1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Alkolizm ve Laisizmin İlginç Dayanışması..
Alkolizm ve Laisizmin İlginç Dayanışması..

Alkolizm ve Laisizmin İlginç Dayanışması..

Son gülerde yaşananların aslının alkolizm ile laisizm arasındaki dayanışma olduğu ve bunun uluslararası boyutları ap-açık ortada değil mi?

A+A-

Selahaddin E. Çakırgil

Alkolizm ve Laisizmin İlginç Dayanışması.. 

İçki, içilecek şey demektir, türkçede.. Su, çay, ayran, kahve, meyva suları vs.ler de bu mânâda içkidir, ama, sosyal kültürümüzde içki denilinde anlaşılan, alkollü içeceklerdir bir galat-ı meşhur olarak..

Bu bakımdan, Başbakan Erdoğan’ın, alkollü içkilere karşı bilinen hassasiyetini dile getirirken, ‘Bizim millî içkimiz ayrandır’ demesi, kelime mânâsı olarak doğru sayılsa bile, Anadolu coğrafyasında şekillenen kültürde ve sosyal zihinde, ‘içki’ denilince, anlaşılan mânâ açısından doğru değildir, yanlıştır. ‘İçki’ yerine, -şer’î hassasiyetleri gözeterek-  Müslüman halkın nitelemesiyle, ‘içecek’ denilmeliydi. Yine de zaman geçmemiştir, bu yanlış deyim halkın diline yerleşmeden düzeltilebilir.

‘Bunca sosyal mes’eleler hal yolunu beklerken, alkollü içkiler için yapılmak istenen yeni düzenleme bu kadar önemli miydi ki..’ diyenlerin olduğu görülüyor. Bir sosyal hayatta, nerede bir yanlışlık veya pürüz varsa, onların giderilmesi için aklın gereği olan tedbirlerin alınması kadar tabiî ne olabilir?

Kaldı ki, koparılan gürültünün hangi çevrelerce yükseltildiğine bakıldığında da, konunun önemi daha bir anlaşılır.

Üstelik de,  iddia edildiği gibi bir alkol yasağı getirilmesi sözkonusu değil.. Sadece, alkollü içkilerin nerelerde satılabileceği ve özellikle de trafikte sürücülerin alkol kullanmasına karşı yeni bir düzenleme getirilmesi sözkonusu..

Ama, belli çevreler, bu düzenlemenin, gelecekte topyekûn bir ‘yasaklama’ya dönüşebileceği endişesiyle ve laikliğin, kemalist rejimin temel kazanımlarından birinin yitirileceği korkusuyla şiddetle karşı çıkıyorlar ve -Hürr. gazetesinin eski Gen. Yy. Md. E. Ö.’ün ifadesiyle-, kamuya aid veya açık mekanlarda rahat bir şekilde bir kadeh içki içememenin bir özgürlük mes’elesi olduğunu düşünüyorlar.

Halbuki, müslüman halk, nice temel hayatî değerlerine, inançlarına ve bu çizgideki özgürlüklerine hele de son bir asra yakın bir süredir getirilen nice engellemeler karşısında, ‘Bu bizim için bir özgürlük mes’elesidir..’ deyip karşı çıkamamış ve adetâ sinmişti..

Bu satırların sahibi, ‘Keşke, alkollü içecekler bütünüyle yasaklanabilse..’ diyenlerdendir; ama, bunun olmayacağını da bilir.

Çünkü, her haramda olduğu gibi alkollü içkilerde de, -özellikle de, nefslerini o haramlara ulaşmaya ayarlamış ve şeytanın iğvalarına / kandırmalarına korumasız bırakmış kimseler açısından- bir câzibe, bir çekicilik vardır.

B.Amerika’da, 1913-33 arasında, 20 yıl boyunca sıkı bir içki yasağı uygulanınca, hangi yollardan içkiler üretildiğini ve sonunda Amerikan devletinin ‘pess’ ettiğini hatırlayalım.

*

Yöneticilerin beyinlerini alkolle uyuşturması, eski bir hastalık..

Alkollü içkiler vs. sarhoşluk veren ya da uyuşturucu nesnelere yönelik ilgi, yazık ki, müslüman toplumların yönetici sınıf ve kadroları arasında da hep olmuştur.

Nitekim, özellikle de İslam’ın daha ilk asrında, Emevîler sultanlarından bir çoğunun içki düşkünlüğü bilinmektedir. Kerbelâ’da Hz. Huseyn’i ve yarânını katleden (Muaviye oğlu) Yezid’in içki düşkünlüğü kendisinden sonraki nice sulta sahiblerince ve etrafındakilerce de devam ettirilmiştir. 

Selçuklular zamanında bile, eski siyasetnâmelerde de, Sultan’lara, içki içtiklerini bildikleri vezirlerine, kendi huzurlarında arada bir içki sunmaları ve böylece onları frenlenmeleri ve belki de utandırılmaları imkanının doğabileceği hatırlatılır.

Bin yıl öncelerdeki Ömer Khayyâm’ın ise, içki üzerine emsalsiz bir tip olduğu cümle-âlemce bilinir. O kendisine şarabçı, şarab küpü denilmesine bile karşı çıkar ve baştan ayağa şarab olmayı arzuladığını ifade ederek,  ‘beni görenler, ‘ne haber şarab?’ desinler..’ der.

Khayyâm konusunda 7-8 cild kitab yazarak, onun gerçekte içki içmediğini isbatlamaya çalışan İranlı seçkin ulemâdan ve felsefî konulardaki çalışmalarıyla tanınan üstad Muhammed Taqî Caferî’nin Khayyâm’ı ‘şarab’dan temizlemek için çırpınmasına bir sohbetimizde biraz şübhe ile bakmıştım da, ‘Sen de mi inanıyorsun, onun içki içtiğine.. O, bu varlık âlemini temâşâ etmekten doğan bir esriklik hali yaşıyordu, şiirlerinde hep bunu anlatmak ister..’ demişti. Fakir de, ‘Üstad, o da olabilir, ama, öyle anlaşılıyor ki, o, hem varlık âlemini temâşâ etmekten doğan bir zihnî sarhoşluk hali yaşıyordu; hem de bildiğimiz o nesneyi içerek aklını yatıştırıp, kendisini unutmaya çalışıyordu.’  cevabını vermiştim.

Meşhûr Hâfız-ı Şirazî’nin ölümünün 600. yıldönümü dolasiyle -sanırım, 1986 yılıydı- Şiraz’da yapılan bir uluslararası anma toplantısında, İİC.’nin o zamanki Cumhurbaşkanı Seyyid Ali Khameneî uzuun ve güzel bir konuşma yapmış ve ‘Hâfız’dan, din-iman tanımaz, ayyaş, sarhoş, ateist bir tip oluşturanlar vardı. Ki, onlardan bazıları şimdi buradadırlar. Halbuki, o, ‘Benim şiirimin usâresi, zülali, Allah’u ekber’den gelir..’ diyen bir kimse nasıl dinsiz-imansız gösterilebilir?’ diye bir soru sormuştu.

O zaman, işaret olunanın ünlü edebiyat tarihçisi Prof. Mûhit Tabatabaî olduğunu söylemişlerdi. Esasen, bakışlar da ona yönelmiş, tepkisi anlaşılmaya çalışmıştı.

Akşam olunca, otelde, merhûm Prof. Abdulkadir Karahan’la birlikte, onun eski dostu Muhît Tabatabaî’yle bir sohbete dalmıştık. Mûhit Tabatabaî oldukça yaşlıydı.. ‘Üstad, bugünkü konuşmasında Khameneî’nin sizi hedef aldığını söylüyorlar..’ dediğimde, cevabı ilginçti:

‘Evladım, n’aparsın, iktidar onların elinde.. Hâfız’ın sözünü ettiği Allah’u Ekber’ ne biliyor musun?’ deyip, uzaklarda silueti az-biraz hissedilen dağları göstererek, ‘Şu karşıdaki dağların adıdır, Allah’u Ekber.. Hâfız, mey’inin, içkisinin oradan getirilen sularla hazırlandığını anlatıyor. Ama şimdi devran değişti.. Hâfız, eğer o zaman, 10 yıl daha önce ölmüş olsaydı, yani  600. ölüm yıldönümü Şah zamanına denk gelseydi, o zaman, bu Şiraz’ın, nasıl, dünyanın en büyük bir meyhanesine nasıl dönüştüğü görülürdü.’ demişti.

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT