1. HABERLER

  2. HABER

  3. Alman Mahkemesinin Başörtüsü Aleyhtarı Kararı Nasıl Okunmalı?
Alman Mahkemesinin Başörtüsü Aleyhtarı Kararı Nasıl Okunmalı?

Alman Mahkemesinin Başörtüsü Aleyhtarı Kararı Nasıl Okunmalı?

Alman mahkemesinin başörtüsü aleyhtarı kararı ülkedeki 4 milyonu aşkın Müslümanı nasıl etkileyecek? Yasak neyin göstergesi? Devamı olacak mı?

A+A-

Bir süredir İslamofobia ile gündemde olan Almanya'da başörtüsü ile ders alınmayan iki kız çocuğunun ailesinin yaptığı itirazı değerlendiren mahkeme, özel okulların başörtüsünü yasaklayabileceğine hükmetti. Ve böylece özel okullarda başörtüsü yasağının da fitili alevlenmiş oldu.

Acaba bu durum ülkedeki 4 milyonu aşkın Müslümanı nasıl etkileyecek? Yasak neyin göstergesi? Devamı olacak mı? Ülkedeki Müslümanların bu ve benzeri yasakçı ve ayrımcı politikalar karşısındaki tepki ve duruşları ne?

Tüm bu soruları Haksöz dergisi Avrupa sorumlusu Murat Kurt kardeşimize sorduk ve o da son gelişmeden kalkarak Almanya’da yükselmekte olan İslamofobia konusunda etraflı bilgilendirmelerde bulundu, ufuk açıcı değerlendirmeler yaptı.

Murat Kurt kardeşimizin cevabının tam metnini okurlarımızın ilgisine sunuyoruz:

***

Almanya’da uzun zamandır alışılageldiğimiz kararlardan biri daha verildi. Özel okullarda başörtüsü yasağı mahkemece onanmış oldu.

Burada birkaç soru sorup konuyu buna göre değerlendirmekte fayda var. Mesela devlet okullarında başörtüsü sorun olmaz iken neden özel okullarda bu bir sorun?

Kısaca bu soruya cevap vermekte fayda var. Özel okulların statüleri doğal olarak farklı ve özel okul kendi kurallarını kendisi koyabiliyor. Nasıl bir eğitim vereceklerini, kılık kıyafeti kendisi belirleyebiliyor. Burada elbette okul yönetiminin de etkisi çok büyük. Şöyle diyebiliyor: “Biz bir özel okuluz ve şu kurallarımız var; mesela üniforma gibi. Herkes bunu giymek zorunda. Başörtüsü öngörmüyoruz.”

Söz konusu okul İngiltere kökenli olup uluslararası statüye sahip özel bir okul. Yönetmeliklerini o ülkeden almışlar. Mahkemenin verdiği gerekçeli kararda velinin okula yazdırırken bu olayı bildiğini ve bunu göze alıp yazdırdığını belirtiyor.

Bu bağlamda birkaç soru sormakta fayda var:

Yahudi bir öğrenci okula kippa ile geldiğinde ne olacak? Okul yönetimi karşı çıkabilecek mi?

Mahkemenin bir Yahudiye karşı yasaklayıcı bir karar vermesi mümkün mü?

Mahkeme karar verse bile hükümet özel bir yetki ile mahkeme kararını iptal eder miydi?

Maalesef Müslümanlar çoğu kez mahkemelerde yenik düşebiliyorlar. Birkaç sene önce Almanların erkek çocukları sünnet ettirmeye dair getirdiği yasağa Yahudiler büyük gürültü (100 bin Yahudi yaşıyor Almanya’da) ile karşı çıktılar ve hükümet özel bir karar ile bu mahkeme kararını neshetti. Ama Yahudilikte sünnet olayı olmasa idi acaba yine de bunu nesheder miydi, büyük bir ihtimal hayır. Kısaca burada her zamanki gibi çifte standartçı bir yaklaşım söz konusu. Müslümanların da maalesef bu konudaki tutumları farklı farklı. Birçok Müslüman (4 milyon Müslüman yaşıyor Almanya’da) verilen karardan bihaber. Haberdar olanların karşı duruşları da farklı farklı.

İlginç olan şeylerden biride şu; Türkiye’de başörtüsü yasak olduğu zamanlar şöyle deniyordu: “Bakın sizin kendi ülkenizde bile yasak, daha ne istiyorsunuz?” Şimdilerde ise “Madem bizim ülkemizde yasak konuldu başörtüsüne, o zaman serbest olan kendi ülkenize dönün; ne işiniz var burada!“ deniliyor.

Unutmadan şunu da belirteyim; ülkede yaşanan İslamofobi, aslında Almanya hükümetinin ve AB’de 11 Eylül’den sonra uygulanan ya da yürürlüğe sokulan anti-İslamizm politikalarından kaynaklanıyor. Müslüman komşusundan çok memnun olan biri evinde izlediği haberden etkilenip komşusundan korkmaya başlıyor. Şiddet taraftarı diye Müslümanlar hep gündemde tutuluyor. Şuna da dikkat çekiliyor; Müslümanlardan daha çok şiddet İslam’dan kaynaklanıyor. “Şiddetin kaynağı İslam’dır!” sloganı ya da başlığı atılabiliyor medyada. Aslına bakılacak olursak 4 milyonu aşkın Müslümandan acaba hangi şiddet olayı görmüşler? diye sormak gerek. Hangi kilise yakılmış? Hangi Alman, Hristiyan olduğu için dövülmüş? Selefilerin 25 milyon Kur’an dağıtma projesini bile kaldıramamış ve büyük bir karşı kampanya başlatmışlardır. Selefilerin şehir merkezlerinde Kur’an dağıtmaları bile şiddet eylemi gibi muamele görmüş bir nevi. Son iki senede 80 cami ve mescidin yakılma olayı ne anlama geliyor? Şiddet kimin tarafından uygulanıyor? Mahkeme salonunda Meve el-Şerbini’yi öldüren ve savunan kimler? 10 kişinin ölümü ile sonuçlanan ve “Döner cinayetleri” diye hafife alınan ve Alman istihbaratının elinin de işin içinde olduğu olayı örtmeye çalışan kimler?

Özetleyecek olursak; İslam, Avrupa’da bir alternatif bir hayat tarzı olmuş ve önüne geçmek için her türlü politikayı uyguluyorlar. İslam’a küfretmek sanki milli bir dava haline gelmiş. Anti-İslamizm yasak değilken Antisemitizm’de çok hassas davranılıyor. Müslümanlar olarak Antisemitizm gibi Anti-İslamizmin de değerlendirmesini istiyoruz.

(Kaynak: Islahhaber.com)

HABERE YORUM KAT