Ali Kırca, Reha Muhtar ve Birand

09.03.2009 05:13

Salih Tuna

Çevik Bir'i, Oktay Ekşi'yi, Yılmaz Özdil'i ve hatta Haydar Dümen'i anlarım; lakin bu adamları zerre miskali anlayamam.

Mesela, Ali Kırca…

Saf mı kurnaz mı, pişkin mi “duyarlı” mı, “faşist” mi demokrat mı; çözemedim gitti!

Mehmet Ali Birand hakeza.

Gerçekten de nasıl adamlardır bunlar?

Ali Kırca'yı, Ahmet Kaya ve Yusuf Hayaloğlu'nu “Bir veda havası” makamında gündeme getirdiği “Siyaset Meydanı”nda izlerken hayretler içerisinde kaldım!

Hayır, maddi hatalardan ötürü değil.

Merhum şair Halim Şefik Güzelson'un “Balık ağzı” şiirini ( “Kılıç balığının öyküsü”nü anlatır hani) Yusuf Hayaloğlu'na ait zannetmesi veya çekinik bir vurgulamayla “Ah ulan Yusuf” diyebilmek için, “Ah ulan Rıza” şiirindeki Rıza'nın şairin kendisi olduğunu söylemesi önemli değil.

Nihayetinde müktesebata ilişkindir bu; öğrenilerek düzeltilecek cinsten yani.

Ya karakter?

Sen kalk, “28 Şubat'ın altına imza atarım” de, sonra da, 28 Şubat'ın susturduğu sesi 10 yıl sonra yâd eyle!

Üstelik MGD (Magazin Gazetecileri Derneği) gecesinden başlayarak…

O lanet gecede, Ahmet Kaya'nın üzerine çatal bıçağın yanı sıra (Kenan Doğulu yorumlu) “10. Yıl Marşı”nın “fırlatıldığını” özellikle mi atladı, bilemiyorum.

Belki de mezkur marş ona 28 Şubat sürecindeki halini hatırlatmış, utanmış(mı)dır.

Kim bilir?!

Bir de, “Gelin korkulara, korkutanlara inat hep birlikte Ahmet Kaya türküsü söyleyelim…” yollu lakırdılar…

Yahu 28 Şubat'ın korkutucularıyla (psikolojik harp yürütenlerle) birlikte bizi korkutanlardan biri de sen değil miydin?

Nasıl bir karakterdir bu?

Öldürdüğü adamın cenazesine çelenk gönderen mafya babasını anlarım…

Vaktiyle kapalı spor salonlarındaki tahta kılıçlı müsamereleri hemen her akşam ağzını şapırdatarak müthiş bir iştiyakla aktaran Reha Muhtar'ı bile anlarım, bu karakteri anlayamam.

Tuncay Özkan'ın niçin kendisine tercih edildiğine akıl sır erdiremeyen Reha Muhtar'da anlaşılmayacak bir şey yok zaten.

Nihayetinde mazurdur o!

Karargâhlarda yapılan pazarlıklardan da, senkronize olmakla tuluat arasındaki farktan da habersizdi.

Dolayısıyla…

Mevzuya damardan bağlı olmakla, durumdan vazife çıkarmanın aynı şey olmayacağını nerden bilecekti?

Bu yüzden “Rating dersen kralı bende, Atatürkçü dersen, aslanlar gibi; 28 Şubat dersen, eyvallah; ee, niye ben değil de o…” dercesine yıllarca “donuk kare” kalmıştır.

Ali Kırca öyle mi ya?!

Ne yapıldığının da, ne yaptığının da acayip farkında!

Sanmayın ki, Ahmet Kaya'yı memleket hasretine dûçâr eden 28 Şubat'ın medya ayağında tuzu bulunmakla hata yaptığını itiraf ediyor!

Asla…

Ahmet Kaya'yı bir “VTR” marifetiyle Laik - Kemalist ilan ettikten sonra “sahipleniyor”!

Merhumun her türküsünü her mecrada yasaklayan, Ali Kırca'nın altına imza atarım dediği “Bin yıl sürecek 28 Şubat”ın en mümeyyiz vasfı “Laik-Kemalist” olmaklığı değil miydi?

Hulasa, 28 Şubat'ın yanında durarak, 28 Şubat'ın mağdurlarını savunmak nasıl bir karakterin tezahürüdür?

Gerçekten de anlamak mümkün değil!..

Ali Kırca kadar olmasa da, Mehmet Ali Birand da bi tuhaf.

Andıç ayıbını üstlenmeyen paşalara “Bir özür bile dilemediniz; 10 yıl bekledim, daha bekleyemem. Yetti gayri; canıma tak etti!...” gibilerinden isyan eden Sayın Birand şimdiye değin niçin sustu acaba?

Yanlış anlaşılmasın; geç de olsa iyi etti; eline, yüreğine sağlık.

Da…

Niye 10 yıl bekledi?!

Halbuki, 28 Şubat'ın paşalarıyla aynı dalga boyundaki zevatın tertiplediği Cumhuriyet Mitingleri için bir gün bile sabretmemiş; anında coşmuş; alkışlamıştı.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim