Ali Bulaç'ın kadın meselesi

06.12.2011 05:56

Özlem Albayrak

Zaman yazarı Ali Bulaç, "Ev'den Camiye" (03/12/2011) ve "Ev'den İşe" (05/12/2011) başlıklı yazılarında, bu kez Diyanet'in düzenlendiği "Kadın Konulu Dini Yayınlar Kongresi" vesilesiyle, hepimizin pek iyi bildiği kadın-aile odaklı görüşlerini bir kez daha sıralamış. Ali Bulaç, kabaca ifade edersek, kadınların çalışmasının, erkeklerin işsiz kalmasına; aynı kadınların geleneksel rollerinden kopuşlarının da, ailenin yıkılmasına yol açtığını -yeri geldikçe, fırsat buldukça- söylüyordu, bilvesile bir kez daha söylemiş.

Ama, yazılardan anlaşıldığı kadarıyla hedefini sadece "İslamcı feministler"le sınırlı tutmamış. Bulaç, bu kez Diyanet'in Kadın Konulu Dini Yayınlar Kongresi düzenlemesini "Diyanet'in kadın konusuna bu dönemde pek hevesli görünmesi dikkat çekici" şeklinde yorumladıktan sonra, İstanbul eski Müftüsü Mustafa Çağrıcı, DİB Başkanı Mehmet Görmez ve Müftü Yardımcısı Kadriye Erdemli'nin kadınların da ibadet mekanlarında erkekler kadar hakları bulunduğu görüşlerine karşı çıkarak alanını Diyanet'e dek genişletmiş.

Sağlam gerekçelendirilmiş tezler ve usturuplu bir dil kullanmak kaydıyla elbette katılmadığınız görüşlere, farklı yorumladığınız nass uygulamalarına itirazınızı dillendirebilirsiniz. Gelgelelim, eğer Batı'nın Doğu'yu ancak kadınlarını kurtarma vaadiyle, onların güzel yüzlerini dünyaya açmak yoluyla işgal edeceğine yönelik bir iddianız varsa, kalbinizde biraz da adalet duygusu taşımalısınız.

Hem "Bugün NATO'nun Afganistan'da ve Pakistan'da giriştiği sivil katliamların neredeyse elde kalan tek gerekçesi "Afgan kadının özgürleştirilmesi"dir." deyip, hem de Afganistan'da burnu kesilen, Pakistan'da yüzüne kezzap atılan, iki kişilik günahın bedelini tek başına recmedilerek ödeyen kadınları görmezden gelirseniz, tezleriniz ciddiye alınır olmaktan çıkar; ve dahi niyetiniz ve ciddiyetiniz sorgulanır hale gelir.

Sözgelimi, İslam kadınının özgürleştirilmesi fikrinin ne meşum bir Batı oyunu olduğunu yıllardır yazan Bulaç'tan, kadının sırf evden çıktığı için öldürülebildiği Doğu toplumlarındaki İslam dışı ve insanlık dışı uygulamalar üzerine, kadının maruz kaldığı zulümler üzerine ilaç niyetine olsun tek bir yazı okudunuz mu, belki vardır ama -üzgünüm- ben rastlamadım.

Vaktiyle bir çalışmama verdiği nazik katkısını inkar edemem ancak, bazılarının eğriye eğri, doğruya doğru demezse ölmüş gibi hissedeceği bir mesleğin icrasında bulunduğumun da farkındayım. Doğrusu şu ki; Bulaç'ın tavrı hep çiftestandartlı. Kadınların evden camiye, oradan "piyasaya çıkması"nı işsizlik rakamlarının erkekler lehine artması ve ailenin çözülmesi tehlikesini delil göstererek eleştiriyor; ama bırakın "piyasa"ya çıkmayı; piyasayla hemhal olmuş, piyasayla sarmaş dolaş olmuş, piyasanın içinde imanının, taatinin, ahlakının pazar katma değeri günbegün düşerek yerlerde sürünür hale gelmiş erkeklere edecek bir çift söz bulamıyor.

Piyasa deyip geçmeyin, hayatını piyasanın kurallarıyla belirler olmuş muhafazakar-dindar erkek, Ali Bulaç'ın geleneksel olarak aile ekonomisine katkıda bulunan kadınlar diye bölge bölge rakamlarını önümüze serdiği "emek"in artı değerini sömürenler kategorisindedir artık. Ali Bulaç, ev ekonomisine geleneksel katkı diye yücelterek, Karadeniz'de kadınların yüzde 66,2'si, Doğu Anadolu'da yüzde 40,4'ü, Marmara'da yüzde 35,7'si şeklindeki rakamlarla önümüze serdiği verilerin neye tekabül ettiğinin farkında mıdır bilmiyorum? Ama Karadeniz'deki yüzde 66.2'nin; kadınların çay, fındık, narenciye, yetiştirmenin tüm aşamalarını tek başına yapıp, aynı anda sabah çocuğa ve kocaya kahvaltı hazırlamayı, aynı zamanda akşam yemeğiyle ev işlerini birlikte yapmayı ve gün sonunda da, sabahtan akşama dek kahvehanede pişpirik, okey ve tavla oynayan kocasının yolunu gözlemeyi başardığı anlamına geldiğini bendeniz biliyorum sözgelimi.

Madem "piyasa"dan sözettik, piyasanın içindeki dindar-muhafazakar erkeğin, kendisine eşdeğer düzeyde para kazanamadığı için; kaba kuvvete, psikolojik baskıya ya da aldatmaya razı olmaktan başka çıkar yol bulamayan geleneksel roldeki eşine merhamet etmediğini ve etmeyeceğini de hatırlatalım. Piyasa merhametsizdir, bilirsiniz.

O'nun da ötesinde, Ali Bulaç'ın bir hasletmişçesine kadına önerdiği geleneksel ev-içi üretim ve yaşam biçimi; piyasanın içinde yanmış ve pişmiş muhafazakar erkeğin eşine burun kıvırma gerekçesi ve vesilesidir artık. Bulaç'a göre, ailenin korunmasının sırrı; kadının çaresizce zulmü kabullenmesi ve sineye çekmesindeyse, öylesi bir evliliğe Kur'an Kerim'in emir ve nehiylerini deli göstererek karşı durabiliriz demektir.

Defaatle söyledik ama et tekraru ahsen velev kane yüzseksen diyelim ve devam edelim: İslam toplumunun, modernite ve Batılı yaşam biçimleri karşısında kavi durması yolundaki reçetelerinizin sadece kadınları kapsaması; kaidelerinizin sadece kadınları sınırlaması; reçetenizde kendine çeki düzen vermesi gerekenlerin sadece kadınlar olması, kadına zulüm olduğu ölçüde, erkeği -Kur'an-ı Kerim'den ilhamla söylersek- azdırır. Ve Allah (cc) azanları sevmez.

Erkekleri de, İslam ahlakıyla ahlaklanmaya davet etmediğiniz sürece, bir İslam toplumundan sözetmeniz ya hayal, rüya gördüğünüze dalalettir ya da patriyarkal düzeni devam ettirmeye yönelik kötü niyetinize... Bu kadar. Nokta.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim