Allah’ın suyu...

07.04.2009 02:52

Atilla Özdür

Her şey Allah’ınsa da, Sahibi, suyu ammenin ortak mülkiyetine bırakmış... Ateş anlamındaki enerji kaynakları ve ekonomik faktör olarak da toprak üzerinde özel mülkiyet hakkı tesis edilemiyor...

Ecevit de bunları, kendi ideolojik felsefesi zaviyesinden işleyenle kullananlara tahsis ediyordu.

Şimdi Türkiye’de, ne Allah’ın kulları için düzenlediği şemanın, ne de bu kulların dünyevi meselelerini hall amacıyla tasarladıkları kendi beyinlerinin ürünü, sol felsefenin tahsis öncelikleri kaale alınıyor...

Çünkü Türkiye’de, metacılık ağırlıkta... Aslında Atatürk’ün son tahlilde kendisinin böyle bir kalıba dökülmesini arzuladığı da şüpheli. Metacı felsefe, Atatürk’ü metacılığın kurşun işlemez zırhı olarak kullanıyor...

Metacı felsefe, suyun sahipsizliği tezini kabul etmiyor. Ammeye aidiyetini de reddediyor... Metacı sağ felsefe nezdinde ayakkabı ya da mangal kömürü ile hattı ictimalardan aşağılara akan ya da kaya diplerindeki pınarlardan yeryüzüne fışkıran sular arasında, fiyatlandırma işlemlerinin birim mikdarlarına göre yapılması arasında fark yok...

Bunların hepsi piyasa malı...

Geçenlerde bir yabancı su kabzımalı Bursa suyunu almaktan vazgeçtiğini deklare ediyordu. Bursa’nın, özellikle Uludağ kaynaklı suları magnezyum ve kalsiyum yönünden fakir imiş... Hayat için en başta gelen lazimeler arasında baş sırada yer alan bu madenlerden fakirliği, suların pazarlama şansını kösteklediği için Bursa’dan kaynak almaktan vazgeçmişler...

Bursa’nın Adaköy’ü muhtarı dünyaya çok yönlü bakabilen bir adam... Köyünü tek ürünüyle dünyanın birçok bölgesine tanıtmış... Adaköy’ünde eşine ender rastlanır armut yetiştiriliyor. Deveci armudu denilen bu nimet de Allah’ın suyuna aşırı derecede bağımlı...

Eskiden Uludağ’dan inerek Bursa ovasının altında biriken yer altı suları, yerli ve yabancı su kabzımalları tarafından inişinin yarı yolunda akışına el konulduğundan, ovanın altındaki hayat kurumaya yüz tutuyor...

Adaköy muhtarı da bu tehlikeden şikâyet ederek öncelikle Allah’ın olan, sonra da işleyen ve kullanan olarak köylünün ve toprağın hakkı bu suya kabzımallar tarafından el konulmasının önlenmesini istiyordu.

Amma ha Adaköy muhtarı ha Yalova Kaymakamı... Özel idare, üç kuruşu gördüğünde yerli yabancı demeksizin suyu şişelemecilere elli yıllığına hibe ediveriyor...

Hatırlarsınız muhtemelen... Baba Süleyman Sabancıların otomobil fabrikası açıldığında nasıl da gururla babalanıyordu, dönüm başına patates üretimi mi daha kârlıdır, otomobil mi diye...

Al şimdi çal başına dönüm başına otomobil verimini... Patates olsa, yenilir tüketilirdi... Otomobil elde kaldı... İçeride satılması bir bela, satılamayıp elde kalması bir diğer püsküllü bela...

Türkiye’de, sosyal devletin oku bir kez yayından çıkmış ve metacı felsefenin yeni sağ tabir edilen kapitalizminin rotasına oturtulmuştur... Bundan geriye dönüşün ne umudu ne de hareketi mevcut. Hele hele seksen sonrasında söz konusu bu na-mevcutluk hali, daha bir betonlaştı...

En basitinden bir misal...

Bursa su şehri idi. Evliya Çelebi’nin verdiği ad böyle imiş. Bizim çocukluk yıllarımızda şehrin hemen iki üç adacığın bir sokak başı köşesinde birer mahalle çeşmesi bulunurdu... Bunlardan kimileri yerli sanat eseri değerinde mermer kitabeli eski Osmanlı çeşmesi, kimileri de Fransız şirketinin getirip yerleştirdiği, pik döküm çeşmeler...

Kapitalizm, yani metacılık derinleştikçe çeşmeler de teker teker yok olmaya başladı. İstanbul’un çeşmeleri gibi Bursa’nın da çeşmelerini kibar hırsızlar, çalıp götürdüler.

Şimdi,
Demokratik laik sosyal devletin vatandaşları hararet basar da dilleri damakları kuruduğunda, yanlarında gezdirdikleri ikiçeyreklik plastik Erikli şişeciklerini dikiyorlar kafalarına...

Hiç kimsecikler de, Nestle’yi, Hayat’ı ya da yabancıların diğer sularını, parasını peşin peşin almadan vermiyorlar, bu yerli memleketin susuzluktan kavrulan yoksul insanına...

Ben nideyim böyle sosyal devleti?..

Solculuk suç, Müslümanlık, yani Müslümanca düşünüp hayat tarzı istemek suç... Serbestlik ve hürriyet, bir tek metacılığa... O da, sıradan vatandaşa ambargolu/kapalı... Madamıyla adamını referans edememişsen, ömür boyu kölelik...

Ben nideyim böyle sosyal devleti?..

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim