdundan çıkmak zorunda bırakılır mı idi? Baba namaz kılıyor, oğlu kılmıyor, ana çarşaflı, kızı yarı çıplak olur mu?

Galip Sayılır Bu Yolda Mağlup

Allah yolunda yenilen bile ğalip sayılır. Yeter ki hakkını vererek bu yolda yürüyebilsin. Bu yolda hakkını vererek yürümek için mutlaka hak yol kılavuzumuz olan Kur’anı anlayarak okumalı, rehberimiz peygamberimizin yolunu takip etmeliyiz.

Halkımız Kur’an okuyor, ne anlattığından habersiz. Kur’an mealleri ve tefsirleri okuyarak anlamalı ve Kur’ana göre yaşamalıyız. 25.Furkan Suresi 30. ayette peygamberimiz, kavminin Kur’anı terk ettiğinden şikayet etmekte. Halkımız Kur’anın Arapçasını terk etmedi ise de, anlamını ve anlayarak okumayı, Kur’ana göre yaşamayı terk etti maalesef.

5.Maide Suresi 35. ayette Yüce Allah Allah’ın azabından sakınmamızı – takvayı, Allah’ın rızası için cihad etmemizi emretmekte. Takva ve cihad için öncelikle Kur’anı anlamalı, yaşamalı ve tüm insanlara anlatmalıyız. Ancak bu şekilde yaratılış gayemiz olan kulluk – ibadet imtihanından başarı ile çıkabilir, dünyada izzet ahirette cennete kavuşabiliriz.

amaya-20130318-1.jpg

amaya-20130318-2.jpg

amaya-20130318-3.jpg

amaya-20130318-4.jpg

amaya-20130318-5.jpg

 

HABERE YORUM KAT

3 Yorum