1. YAZARLAR

  2. Abdullah Yıldız

  3. ‘Allah’ın Mescidleri’nden elinizi çekin!
Abdullah Yıldız

Abdullah Yıldız

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Allah’ın Mescidleri’nden elinizi çekin!

A+A-

Yüce Rabbimiz camiler ya da asıl ismi ile mescidler hakkında Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Şüphesiz mescidler Allah’ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın.” (Cin 72/18)

Evet, tüm mescidler, camiler Allah’ındır; Allah için, Allah adına, Allah’ın rızasını tahsil için inşa edilirler ve O’nun adını anmak, O’na yalvarmak, O’na kulluk etmek için vardırlar. Camiler yalnız Allah’a kul olmak isteyen müminleri omuz omuza bir araya getiren, onları ‘bir’ kılan mekanlardır.

Allah’ın mescidlerini inşa edenler de, imar edip onlara ömür katacak olanlar da gerçek müminlerdir.

“Allah'ın mescidlerini, yalnızca Allah'a ve Ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayanlar imar edebilir. İşte, hidayete erenlerden olmaları umulanlar onlardır.” (Tevbe 9/18)

Mescidleri maddi ve manevi olarak kimlerin imar edip onardığını, şenlendirip canlandırdığını iyi düşünmeli; Allah’a ve Ahiret gününe gerçekten iman eden, namazlarını gereği gibi, devamlı ve huşû ile kılan, zekâtı tam veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler olmalıyız. Özellikle, Allah’ın mescidlerini madden ve manen harap etmeye, işlevsiz bırakmaya, onların içini boşaltmaya hatta onları tamamen ortadan kaldırmaya çalışan şer odaklardan ve zalimler güruhundan asla korkmamalıyız.

“Allah Teâlâ'nın mescidlerinde O'nun isminin zikredilmesini men eden ve o mescitlerin harap olmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onlar için o mescitlere korka korka girmelerinden başka selahiyet yoktur. Onlar için dünyada rüsvaylık vardır, onlar için Ahiret’te ise pek büyük bir azap vardır.” (Bakara 2/114)

Bu âyetleri günümüze taşıdığımızda, genellikle şöyle bir itiraz gelir: ‘Ülkemizde camilerin harab olması için çalışan, hele camilerde Allah’ın adının anılmasını engelleyen çevreler de mi var?’ Bu sorunun cevabını doğru verebilmek için, “Allah’ın mescidlerini tahrib etmenin”; aslında onları hayatın merkezi olmaktan çıkarmak, Müslümanlarla cami arasına gizli hevâî ve nefsî engeller koyarak içlerini boşaltmak, camileri beş vakit namaz kılma dışındaki asli işlevlerini yapamaz hale getirmek olduğunu bir kez daha hatırlatmamız gerekiyor. Meseleye bu açıdan bakılırsa; camilerin nasıl bir kuşatma altında olduğu fark edilebilir; yoksa, ‘ezanlar okunuyor, camiler de beş vakit açık’ diye düşünürüz. Oysa bugün, seküler Batıl/ı değerler ekseninde kurgulanan modern hayat tarzı, camiyi tamamen paranteze almış hatta dışlamış; çok sofistike yöntemlerle yapılan sinsi tahribat ve engellemeler sonucunda, artık insanımızın zihninde cami, bir cazibe merkezi olmaktan çıkmış bulunmaktadır.

Önceki hafta, 6 Ekim’de, ‘İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşunun 86. yıldönümü’ nedeniyle İstanbul'daki bazı camilere asılan mahyalar bu sinsi yöntemlerden sadece biri ve görselliği en öne çıkanıdır. Süleymaniye Camii'ne asılan "Ne Mutlu Türküm Diyene", Eyüp Sultan Camii'ne asılan "Önce Vatan", Sultanahmet Camii'ne asılan "Ordumuza Şükran Borçluyuz", Yeni Cami'ye asılan "Milli Birlik Esastır" yazılı mahyaların, şimdi 29 Ekim’de ve 10 Kasım’da da tekrar asılması plânlanıyormuş. Bu ne tahrib! Bu ne tahrik!

El-ân yaşamakta olduğumuz bir dizi sorunun asli sebebi olan ulusçu temele dayalı resmi ideolojinin ürettiği buram buram ırkçılık kokan kavramlarla örülen bu mahyaları, Müslüman halkın gözünün içine sokarcasına inatla ve ısrarla asmak için çaba gösterenlerin bu meydan okuyucu tavırları ne anlama geliyor? Sultanahmet, Eyüp ve Süleymaniye gibi selâtîn camilerimize asılan bu mahyaların ilk akla getirdiği şey, tek parti döneminde (1923-1946) yapılan uygulamalardır. Bazı camilerin kapatıldığı, hatta ahır ve kışla yapıldığı o mahut dönemde, yine selâtîn camilere, “Müslümanlar Cumhuriyetperverdir”, “Var ol İnönü” türünden mahyalar asılmıştı…

Siz, bu şeflik devri özlemcilerinin niyetlerinin ne olduğunu düşünedurun; ben de size bir camiye yönelik, yukarıdakinden farklı ama camiyi onarmak yerine gölgelemeye yönelik garip bir teşebbüsü anlatayım:

TOKİ’yi bilirsiniz. Ülkemizin mesken problemini çözme noktasında yaptığı başarılı çalışmaları da hemen herkes takdir eder. Ancak, son yıllarda ‘Halka hizmet Hakk’a hizmettir’ şiarıyla yola çıkıp iktidarla ve para ile tanıştıktan sonra düşünceleri, bakış açıları, yaşam biçimleri ‘tanınmayacak ölçüde’ değişen ‘tanıdık’ çevrelerin yapıp-ettikleri işleri anlayamaz, kavrayamaz, izah edemez hale geldik. Uzatmayalım: İstanbul’un Kartal ilçesine bağlı Uğur Mumcu mahallesinde, Mescid-i Haram’ı hatırlatan minareleriyle yeni bir cami yükseldi: Yunus Emre Camii. Mahalle insanının cansiperane fedakarlıklarıyla ortaya çıkan bu muazzam eser, Kur’ân kursu, konferans salonu, gasilhânesi ve diğer üniteleri ile bir külliye olarak şekilleniyor. Cami, tezyinatına kadar tamamlanmak üzere iken TOKİ’den bir tırpan yiyor. TOKİ, cami bahçesini, inşaat alanı haline getirerek işyeri olmak üzere satışa çıkarıyor; bu saçmalığı engellemek için aylardır yapılan temaslar sonuçsuz kalıyor, TOKİ kimseyi dinlemiyor, halkı ve 2.500 imzalı dilekçeyi kâle almıyor ve nihayet, öğrendiğimize göre satış gerçekleşiyor. Ve bu sütunda böyle konuları hiç gündeme getirmeyen kardeşiniz, şu satırları yazmak zorunda kalıyor. El-insâf! Lütfen aklınızı başınıza toplayın! Yunus Emre Camii cemaati, ilgili ve yetkili yöneticilerimizden acil cevap ve çözüm bekliyor!..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT