1. YAZARLAR

  2. Sümeyye Demir

  3. Alper Görmüş ve Nokta
Sümeyye Demir

Sümeyye Demir

Yazarın Tüm Yazıları >

Alper Görmüş ve Nokta

A+A-

Nokta; tümcenin bittiğini anlatmak için sonuna konulan küçük benek biçimindeki imdir, duraktır.

Anlatılmak istenen duygu, düşünce veya olayın sonlandığını belirtmek için kullanılan bir işarettir. Mecazi olarak da kullanımı çok yaygın olan, özellikle günlük yaşantımızda, kararımızın kesinliğini belirtmek amacıyla ifadelerimizin sonuna eklediğimiz, ‘işte bu kadar’ manasına gelecek şekilde de kullanılır ve ‘nokta’, ‘noktayı koydum’ gibi ifadelerle de kesinlik ve pekiştirme amaçlı kullanılan bir tabirdir.

Nokta dergisi de, kapatılmadan önce takip edenlerce bilindiği üzere, bu tarz bir yayın güden, haberlerinde kesinlik ve kararlılık güden bir politika içerisindeydi. Doğru bildiğini sözünü sakınmadan yazan, emin kaynaklardan aldığı vurgusunu yaparak hareketinden ödün vermeyen bir yayın organıydı.

29 Mart 2007’de ‘Darbe Günlükleri’ manşetli sayısında da bu politikanın izlerini taşıyordu. İnsanların ağzına almaya korktuğu, düşüncesinden dahi imtina ettiği konuları belgeleriyle okuyucusunun önüne koymuştu. Gelebilecek tehditleri, yıpratmaları ve dışlanmışlığı göze alarak, postalların gölgesinde yaşayan bir milletin özgürlüğü adına bir atılım yapmıştı.

2. iddianamenin açıklanmasının ardından, bir tarih vesikası, Türkiye gerçeği adına kıymetli bir belge ve ülke adına bir dönüm noktası olabilecek bu dergiyi çıkarttım kitaplarımın arasından. Aldığım gün saklamayı uygun görmüştüm. Günlükte bahsedilen iddiaları yalanlayanlara, komikliği üzerine destanlar yazanlara, ilgili şahıslar adına methiyeler düzenlere, Baykal’ın ısrarlı ‘onların avukatıyım’ demeçlerine ve pek çok gazetecinin onlar adına kefillik üstlenmelerine rağmen, bu nokta atışının çok önemli şeylere gebe olabileceğine inancımı yitirmemiştim.

Millet eskisi gibi vurdumduymaz olamaz/kalamaz/kalmamalı, aydın, yazarçizer ve düşünürler daha fazla derin devlete göz yumamaz, ülke hep aynı elbiseyle yarınlara yürüyemez diyordum/umuyordum. Elbette Nokta’da açıklananlardan ötürü, bir takım olacaklara karşı, pek çoğumuzda olduğu gibi, yarınlara ilişkin korkularda büyütmedim değil yüreğimde.

Nokta Dergisi, 29 Mart 2009 tarihli sayısında, ‘Editörden’ başlıklı bölüm de dahil olmak üzere, tam 51 sayfa ayırmıştı darbe günlüklerine. Adım adım darbe planlarından, asker içindeki uyuşmazlığa, ideolojilerinin sorgulanmasından kaos ortamının oluşturulmasına, medyadan işadamlarına, gazeteciden diplomatlara, devletin yargı organından rektörlerine kadar her türden kesimi içinde barındıran bir örgütün varlığı deşifre ediliyordu bu sayıda.

Ayışığı, Sarıkız ve Yakamoz adlı darbe planların yer aldığı sayıda, en çok ses getiren bölümlerden biri de, Genel Kurmay Başkanlığında düzenlenen YAŞ Hazırlık toplantısına katılanların görüşlerinin yer aldığı kısımdı. En kıdemsizinden başlamak üzere, Faruk Cömert, Yener Karahanoğlu, Orhan Yöney, Şükrü Sarıışık, Fethi Tuncel, Fevzi Türkleri, II. Başkan, Oktar Ataman, Hurşit Tolon, Şener Eruygur, Yaşar Büyükanıt, İbrahim Fırtına, Özden Örnek, Aytaç Yalman ve Genel Kurmay Başkanı katılmışlardı bu toplantıya.

Genel olarak tüm asker erkânının ortak düşüncesi, AKP hükümetinin tehlike arz ettiği, kendi menfaatlerini sarsacak tavır içinde olduğu, medyayı da yanlarına alarak, sivil örgüt kuruluşlarının da desteğiyle onları fes etmenin gerekliliği doğrultusundadır.

“Hurşit Tolon: Bu iktidar ne olduğunu ortaya koydu… Seçimden önce engel olmazsak önümüze aşamayacağımız bir engel çıkacaktır. Halk bize sırt çeviremez. Bu hükümet ulusal onurumuz ile oynamaktadır. Onur kırıcı bir durumdayız. Üniter yapımıza zarar vermektedir. Bu iktidarın alternatifi var mı? Şu anda yok gibi görünüyor. Muhalefete bu konu anlatılmalıdır…

Şener Eruygur: Söylenecekler söylendi. Sadece bir iki konu ilave etmek istiyorum. Her şey elden gidiyor…

Yaşar Büyükanıt: … Direnmenin başladığı yerde ekonomi bir silah olarak kullanılmaktadır. Pozitif davranmalıyız. Acaba zamanı geçti mi? Bence geçti. Dead line seçimlerdir… Kamuoyu desteği için en önemli kaldıraç basın yayındır. Bunu kullanmalıyız.

İbrahim Fırtına: Eylem planının amacı anayasayı korumaktır. Takdimde TSK’nın eylem planını tek başına yapamayacağını belirtmek bir zafiyettir. Bu cümleler kayıttan çıkarılmalıdır. Cumhurbaşkanı ile müşterek hareket şart. Parlamento feshedilmelidir. Yeniden anayasa yapılmalı ve bu anayasaya kendini koruyacak her türlü imkan konulmalıdır. Bu hükümetle olmaz. Hukuki şartlar müsaittir. Gereken yapılmalıdır. Cumhurbaşkanının yetkileri vardır.

Özden Örnek: … Biz halkın çoğunluğu Müslüman olan bir toplumuz ve idare tarzımızda cumhuriyettir. Sakınmamız gereken en önemli konu bundan sonra aleyhimizde ‘dinsizler’ propagandasının yapılmasıdır. Böyle bir tutum ile karşılaşırsak süratle ve kararlı bir şekilde cevap vermeliyiz… Askerin dediği yapılır ama bunun nedeni vardır. Zira askerin elinde silahı vardır ve bu silah askere bazı manevra yetenekleri verir. Silahımız bizim caydırıcılığımızdır. Bu nedenle ‘ben silahımı kullanacağım’ diye açıklamalar yapmamalıyız. AKP’nin attığı her adıma aynı şiddetle ama çok kararlı olarak cevap vermeliyiz. Ben bunların bölüneceğine inanmıyorum ve bundan sonraki seçimi de kazanacaklardır. O zaman geç olacaktır…

Aytaç Yalman: Söylenecekler söylendi. Kendimi suçlu hissediyorum… Zamanı boşuna geçirdik. Benim önerim hemen ve gecikmesiz eylem planına başlamak. Seçimden önce muhtıra vermeliyiz.

Genelkurmay Başkanı: Teşekkür ederim, herkesin aynı fikirde olması güzel. Ben yüzde sekseni ile aynı fikirdeyim. Ama katılmadığım noktalar var. Açık konuştuğunuz için hepinize teşekkür ederim. Muhtıra vermeye niyetim yok. Bu hükümet gitmelidir. Demokratik yollardan bu işi halledeceğiz. Yapabileceğimiz bir çok şeyin olduğuna da inanıyorum.

Bu toplantı bence tarihi bir toplantıydı. Bir yıldır ilk defa yapılıyordu. Genelkurmay Başkanı’na onunla aynı fikirde olmadığımız mesajı verildi. O da kendisinin yalnız kaldığını anladı… Ama artık çok geç. Zira yasal olarak böyle bir toplantı yapmakla kendisi de geri dönemeyecek bir yola girdi.” (3 Aralık 2003)

Ayrıca bu günlüklerde pek çok gazeteciyle görüşmeler yapıldığı (Tuncay Özkan, Aydın Doğan, Mustafa Balbay, Taylan Bilgel, Can Ataklı ve daha başkaları), iş adamlarını da unutmadıkları, ortak hareket edebilmek için biraz da tehdit vari desteklerinin istendiği açıkça yazılmış.

Özden Örneğe ait olduğu, kendisininse kabul etmediği bu günlüklerde, TSK’nın durduğu yer ve M. Kemal ile ilgili olarak, Özden Örnek’in kendi iç çatışması ve kafasındaki soru işaretlerine de ver verilmiş:

“(Siviller ile ilişki kastediliyor) TSK içerisinde modaya uygun olarak Deniz Kuvvetlerinde de bu ilişkiler günah sayılıyordu… Siviller ile ilişkilerin bence iki ayrı boyutu var. Birincisi, TSK sivilleri nasıl görüyor. İkincisi, sivillerin TSK’ni tanıyabilmesi için silahlı kuvvetlerin sivil topluma ne kadar açık olduğu.

Akredite basın konusu GK başkanlığı tarafından icat edildi. Derinlemesine düşünmeden görülebilir ki, bu tutum tüm yasalara ve en sonunda da Anayasa’ya bile aykırıdır. Birincisinin sonucudur. Sivile bakışımız değişmedikçe tutumlarımızdaki değişme aldatmacadan başka bir şey olamaz…

Sivillerin yurt sevgisi eksiktir. Çoğunlukla onlar vatanlarını ve milletlerini düşünmeden şahsi yararları için hareket ederler. Onlar tembeldirler çalışmaz ve bedava olarak para kazanmaya bakarlar.  Bu nedenle TSK’daki herkes çok çalışır ve fedakâr oldukları için her şeye layıktırlar. Bu düşünce ile nereye varılabilir.”

Gerçektende, korumakla görevli oldukları halk için bunları düşünen zihniyetler ile nereye varılabilir ki askeri-dikta rejiminden öte? Ve Atatürk için şunlar yazılıyor günlükte:

“…Yapımızda ve anlayışımızda düzeltmemiz gereken çok konu var. En başta Atatürk’ü bir idol haline getirmişiz. Kendisi bile “beni görmek önemli değil, fikirlerimi anlamak önemlidir” demişken, biz heryerde Atatürk’ü heykel, resim, poster olarak anmayı sanki onu anlamak ile eş tutuyoruz. Bu böyle devam edemez. Bir taraftan İslamiyet’in günün şartlarını karşılamadığını ve reform geçirmesi gerektiğinden bahsederken, sanki Atatürkçülük ilelebet yaşayacakmış gibi davranıp ilkelerini tartışmaya dahi açmıyoruz. Tabi o zaman bu ilkeler bir yol gösterici olmaktan öteye, dogma haline geliyor… toplumu Kara Kuvvetlerinin etkisinden kurtarmak lazım. Devletin her kesiminde kendi düşünceleri hakim olsun, herkes kendileri gibi düşünüp kendileri gibi hareket etsin istiyorlar. Harbiye Marşı ile yatıp, Harbiye Marşı ile kalkıyorlar.

(29 Ekim 2004) Bugünkü törenleri, şöyle sabahtan akşama kadar yaşadım. Hepsi onuncu yıl için planlanandan farklı değildi. O zaman devletin gücünün mesajını her köşeye dağıtmak ve birlik beraberlik gösterisi yapmak birinci amaçtı. Aradan yıllar geçti… Bir tribünde saatlerce oturarak geçenleri seyretmek pek fikir vermiyor… Bir sürü şımarık ve umursamaz genç önünüzden geçiyor… Saatlerce konuşmalar, koca koca adamların sıraya girip el sıkmaları, artık modası geçmiş kutlamalar.”

Tabi bu günlüklerde rektörler ve YÖK’ün olağanüstü yetenekleri unutulmamış. Gençleri sokağa dökmek ve bir takım yasakların uygulamaya sokulmasında onlarsız yapılamayacağı kanaati de dile getirilmiş.

“İstanbul Üniversitesi Kemal Alemdaroğlu ile görüşme… YÖK başkanı Kemal Gürüz ile birlikte bu tutucu ve dinci iktidara karşı tam bir kurtuluş savaşı veriyorlar. Adamların bütün derdi bu iki Kemal’i halletmek. Kendisi ile bu mevzuları konuştuk. Bana “ Artık sizin de sesinizin çıkması lazım. Çok yalnız kalıyoruz” dedi… “… Sizlere el altından her türlü desteği veriyoruz. Sıkılmadan ve çekinmeden devam edin, gerektiğinde arkanızda bizlerin olduğunu daima hatırlayın. Biz lazım olduğumuzda sizlerin yanınızda olacağız.”

Kocaeli Üniversitesi rektörü bana ne yapmaları gerektiğini sordu. Ben de “hükümet ile yaptığınız veya yapar gibi göründüğünüz uzlaşma toplantılarına devam edin” dedim. Çok hoşlarına gitti. (Ankara’daki tüm rektörleri kastediyor) Hepsini bir gün yemeğe davet ettim.”

Atatürkçü Düşünce Derneği de dahil olmak üzere, Çağlayan’da düzenlenen miting ve diğer mitinglerde onların eseri. Katılımdan ve halkın sokağa dökülmelerinden oldukça keyif almışlar.

Bu günlüklerin yayınlanmasından sonra, ismi malum pek çok gazeteci Nokta Dergisi ve ekibini, özellikle de Alper Görmüş’ü ti’ye almış/almaya çalışmıştı. Kimileri ‘özel imalat’, kimileri ‘uydurma ve sahte’ yaftasını basarken, okuyucularını galeyana getiren cümlelerle Nokta ve ekibini hedef haline getiriyordu.

Ertuğrul Özkök de 30 Mart 2007 tarihli yazısında bu günlüklerden bahsetmiş ve yazısını şöyle bitirmiş:

“Komutanı yakından tanıyan insanlar, onun kişiliği ile asla uyuşmayacak ayrıntı ve iddialar bulunduğunu söylüyor.

Belli ki birileri "özel bir imalat" yapmış.

Ama takan yok.

Yayınlar var gücüyle devam ediyor.

Şimdi ben de soruyorum.

Bu bir "sivil andıç" değil mi?

Günde otuz kez demokratlıktan söz edenlerden çıt yok.

Yani asker yaptığı zaman andıç oluyor da, aynı haltı siviller yediği zaman "haber" mi oluyor?

Demokratlığımız işte bu kadar...”

Olaylar henüz sıcaklığını korurken, 12 Nisan 2007’de Genelkurmay Başkanı bir konuşma yapar ve günlüklere de değinir.  Sayın Büyükanıt’ın bir beklentisi de ‘sözde değil, özde bir cumhurbaşkanı’ seçilmesidir. Ve ertesi gün Nokta Dergisi basılır 50 kadar polis tarafından. Ardından baskılara ve yapılan haksızlığa karşı kapanır Nokta Dergisi.

Birileri onlar için son noktayı koydukları için sevinçlidir elbette. Ancak bir şeyin sonuna nokta koymak, kimi zaman nihayet manasına gelse de, çoğu zaman da nice yeniliklerin, devamında geleceklerin habercisi işlevi görür. 2 yıl aradan sonra, Ergenekon davasının 2. iddianamesinin açıklanması, Nokta’nın sonuna noktayı koyamadıklarının bir ispatı oldu kanımca.

Nokta Dergisinin baskına uğramasının ardından kimileri neredeyse zil takıp oynayacaktı. Verdikleri haberlerin ardından yazılan okuyucu yorumlarıysa dudak uçuklatacak cinsten, ülke adına birer hayal kırıklığıydı. O zaman okuduğum bu yorumlar, insanların nasıl da çabucak gaza getirilebildiğini ve beyinlerinin sulandırıldığını bir kez daha esefle görmeme neden olmuştu. İşte o yorumlardan bir kaçı:

* Deşifre edilsin görelim bakalım. Dergiye bu haberi kim vermiş? Belgesi var mı, çıkar meydana.

* Zaten çok esaslı bir temizlik gerekiyor. Ta Utah’tan buraya kadar. Bir icat olsa da hain arama detektörü geliştirilse. Vatana, cumhuriyete, Atatürk’e ihanet eden o hainler tek tek açığa çıksa. Ak lale, kara lale belli olsa.

* (...) Birileri Nokta dergisini tetikçi olarak kullanıyor ama kim?

* (...) Nokta ve diğer basın yayın organlarına sesleniyorum. Devam ediniz, siz devam ettikçe bizler, yani Atatürk’ün emanetinin yılmaz bekçileri ordumuza daha da sarsılmaz bir sadakatle bağlanacağız.

* Geç kalınmadı mı? İllaki genelkurmay başkanının bunları dile getirmesi mi bekleniyordu?

* Yüce Türk milleti; Silahlı Kuvvetler bizim geleceğimiz, huzurumuzun, mutluluğumuzun ve onurumuzun koruyucusudur. (...) Kim ki onu yıpratmaya çalışırsa, kahrolsun.

* TSK’yı yıpratacağız diye oralarda buralarda delil aramak ateşle oynamak gibidir.

*  Sayın Büyükanıt böyle (diyorsa), Nokta dergisinin baş editörü ve bu yazının altına imzasını atan araştırmacı gazeteci şahsın sorgulanıp ciddi bir mahkûmiyete çarptırılması gerekmez mi?

* Mahkemeye intikal etmiş bir konuda niye baskın yaparak iftiracıları mazlum durumuna getiriyorsunuz?

* Nokta... Konu kapanmıştır. Yaşasın TSK.

* Nokta dergisini kimin finanse ettiğini buraya yazmaya gerek var mı?

* Nokta dergisine nokta operasyon yapılıyor. Derginin bütün yöneticileri uzun bir hapis cezasını hak etti bence. (...)

* (...) Bu gafiller şunu çok iyi bilsinler: Siz vurdukça bu halk TSK’ya daha da fazla sevgi duyuyor. Devam edin siz devam edin. Bize güç ve azim veriyorsunuz.

Şeklinde devam eden 43 adet yorum. (Habere ve yorumlara şu adresten ulaşılabilir.) http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6326595&tarih=2007-04-13

Ve kabuk değiştiren Türkiye, e-muhtıraya verdiği tarihsel cevabın ardından, ‘neden silahlı terör örgütü oluyormuş’ söylemlerine aldırmadan, Ergenekon örgütünün üstüne gitmeye devam ederek, arada ‘one minite’lerle bugünlere gelmiş ve ‘artık eski Türkiye geride kaldı’ dedirtmeye başlamıştır.

Kafalardaki sorulara son noktayı koymak için bu ikinci iddianamede bu örgüt şöyle tanımlanmıştır:

“Ergenekon isimli yapılanmanın 3713 sayılı Terörle Mücadele Konunu 1. ve 7. Maddelerinde ifade edilen örgütlü yapıya sahip bir örgütlenme olduğu kanaati oluşmuştur. Ayrıca bu raporun ‘Cebir ve şiddet’ başlığı altında ifade edilen faaliyetler (Silah ve patlayıcı madde bulundurma, eylem hazırlıkları, bomba irtibat bilgileri), dikkate alındığında; soruşturmanın tamamına ve ele geçirilen delillerin tümüne vakıf olan Savcılığınızca Cebir ve şiddete ilişkin verilerin bu unsurun gerçekleşmesi olarak göz önüne alınması ile 3713 Sayılı kanunun tanımladığı ‘Terör Örgütü’ niteliklerinin tamamlanacağı ve soruşturma konusu yapının ‘Terör Örgütü’ olarak nitelendirilebileceği değerlendirilmektedir.”   denilmektedir.

Hatırlanacağı üzere, darbe girişimindeki aktörlerden biri olarak adı geçen Hurşit Tolon, 5 Nisan 2007’de Sabah’a verdiği demeçte “bunlar sahte” demiş, darbe girişimlerinden yargılanacağını öğrenince ise, savcılıkta verdiği ifade de(8 Temmuz Hürriyet) “Kamuoyunda darbe günlükleri olarak bilinen günlüklerde benimle ilgili kısımlarda herhangi bir yanlışlık görmediğim için bu konuda tekzip yapma ihtiyacı hissetmedim. Çünkü herhangi bir şekilde kişilik haklarım zedelenmemişti” şeklinde savunma yapmaktan çekinmemişti.

Yine bu ikinci 1972 sayfalık iddianame incelendiğinde, günlükte adı geçen veya geçmese dahi birbirlerinin ilişkilerinden kendilerine ulaşılan kişilerin tümü hakkında, suçu bölümüne, silahlı terör örgütü ile ilgili iddia konulmuştur. Örgütteki görev ve konumlarına göre, ‘silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne bilerek destek verme, silahlı terör örgütüne silah ve mühimmat temin etme ve bulundurma, TC Devletini yıkmaya yönelik eylemlerde bulunma, konumunu kötüye kullanma, hukuka aykırı olarak bilgi temin etme, edindiği bilgileri yasa dışı kullanma, kullananlara verme, uyuşturucu madde satma, yasa dışı menfaat elde etme’ gibi suçlamalarda bulunulmuştur.

56 kişinin adının sayıldığı bu kişiler arasında yer alan Mehmet Ş. Eruygur, Ahmet H. Tolon, Levent Ersöz, Hasan Atilla Uğur, M. Ali Balbay, S. Aydın Aygün, İlker Güven, Erol Mütercimler, Hakan Şanlı, Ferda Paksüt, Turhan Çömez, Ahmet Tuncay Özkan sadece bazıları.

Görünen o ki, kendisini vatanın ve milletin biricik koruması ve tek teminatçısı sayanlar, devlete rağmen devleti yıkmak için tüm güçlerini seferber ederek saldırıya geçmişler. Halkı akılsız olarak gören zihniyetler, kendi menfaatleri ve ideolojileri uğruna cinayet, kaos, terör, katliam gibi eylemleri işlemekten imtina etmek bir yana, inadına bunların yapılmasını olmazsa olmaz saymışlar.

Sonuç olarak;

“Bu aşamaya kadar elde edilen delillere ve tüm dosya kapsamına göre;

ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN yönetici kadrolarının toplumda ve Devlet kademelerinde önemli görev ve mevkilerde bulunmuş kişilerden oluştuğu, amaçlarına ulaşmak için gerekli silah mühimmat ve diğer malzemeleri kolaylıkla temin edebildikleri, Devletin çok gizli belgelerini kolaylıkla ele geçirdikleri, örgütün Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerini ve Danıştay suikastını gerçekleştirdiği,

Örgütün sivil toplum kuruluşlarının üst düzey yönetimlerinde örgütlenerek bu kuruluşları amaçları doğrultusunda yönlendirdikleri, medyayı kullanarak örgüt kararları doğrultusunda kamuoyu oluşturdukları, ülkede kaos ve iç çatışma ortamı oluşturmaya çalıştıkları, oluşacak gerginlik ortamından faydalanıp, nihai olarak TSK içerisinde kendilerine destek vereceklerini umdukları kişilerin yardımı ile Yürütme ve Yasama organlarını ortadan kaldırmaya ve görevlerini tamamen veya kısmen yapamaz hale getirmeye teşebbüs ettikleri, bu kapsamda, özellikle asker kökenli şüphelilerin görevde oldukları 2003-2004 yıllarında hazırladıkları darbe planlarını uygulamaya koydukları, emekli olmalarına müteakip eylem ve faaliyetlerine devam ederek, örgütün belirlediği strateji doğrultusunda sivil toplum kuruluşlarını yönetip, yönlendirmek amacıyla, bir kısım kuruluşların yönetimine geçtikleri ve böylece eylem ve faaliyetlerine devam ettikleri, tüm bu eylem ve faaliyetler dikkate alındığında, örgütün hükümetleri devirip yönetimi ele geçirmeye elverişli olanaklara sahip olduğu anlaşılmıştır.

Soruşturma aşamasında ele geçirilen silahların çeşitliliği, miktarları, arz ettiği vahamet, sağlanma şekilleri, ele geçen suikast planları dikkate alındığında örgütün Yasama ve Yürütme organını cebren ortadan kaldırarak veya çalışamaz duruma getirerek Terörle Mücadele Kanununun 1. maddesinde belirtilen “Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek” hedefini gerçekleştirmek bakımından ne kadar kararlı ve yeterli olduğunu, mensuplarından bir kısmının halen eylemlerine devam etmiş olmasının, örgütün eylemlerini uygulama konusundaki ısrarını ortaya koymaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, bölünmez Ülkesi ve yıkılmaz Devleti ile, bölücü ve yıkıcı terör olarak adlandırılan iki ana terör koluna karşı kararlı ve başarılı bir mücadele vermektedir. Aynı mücadeleyi Ergenekon terör örgütüne yönelik olarak, büyük bir kararlılıkla sürdürmüş, bundan sonra da sürdürmeye devam edecektir” denilerek iddianame neticelendirilmiştir.

Henüz her şey bitmiş, adı geçen örgütün kökü kazınmış değildir. Örgütün elebaşının ve daha nice önemli elemanlarının ele geçirilememesi, daha önceki yıllarda yaşanıldığı gibi geri adım atılması ve hükümet edenlerin ürkeklik göstermesi, Türkiye gerçeğinin kendi etrafında dönmesini devam ettirecektir. İnşallah Erdoğan ve arkadaşları sözlerini tutar, ‘bu yola baş koyduk’larını ispatlayarak, örgütün üzerine sonuna kadar gidilmesini sağlar. Alper Görmüş ve ekibine, ülkesine kazandırdıklarından dolayı ne kadar teşekkür etsek azdır.

**

Evet, uzun zamandır beklenen seçimler nihayet neticelendi. Kanımca en büyük darbeyi AKP aldı. Aslında Türkiye yönetiminde hiçbir iktidar 4 kez arka arkaya sandıktan birinci olarak çıkamamışken, AKP bunu başardı amma, önemsediği bazı il ve beldeleri de elinden kaçırdı.

AKP’ye en şiddetli tokatı Kürt halkı atmıştır. Güneydoğunun neredeyse tamamını DTP’ye kaptıran AKP’ye, yöre halkı çok önemli bir mesaj vermiştir. Kendisini başbakanlığa taşıyan Siirt dahi Erdoğan’a sırt çevirmiştir. Bu tavır ve ortaya koydukları seçim sürpriziyle Kürt halkı şöyle demiştir Erdoğan’a:

“Kürt halkı yapılan hizmetlere ve dini konularda ahkâm kesilmesine değil, öz kimliğine ve diline kavuşmaya ehemmiyet vermektedir. Alınan yollarla yetinmemiz mümkün değildir. Her millet gibi, bizlerde kimliğimizin varlığının kabulünü ve haklarımızın iadesini istemekte ısrarlıyız” demek istemiştir.

Bu yönde politika güden ve halkın eğilimine nail olan DTP ise istediğini elde etmiştir. Bundan sonrası için Erdoğan ve hükümetine düşen görev, oyalama taktiğini bırakıp, korkuları ve kendisini dize getirmeye çalışanları arkasına atıp, halkının beklentilerine cevap vermek olmalıdır. Çünkü oy dağılımına bakıldığında, her şeye rağmen ülkenin her yönüne dağılabilmeyi başaran tek parti AKP’dir. Bu kazanımını zayi etmemeli ve küstürdüğü Kürt halkının taleplerine kulak vermelidir.

Selam ve dua ile.

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum