Alevilik meselesi “devrim kanunları”na geldi dayandı!

03.04.2011 00:27

D. Mehmet Doğan

İlk defa bu hükümet alevilikle ilgili konuları korkusuzca ele aldı, “Alevi Çalıştayları” düzenledi. İlgilileri, tarafları, belli başlı şahsiyetleri sabırla dinledi. Sonunda bir rapor ortaya çıktı.

Yaklaşık altı ay süren ve çeşitli kesimlerle yapılan toplantılardan sonra hazırlanan “Alevi Çalıştayları Nihai Raporu”nda, “Cumhuriyet veya Devrim Kanunları” olarak bilinen, Anayasa’nın sonuna “anayasaya aykırılığı ileri sürülemeyeceği” kaydıyla eklenen tekke ve zaviyelerin kapatılması ve eğitim-öğretimin birleştirilmesi hakkındaki “Tevhid-i Tedrisat” kanunlarının değiştirilmesinden başka yol olmadığı ortaya konuluyor.

Konu bu şekilde ele alınmadan, enine boyuna konuşulup tartışılmadan aleviliğin Osmanlıdan devr alınan bir “sorun” olduğu, Cumhuriyet’in laiklik siyasetinin alevileri rahatlattığı, sağ iktidarların alevilik meselesini azdırdığı gibi peşin hükümlerle hareket ediliyordu.

Oysa, Osmanlı döneminde alevilik-bektaşilik konusunda dönem dönem değişen yaklaşımlar olmakla beraber, aleviliğin-bektaşiliğin öğretilebilirliği, yaşanabilirliği asla ortadan kaldırılmamıştı. Hatta, bektaşilik dolayısıyla temsiliyeti de sağlanmıştı.

Cumhuriyet’den sonra sadece sünniliği temsil eden kurumlar darbeye maruz kalmadı, aleviliği temsil eden kurumlar da ağır darbe aldı.

Cumhuriyet’in propagandası iki noktada başarılı oldu: Birincisi “alevilik sorunu Osmanlı sorunudur. Osmanlı aleviliği yok etmek istedi” İddiası kabul gördü.

İkincisi, Cumhuriyet’in alevilere din hürriyeti sağladığı görüşü benimsendi.

Alevileri “cumhuriyetçilik” iddiasında olanlar bu tesellilerle avuttular. Hakikatte ise, alevilik öğretilebilirlik ve yaşanabilirlik yönünden, Cumhuriyet’ten sonra çoğu zaman sünnilikten zor şartlara maruz kaldı. Mesele ortada: Alevilik bugünkü şekliyle gerçek bir Cumhuriyet sorunudur! Çözüm, devrim kanunu olarak bilinen kanunların değiştirilmesiyle sağlanabilir.

Umumi kanaat, tekke, tarikat denilince bunların sünnilikle ilgili kavramlar olduğu şeklindedir. Bir sünni tarikat mensubu olmadan, tekkeye girmeden veya gitmeden de dini hayatını yaşayabilir. Ama bugün görünüyor ki, aleviler için bu sözkonusu değildir!

Raporda yer aldığı gibi, tekke ve zaviyelerin kapatılması ile dedelerin otoritesi gayri meşru ilan edilmiş, kendi eğitimlerini yapmalarına izin verilmediği gibi resmi eğitim müfredatında alevilik hiçbir şekilde yer almamıştır.

Devlet sünnilere yönelik dini hayatı, öğretimi tanzim eden uygulamalar girişirken, alevilere yönelik hiçbir şey yapmamıştır. Cumhuriyetin başlangıcında pozitivizm tesiri ile, din geçici bir sorun olarak görülmüş, eğitimin yaygınlaşmasıyla dinden uzaklaşılacağı sanılmıştır. Alevilerin gizli saklı bilgilenme dışında dini bilgilerle karşılaşmaması, geniş bir kesimin konunun cahili olmasına yol açmıştır.

Bugün “alisiz alevilik” iddiasında olanların aleviliği dini bir çerçevede görmek istemeyen, kendilerini din alanının dışında tanımlayanlar olduğu şüphesizdir.

Sonuçta gelinen nokta: İdeolojik Anayasa devam ettikçe, bu Anayasa’nın sonunda Anayasa’ya aykırılığı öne sürülemeyecek devrim kanunları oldukça, ne sünnilerin ne de alevilerin sorunlarının çözülemeyeceğidir.

Alevilik meselesi tahminlerin aksine, “devrim kanunları” duvarına toslamıştır!

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim