Almanya’da kafaları alt-üst eden ’Tayyîb Tsunamisi’..

14.02.2008 14:08

Selahaddin E. Çakırgil

Geçen hafta, Tayyîb Erdoğan’ın Almanya’ya yaptığı gezi, başlangıçta, sıradan bir ziyaret olarak görülürken, hele de dönüşünden sonra Alman kamuoyunda âdetâ bir ’tsunami etkisi’ yaptı. Tartışmalar giderek derinleşiyor..

Gerçi, Erdoğan’ın gelişi öncesinde de, özellikle de Köln’de 20 bin kişilik kapalı spor salonu Arena’da vatandaşlarıyla buluşacağına dair dev duvar ilanları ve reklam panolarından taşan, ’başı dik, kendinden emîn, vakûr ve güçlü bir devletin güçlü başbakanı’ havası veren fotoğrafları rahatsızlıklara vesile olmuştu; ama, bunun üzerinde yine de fazla durulamamıştı. Çünkü, Ludwigshafen’daki faciada Türkiye’li 9 insanın yanmasının ortaya çığkardığı duygusal tablo da bu tartışmaları gölgede bırakmıştı.. Ancak, Alman Fed. İçişleri Bak. Wolfgang Schauble’nin tam da o facia sırasında Ankara’da olması ve Erdoğan’ın, faciayı soruşturmak üzere Türkiye’den bir heyeti Ludwigshafen’a gönderme önerisini Schauble’ye kabul ettirmesi mideleri bulandırmıştı, ’bu ne demek?.’ diye.. Almanya’nın bu gibi konularda, bu zamana kadar yalnızca B. Amerika ve İsrail rejimine yetki verdiği biliniyordu. Erdoğan’ın Ludwigshafen’ı ziyaret etmesi ve orada yatıştırıcı, tahriklerden uzak, ağırbaşlı bir konuşma yapması da alman medyasının dikkatlerinden kaçmamış ve hattâ, 9 insanın yandığı büyük bir facia üzerine, Erdoğan Ankara’dan gelirken, Merkel’in oracığa gitmemesi de kamuoyunda hafifçe eleştirilmişti.. Erdoğan’ı Ludwigshafen’da karşılayan SPD lideri Kurt Beck’in orada olması ise, onun aynı zamanda, Ludwigshafen’ı da içine alan Rheinland-Pfalz eyaletinin Başbakanı olması yüzündendi.. (Türkiye’li bir aileden 5 kişinin yakıldığı ’Solingen kundaklaması’ günlerinde -yine Hristiyan Demokrat, CDU’lu- Federal Başbakan Helmut Kohl’ün de Solingen’i ziyaret etmediği hatırlanıyordu..)

Erdoğan, iç siyasette kendine özgü bir ’tarz-ı siyaset’ geliştirdiği gibi, aynı usûlü diplomaside de uyguluyor ve bunda da az başarılı sayılmaz.. Nitekim, Münih’teki ’Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’nda ’Şeref Konuğu’ olarak yaptığı konuşmada da, diplomasinin önşartı kabul edilen ’ikiyüzlülük’ yerine, net eleştiri ve hatırlatmalarda bulunuyordu. Hele, Ermenistan Dışişleri Bakanı’nın kendisine, ’Siz güvenlik ve işbirliğinden sözediyorsunuz, ama, bizimle görüşmeyi kabul etmiyor ve ortak sınırı açmıyorsunuz’ sözleri üzerine, Erdoğan’ın onu  âdetâ azarlarcasına, ’Benim ermeni vatandaşlarımla bir rahatsızlığmı yok.. Ama, senin 40 bin ermeni vatandaşın kaçak yollarla Türkiye’dedir ve biz buna da gözyumuyoruz.. Siz önce, o insanların sizin ülkenizden niçin kaçıp Türkiye’ye sığındıklarının cevabını verip, Karabağ işgalini de sona erdiriniz, sonra geliniz..’ diye cevab vermesi bile, inandığını açıkça söyleyen bir devlet adamı profili vermesi şeklinde algılanıyordu..

Ayrıca, Erdoğan’ın, Alman Fed. Başbakanı Angela Merkel’i, Berlin’de çoğunlukla Türkiye’li öğrencilerin okuduğu bir okula götürmesi ve orada yaklaşık 2,5 saat kadar süren bir görüşmede, öğrencilerin Erdoğan ve Merkel’le yakından irtibat kurması ve görüşlerini, iki başbakana değil, amcaları, teyzeleri durumunda iki kişiye aktarırcasına rahat bir atmosfer oluşturmaları, Erdoğan’ın insan ilişkilerindeki başarısının bir örneği olarak algılanıyordu.

Ama, Erdoğan’ı asıl tartışma konusu yapan, özellikle Köln- Arena’da onbinlerce insana yaptığı konuşma ve orada oluşan atmosferle ilgiliydi.. Ki, Alman siyasî hayatında 1962’de, Amerikan Başkanı Kennedy’nin, Berlin’e gelip, Sovyet tehdidine karşı, ’Ben bir Berlinliyim!’ diye konuştuğu meşhur gezi ve bir de Doğu Almanya’nın çöküp, Federal Almanya içinde bütünleştiği 3 Ekim 1990’da, Fed. Başbakan Helmut Kohl’ün Berlin’de topladığı kalabalıklardan sonraki, en büyük katılımlı 3’üncü siyasî  toplantı olduğunun alman medyasında hatırlatılması ve bunun da korku uyandırdığını hatırlamakta fayda var..

Erdoğan Arena’da, vatandaşlarına ’aslî kimliklerini yitirmemelerini, eğitimde ve her alanda almanlardan geri kalmamak için almanca öğrenmekte çok çaba harcamaları gerektiğini’ hatırlatıyor; ’integrasyon’a (bir topluma eklenmeye) ’evet’; ama, ’asimilasyon’a, (bir diğer toplum içinde kimliğini yitirip eriyip gitmesine)hayır’ diyor ve Almanya’da 3 milyon kadar Türkiyeli’nin bulunması ve hele bunlardan 800 bininin alman vatandaşı olması hasebiyle, Almanya’nın karar mekanizmalarını yönlendirmekte etkili olabileceğini’  belirtiyor ve kendisini coşkun bir heyecanla dinleyen o büyük kitlelere, ’Türkiye’nin daha da güçlü olacağı’nın mesajını veriyor ve ayrıca, ’Türkiye’de almanca öğretim yapacak iki üniversite açılması projesi gibi, Almanya’da da türkçe öğretim veren üniversite ve diğer okulların açılmasını’ öneriyordu..

İşte bu sözler tartışılıyor şimdi.. Sadece medyada değil, en yüksek perdeden; Angela Merkel de dahil, siyasî mahfillerde.. Almanya’nın ’gölge devleti’ sayılan Bavyera eyaleti Başbakanı Günter Beckstein,  Erdoğan’ın, Türkiye’li kökenlilere ’nasyonalist’ duygular aşıladığını,  bunun kabul edilemez olduğunu’; SPD m.vekili Lâle Akgün ise, ’Hiç bir alman başbakanının, Türk -Alman münasebetlerine Erdoğan’dan daha fazla zarar veremiyeceğini’ söylüyordu.. Merkel ise, geçmişte, Schröder’in İçişleri Bakanı Otto Schily’nin, ’en iyi entegrasyon, asimilasyondur..’ sözünü hatırlatacak şekilde, ’Erdoğan’la entegrasyondan neyi anlamamız gerektiğini yeniden tartışmamız gerekiyor.. Entegrasyon, bir ülkenin hayat tarzına uymaktır. Alman vatandaşı olanlar Alman vatandaşıdır. Bunun ne fazlası, ne de eksiği söz konusudur. Dolayısı ile alman vatandaşı olan herkesin bağlılığı Almanya’yadır, ben alman vatandaşı olan türklerin de başbakanıyım..’ diyor ve ’türkçe öğretim verecek üniversite fikrinin de kabul edilemezliğini’  vurguluyordu.. Ama, Merkel’i dinleyenler, onun bu sözleri seçim atmosferinde de söylemesi gerektiğini belirtiyordu.. Öteki önde gelen CDU’lu liderler de, Erdoğan’ın ’gelecek nesillerin de kimliklerini yitirmemesi’ hatırlatmasında bulunduğunu, bunun alman iç siyasetine müdahale olduğunu ve kabul edilemezliğini, Arena’daki konuşması ile Alman toprakları üzerinde nasyonalistlik yaptığını söylüyor ve ’bu, bizim Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki çekincelerimizin haklılığını göstermektedir’ diyorlardı.

Yeşiller’den Claudia Roth ise, ’Erdoğan’ın önerisinin son derece ilginç olduğunu, dünyanın çeşitli yerlerinde, almanca öğretim veren 120’den fazla okul olduğu gibi, Almanya’da da türkçe öğretim veren okullar olabileceğini’  belirtiyordu..

Erdoğan’ın Alman kamuoyunda daha uzun süre tartışılacağı ve bu ’tsunami’ dalgasının  etkilerinin geleceği de şekillendireceğini söylemek kehanet sayılmamalı..

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim