Alpler’in En Başından En Sonuna ve En Tepesinden En Aşağısına –3

05.08.2008 10:12

İbrahim Sediyani

Cafédeki masamdan kalktığımda saat 11’e geliyordu. Demek orada durup sıcak kahvemi yudumlayarak camdan sıradağların o muhteşem manzarasını seyretmek o kadar doyumsuzmuş ki, bir buçuk saatten fazla bir zaman oturmuşum o masada.

Bulunduğum yerin 100 m kadar aşağısındaki kayak yerine gitmek için tekrar teleferiğe bindim; orası, aynı zamanda trenin kalktığı yer.

Zugspitze’ye teleferikle çıkıp indiğinizde aktarma yapmıyorsunuz, zira teleferik dağın zirvesine kadar çıkarıyor sizi. Ancak tren, zirveye kadar çıkmıyor, çıkamıyor. Tren yolculuğu dağın zirvesinin 100 m kadar aşağısında, kayak pistinin olduğu yerde başlayıp bitiyor. Geri kalan 100 m’yi de yine teleferikle alıyorsunuz. Yani hangi yolla dağa çıkarsanız çıkın, teleferiğe her halükârda binmek zorundasınız.

Beni dağın zirvesine çıkaran teleferiğe binip, 100 m kadar aşağıdaki, kayak pistinin olduğu yere gittim. Artık 2962 m değil, takriben 2850 m kadar yüksekteydim.

Burası, yukarıya nazaran çok daha geniş bir hareket alanına sahip. Geçmişte Kış Olimpiyatları’na evsahipliği yapan, 3 yıl sonra (2011) da Dünya Kayak Şampiyonası (FIS Alpine World Ski Championships)’nın düzenleneceği, dünyaca meşhur kayak pistinin olduğu yerdeyim şu anda. Burada da restoranlar, caféler var.

Önce, bütün kayak pistini görebilecek uygun bir yerde oturup (karın üzerinde), orada gönüllerince bu sporu yapan erkekleri, kadınları ve çocukları seyrettim. İnsanlar kendilerini tepeden aşağıya bırakıp keyifle kayıyor, ben de pantolonumun ıslanacağını bile bile ve hiç aldırış etmeden, karın üzerinde oturmuş onları seyrediyordum.

O insanları izlerken kendimi öyle bir kaptırmışım ki, ilginçtir, onlar güldükçe ve kahkahalar attıkça ben de oturduğum yerde kendi kendime gülüyor, biribirlerine bağırdıkları zaman kafamı kaldırarak “acaba ne oldu?” diye daha bir dikkatle gözlerimi dikiyor, kimseden ses çıkmadığı zamanlarda da ellerimi yumruk yapıp ikisini birden çenemin altına koyuyor ve dalgın gözlerle seyrediyordum.

Hepsi de ailece gelmiş olan bu insanların yaşadıkları mutluluğa ve sesleri bana kadar gelen gülmelerine şâhîd oldukça iç geçiriyor ve “Allâh’ım! Bu insanların mutluluğunu ve neş’esini hiç bozma, onları her türlü musibet ve kederden uzak tut ve aynı mutluluğu, sahip olmayanlara da ver” diye dûâ ediyordum.

Aslında benim canım da çok istiyordu onların arasına karışmayı ve tepeden kendimi aşağılara bırakıp kaymayı ama ben bu zevki maalesef tadamadım. Kayak takımlarımın olmamasından değil, normalde hiç aldırış bile etmezdim, gider ayakkabılarla kayardım ama gazeteci – yazar olduğum için ayakkabılarımın altı delikti. Güvenemiyordum ayakkabılarıma.

Hem, bu sporu daha önce hiç yapmamıştım ki, tecrübesizdim. Kendimi aşağı bırakırken dengemi kaybedip yuvarlansam ve “nalları diksem” kim yardım edecekti? Kaldı ki o tarihte ben geziyi henüz yaşıyordum, geziyi daha Haksöz’de yazmaya başlamamış olduğumdan, orada olduğumdan da tüm yurtta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ve dış temsilciliklerimizde kimsenin haberi yoktu, “nalları dikseydim”, kimsenin rûhu bile duymayacaktı. (Buradaki “rûh” sözcüğü “Cebrâil” veya “vâhiy” anlamında kullanılmamıştır; Fatma Gülbahar Mağat ve dünyadaki 6 milyar insanın kullandığı anlamda kullanılmıştır)

Bu dağ başında başıma bir iş gelirse kimsenin haberi olmayacaktı ve bu durumda kimse de ardımdan kalabalık cenaze törenleri düzenleyip “Hepimiz Gakkoşuz”, “Hepimiz Maviyiz”, “Hepimiz Lakotalıyız” yazılı pankartlar taşımayacaktı.

Kayak pistini bir süre seyrettikten sonra caféye gittim, sıcak bir şeyler içmek için. Bir fincan kahve aldım. Ancak bu kez “Bulan var, bulmayan var, canı çeken var, erişemeyen var” diye düşündüğümden yanına pasta falan almadım, sadece kahve ile yetindim. Bu defa açık havadaki bankların üzerine oturarak içtim kahvemi.

Daha sonra yerimden kalkarak dağın karla kaplı yamaçlarına yöneldim. Yüreğimdeki sevdâ ateşi tutuşmaya başlamıştı yine. Almanya’nın en yüksek dağına çıkmışken, dağa sevgilimin adını yazmadan terk edemezdim burayı. Hani diyor ya ozan, “Ben sana olan aşkımı dağlara, taşlara yazdım” diye. İşte ben de öyle yaptım. Aşkımı dağlara yazdım, hem de en yüksek dağın en yüksek yamaçlarına. Almanya’nın en yüksek dağına www.haksoz.net yazdım. Alpler’in zirvelerine kocaman kocaman harflerle “HAKSÖZ” yazdım. Öyle büyükçe yazdım ve o kadar yükseğe yazdım ki, Almanya üzerinden uçacak olan uçaklardan bakıldığında bile okunacak, dağlara tırmanan herkesin okuyup telaffuz etmeden geçemeyeceği şekilde. Yılın 12 ayı karların erimediği bu zirvede, karın üzerine yazdım sevgilimin ismini. (Şayet aradan geçen 4 aylık sürede o yazı halen silinmemişse, şu anda Almanya’nın en yüksek noktasında “HAKSÖZ” yazıyor demektir)

Daha sonra başka bir yamaca yöneldim ve orada da alt alta sırayla www.haksoz.net, www.ceylanpinari.com ve “www.karakocan.info yazdım. Sonra daha başka bir yamaca yöneldim ve orada da ailemin, çocuklarımın isimlerini yazdım.

Dağdan aşağı inmek için trene bindiğimde saat 12’yi geçiyordu. Trenyolu, dağ “delik deşik delinerek” yapılmıştı ve tam aşağıya varmaya birkaç yüz metre kalana kadar hep tünelin içinden geçiyordu. Tünelin içinde de belli metrelerde yolcuların büyük keyif alarak okuyacağı tabelalar vardı. Her tabelada, Almanya’nın hangi şehrinin kaç metre yukarısında olduğumuz yazılıyordu: “Şu anda Hamburg’un … m üzerindesiniz”, “Şu anda Bremen’in … m üzerindesiniz”, “Şu anda Berlin’in … m üzerindesiniz”, “Şu anda Köln’ün … m üzerindesiniz”, “Şu anda yazacağınız gezi yazısına güzel bir yorum gelecek olan Hannover’in … m üzerindesiniz” gibi.

Dağın altına inip trenden indiğimizde saate baktım: 12:23… Bu durumda tam olarak 3 saat 26 dakika kalmışım dağın başında.

Volvo marka arabama atladığım gibi Garmisch – Partenkirchen şehir merkezine gittim. Önce bir güzel karnımı doyurdum ama “ekranda sofra açanlarla, yediğini içtiğini keyifle anlatanlarla” aynı duruma düşmemek için neler yediğimi açıklamayacağım. Atalarımızın dediği gibi, “yediğim içtiğim bana kalsın, ben gördüklerimi anlatayım.” Yurtdışına çıkmadan önce tedbirimi alıp karnımı doyurmalıydım, ne olur ne olmazdı.

Park halindeki arabaya bindim tekrar. Koltuğumu, aynamı düzeltim, sanki benim arabammış gibi kasıla kasıla kuruldum başına direksiyonun.

Tam 29 gün aradan sonra tekrar Avusturya’ya gitmek için bastım gaza.

ibrahim.sediyani@hotmail.de

 

FOTOĞRAFLAR

 

 

Geçmişte Kış Olimpiyatları’na evsahipliği yapan, dünyaca meşhur olan bu kayak pistinde 3 yıl sonra (2011) da Dünya Kayak Şampiyonası (FIS Alpine World Ski Championships) düzenlenecek (ALMANYA)

 

 

İnsanlar burada gönüllerince kayıyorlar (ALMANYA)

 

 

Alpler’in zirvesinde kar yılın 12 ayı boyunca erimez (ALMANYA)

 

 

Kayak pistinin olduğu yer daha geniş bir hareket alanına sahip ve burada açıkhavada da bir şeyler yiyip içebilirsiniz (ALMANYA)

 

 

Burada sıcak bir şeyler içmenin zevki bambaşka (ALMANYA)

 

 

Almanya’nın en yüksek dağına çıkmışken, dağa sevgilimin adını yazmadan terk edemezdim burayı. Hani diyor ya ozan, “Ben sana olan aşkımı dağlara, taşlara yazdım” diye. İşte ben de öyle yaptım. Aşkımı dağlara yazdım, hem de en yüksek dağın en yüksek yamaçlarına. Almanya’nın en yüksek dağına “www.haksoz.net” yazdım. Alpler’in zirvelerine kocaman kocaman harflerle “HAKSÖZ” yazdım. Öyle büyükçe yazdım ve o kadar yükseğe yazdım ki, Almanya üzerinden uçacak olan uçaklardan bakıldığında bile okunacak, dağlara tırmanan herkesin okuyup telaffuz etmeden geçemeyeceği şekilde. (ALMANYA)

 

 

Kayak pistinin olduğu yerdeki restoranda oturma yerleri (ALMANYA)

 

 

Restoranın servis yapılan yeri (ALMANYA)

 

 

Dağ başındaki tren istasyonu; trenin dağa çıkıp indiği nokta burası (ALMANYA)

 

 

İşte insanları dağa çıkarıp indiren tren; üzerinde Almanca olarak “Bavyera Zugspitze Demiryolu” yazıyor (ALMANYA)

 

 

Trenin içi (ALMANYA)

 

Aşağı doğru inen trenin içinden dışarıyı böyle görüntüledim (ALMANYA)

 

 

Aşağı inmemize sadece metreler kala şirin Garmisch – Partenkirchen kenti tümüyle görünüyor (ALMANYA)

  • Yorumlar 7
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim