1. YAZARLAR

  2. Nihal Bengisu Karaca

  3. Ama biz devletten kaçıyorduk...
Nihal Bengisu Karaca

Nihal Bengisu Karaca

Yazarın Tüm Yazıları >

Ama biz devletten kaçıyorduk...

A+A-

Acı ama gerçek: Büyük prodüksiyonlu hayırseverlik işlerinin önemli bir kısmı meşru mutabakatların dışına çıkarak, en hafifiyle etrafından dolaşarak mümkün hale gelir. Bu acı gerçeği 'cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir' ile dengelemezseniz, durumun kontrolden çıkması an meselesi olur.

Ne tuhaftır ki, söz konusu kontrolden çıkış da çoğunlukla hayırseverin yönlendirmesi ile olur. Bugün, 'Yoksa kandırıldık mı?' diye mahzun olan kimselerdir çoğunlukla yardım organizasyonlarını haydutluğun raconuna vâkıf olmaya yönelten. Aksi ihtimalde, en büyük hayduda, devlete sürgit haraç vermen gerekir, şu bankaya komisyon, buraya kesinti. Oysa yardım verenler, verdikleri paranın hiçbir eksilmeye maruz kalmadan direkt yardım alacak kişiye, yoksula ulaşmasını isterler.

Diyeceğim o ki, yardım paralarının, elden para çekmelerle, bavullarla, sırt çantalarıyla taşınması Kemal Kılıçdaroğlu'nun sandığı kadar ilginç bir şey değildir. 'Bavullarla para taşımışlar' köpürtmesi, 80'li, 90'lı yıllar boyunca Bosna'ya, Afganistan'a, Çeçenistan'a, deprem bölgelerine yapılan yardım çabalarının bir şekilde içinde olan cemiyete/cemaate/mütedeyyin kitleye tuhaf gelmez.

O kitle, modern ulus devletin 'kurban derilerini THY'ye vereceksin' baskısı altında, başörtülü eşini ve namazını sakladığı gibi, hayrını hasenatını da gizli saklı yapmak durumunda kalmış olan bir neslin çocuklarından oluşur. Camianın 'hayır-hasenat' öyküsü 'sivil itaatsizlik' çalışmalarına konu olacak denli velûddur. Ne büyük miktarda paralar, ne çelimsiz insanların omuzuna yüklenip binlerce kilometre öteye gönderilmişti de, kimsenin aklına en ufak bir şüphe düşmemişti. Kelle koltukta yardım ulaştıran kişiler sağ dönsün, kâfiydi. Kimsenin aklına makbuz, alındı-ulaştı belgesi sormak gelmezdi. İnsanların güven ilişkisini zedeleyecek sınıfsal göstergeler, ani zenginleşmelerle oluşan şüphe bulutları oluşmamıştı henüz; Renault'ya binen biri, bir gün aniden Volvo'ya geçiş yapmıyordu mesela. Güven konusunda yekdiğerini devlete ve onun gözetimine oranla daha emniyetli buluyor olmamızın bir sebebi vardı: 'Devlet, kimliğini dinî aidiyet üzerinden kuran vatandaşını karşısına almıştır, onun madden ve manen bir avantaj sahibi olmasına, yardıma ihtiyacı olanlara iyilik yapmaktan kaynaklanan bir moral üstünlük avantajına bile izin verecek değildir, bunu engellemeye çalışır' bilgisinin yarattığı bir halet-i ruhiye. On kişi bir araya gelip namaz kılsa sorun olabiliyor, 'dinî ayin yaparken yakalandılar' diye haberler çıkabiliyordu zira; işin içinde 'para' olduğunda ne yapmazdı ki bu sistem? Bu devlet?

Yardım faaliyetlerinin profesyonelleşmesi de peyderpey oldu; daha çok imkân, daha iyi bir network. Yardımların etkin dağılımı sağlandı, Deniz Feneri ismi öne çıktı, parayla ölçülemeyecek değerdeki işlerin, yoksun bir yüzü güldürebilmenin markası oldu. Fakat işin özüne güzellik veren amatör ruh, bir Türk hastalığı olan evrak soğukluğuna, belge düzenleme, kayıt tutma özrüne eşlik edince arıza çıktı. Muhtemeldir ki bünyesine sızan Ali Cengiz'lere direnecek malî disiplinden yoksundu. Dahası 'evraka mugayirliğim vallahi tembellikten' diyebilme, 'ama biz devletten kaçıyorduk' mevzuunu dile getirme lüksü de yoktur konjonktür gereği. İç siyasetin itham edici ağızlarında elverişli bir malzemeye dönüşmüş olması; Alman mahkemesinin verdiği kararı, sanıkların suçlarını ikrar edişini, ortaya çıkan verileri önümüze koyup düşünmemize, 'neden bu noktaya gelindi'yi sorgulamaya engel değil, olmamalı.

Öte yandan meselenin uluslararası bir boyutu olduğu da kesin; bu davanın Avrupa'nın Türkiye ile ilişkilerindeki yeni ve sancılı bir döneme işaret ettiği, yahut sopaya bağlı havuç siyasetlerinden birinin eskortu olduğu hemen akla geliyor.

Ezcümle, iktidar aynı anda farklı yönlerden, değişik şiddetlerde esen rüzgârların tamamına mukavemet etmek durumunda.

Son olarak, gazete boykotu gibi yöntemlerin bu yolda bir fayda sağlamadığını düşündüğümü de belirtmek isterim.

Zaman gazetesi

YAZIYA YORUM KAT