Albayraklar ve 28 Şubat Linç Günleri...

13.09.2011 14:01
Albayraklar ve 28 Şubat Linç Günleri...
"O dönemde polis, çok rahat işkence yapabiliyordu. Gazete sahibinin 7-8 yaşındaki çocuklarını gözaltına alabiliyorlardı. Bu kadar cesurlardı, açık oynuyorlardı. Belli ki son kozlarını oynuyorlardı."

Yeni Şafak gazetesi 28 Şubat sürecinde yaşananları ve Albayrakların maruz kaldığı zulmü uzun bir haberle hatırlattı. İşte Yeni Şafak'ın gözüyle o günler:

Linç günleri unutulamaz!

13 Eylül 2001 günü Türkiye 28 Şubat sürecinin karanlık operasyonlarından birine şahit oldu. Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde başlayan sivil demokratik hareket doğmadan boğulmak isteniyordu. Görevi ise 'postmodern darbe'nin kendisine bahşettiği iktidarını sürdürmek isteyen ANAP lideri Mesut Yılmaz üstlenmişti.

Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz öncülüğündeki ekip, İçişleri Bakanı R. Kazım Yücelen, İstanbul Valisi Erol Çakır, Mülkiye Müfettişi Candan Eren, İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürü A. Serdar Saçan'dan oluşuyordu. Ekibin medyadaki ayağı ise Sabah ve Milliyet gazeteleriydi

Aylar önceden Albayrak ailesine yönelik başlatılan karalama kampanyası, Candan Eren'in gazete haberleriyle hazırladığı düzmece rapor tamamlanınca operasyona dönüştü. Albayrak ailesi, İBB bürokratları gözaltına alındı. Yeni Şafak gazetesi 200 polis tarafından basıldı. Raporda adı geçen herkese işkence yapıldı.

'Postmodern darbe' adıyla yakın tarihe 'kara leke' olarak geçen 28 Şubat süreci, siyasete ve toplumsal hayata zincir vurmakla yetinmedi. Bu süreçte, neredeyse 10 yılda bir halkın tepesine postal darbesi indiren cunta yönetimlerinin sergilediği hukuksuzluklara özellikle bir kısım medyanın da desteğiyle yenileri eklendi. Darbenin failleri ve apoletli medya temsilcileri, demokratik siyasetin yanısıra yükselen Anadolu sermayesini hedef aldı. Önce, Genelkurmay Karargâhı'nda planlanarak medya üzerinden servis edilen psikolojik harp teknikleriyle Refah-Yol hükümeti iktidardan uzaklaştırıldı. Dönemin sivil iktidarını hedef alan askerler, medya, yargı ve bazı politikacıları devreye sokarak demokrasiyi rafa kaldırdı, siyasete 'balans ayarı' yaptı.

'YEŞİL SERMAYE' DİYE FİŞLEDİLER

Siyasi iktidar, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in eliyle Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokratik Türkiye Partisi'nin kurduğu Anasol-D koalisyonuna devredildi. Bu dönemde Anadolu insanının bin bir emekle kurup büyüttüğü şirketler, cuntacı generaller ve dönemin kartel medyası tarafından 'yeşil sermaye' olarak fişlendi. Ardından, milyar dolarlık yolsuzluklar nedeniyle Türkiye ekonomisinin dibe vurduğu dönemde alınteriyle sivrilen bu kurumlar, hukuki açıdan katliama, insani anlamda da zulme uğradı. 1999 yılındaki milletvekili genel seçimlerinden sonra iktidar bu kez Anasol-M olarak belirlendi. Başbakan Bülent Ecevit, yardımcıları ise Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz ile Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli oldu. İktidarın yapısı biraz olsun değişse de cunta zihniyetinin Anadolu sermayesine yönelik katliam ve zulüm yöntemleri değişmedi. Tam 10 yıl önce bugün, Anasol-M iktidarı döneminde Albayrak Holding ve Yeni Şafak Gazetesi de postmodern cuntanın karanlık elleri tarafından hukuki katliam ve insani zulme maruz kaldı.

AK PARTİ DOĞMADAN BOĞULMAK İSTENDİ

Hedef, bu kez sadece Anadolu insanının emeği, kazancı, başarısı değildi. Yine medya marifetiyle yürütülen operasyonların karanlık hedeflerinden biri de cunta müdahaleleriyle işlemez hale gelen Türkiye demokrasisine nefes aldıracak yeni bir siyasi oluşumun önünü tıkamaktı. Henüz doğmadan öldürülmek istenen o siyasi hareket, yaklaşık 9 yıldır iktidarda bulunan, girdiği her seçimden halkın büyük desteğiyle birinci çıkan AK Parti idi. Linç edilmek istenen siyasetçi ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde şiir okuduğu için hapse mahkûm edilen Recep Tayyip Erdoğan'dı.

 

MERKEZ MEDYA BAŞROLDE

28 Şubat sürecinde cuntacıların silahı hükmünde hareket eden medya kurumları, Albayrak Holding ve Yeni Şafak Gazetesi'nin 13 Eylül 2001'de maruz kaldığı hukuksuzluğun temelini çok önceden atmaya başlamıştı. Darbe döneminin önemli aktörlerinden Zafer Mutlu'nun yönettiği Sabah ve Milliyet başroldeydi. Karanlık günlerde imza attığı operasyonel haberler göz önüne alındığında her iki gazete için de meslek ilkelerini ve insan haklarını ayaklar altına alan bu durum hiç de şaşırtıcı değildi. Öyle ki Sabah Gazetesi, Genelkurmay Karargahı'nda hazırlanan düzmece bir andıcı manşetine taşımış, kendi yazarlarını "PKK'ya yardım ediyor" iftirasıyla radikal örgütlere hedef göstermekten geri durmamıştı. Cengiz Çandar, Mehmet Altan ve Mehmet Ali Birand'ın da aralarında bulunduğu bu yazarların farkı, darbe döneminde demokrasiden yana tavır koymalarıydı. Bu nedenle de hayatları tehlike altına girmişti; hatta bir dönem yurtdışında yaşamak zorunda kalmışlardı.

CUNTANIN EMRİ MANŞETTE

İnsan hayatını hiçe sayan 'yalan manşet'in diyetini ise dönemin İnsan Hakları Derneği (İHD) Başkanı Akın Birdal, Türk İntikam Tugayı (TİT) adlı örgütün saldırısına uğrayarak ödemişti. Cuntanın basın bülteni halinde yayın hayatını sürdüren Sabah, 4 Aralık 2000'de İstanbul ekinde 'Ahtapotun kolları' başlıklı haberle, cunta güdümündeki dönemin hükümeti tarafından belirlenen görevini layıkıyla yerine getirmişti. Albayrak Holding'in yürüttüğü faaliyetler ve belediyeler bünyesinde kazandığı ihaleleri art arda sıralayan Sabah, bir 28 Şubat geleneği olarak mütedeyyin insanları ve Anadolu sermayesini hedef almış, bir yandan da fahiş fiyata iş yaparak vatandaşı soyan holdinglere hizmet etmişti.

 

İHALEYİ KAZANAMAYINCA MİLLİYET DEVREYE GİRDİ

Dönemin Doğan Grubu gazetelerinden Milliyet de hukuksuzluğun değirmenine su taşımak için günaşırı 'yalan haber' dosyasına yeni metinler ekliyordu. O günlerin Milliyet yazarı, şimdinin Ergenekon tutuklusu Tuncay Özkan da işbaşındaydı. 'Perde Arkası' başlıklı köşesini hukuksuzluğa ve yalana açmıştı. Albayrak Holding'in belediyeler bünyesinde kazandığı ihaleler ve verdiği hizmetler Milliyet'in de hedefindeydi. Aslında gerçek çok uzakta değildi. Yeni Şafak'ın 18 Temmuz 2001 tarihli sayısında 'Gözü belediyede' başlıklı bir haber yayımlandı. Haberdeki şu satırlar linç girişiminin perde arkasına ışık tutuyordu: "Yılda 90 milyon litrelik benzin için geçtiğimiz ay tek başına ihaleye giren ve ve ihaleye bazı şerhler de ekleyen Doğan Holding'in Petrol Ofisi'nin, şerhleri belediye tarafından kabul edilmeyince iktidar ortağı ANAP'ı devreye soktuğu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne baskı yaptığı öğrenildi. (...) Doğan Holding'in asıl sıkıntısı Büyükşehir'deki ihaleleri elinden kaçırmamak."

YALAN RÜZGARINDA TUNCAY ÖZKAN FARKI

Tuncay Özkan ve Zafer Mutlu önderliğinde Albayrak Holding aleyhine sürdürülen 'yalan rüzgarı' İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 11 Ağustos 2001'de yapılan 'Tüm ihalelerimiz Sayıştay ve Mülkiye müfettişlerinin denetiminde, iddialar yalan' açıklamasına rağmen hız kesmeden devam ediyordu. Belediye tarafından yapılan açıklamada "Söz konusu firmanın aldığı 21 ihalenin hepsi de, kanunun emrettiği usûlde gazetelerde ilan edilmek suretiyle katılmak isteyen herkese açık şekilde yapılmıştır" bilgisine de yer verilmişti. Tabii gerçekler, cunta medyası için hiçbir anlam taşımıyordu. Özellikle tetikçiliğin kalesi Milliyet ve Sabah, iftiralarına devam ediyordu. Örneğin Tuncay Özkan'ın 30 Temmuz 2001 tarihli 'Yapma Be Tayyip' başlıklı yazısı, bir yazarın üslubunu ne kadar seviyesizleştirebileceğinin kanıtlarından biriydi.

RESMİ DENETİMLERİ YOK SAYDILAR

Genelkurmay Karargahı'nda brifing alan gazeteci ve yargı mensuplarının saldırıları devam ederken Albayrak Şirketler Grubu da bir kamuoyu açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada müfettişlerin şirket inceleme raporları da sunulmasına ve TATBİKATA YER OLMADIĞINA karar verildiğinin belirtilmiş olmasına rağmen apoletli basın bunu görmemekte ısrar etti.

 

Yüce Divan'da yargılandı

28 Şubat aktörlerinin baskısıyla Necmettin Erbakan başkanlığındaki Refah-Yol hükümetinin çökertilmesinin ardından hükümeti kurmakla görevlendirilen ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk'la oluşturduğu koalisyonla 28 Şubat cuntasının bütün talimatlarını uyguladı.

YOLSUZLUKLARI YAZILINCA DÜĞMEYE BASTI

Albayraklar'a bağlı şirketlere baskın yapıldığı 13 Eylül 2001'de Başbakan Yardımcısı olan Mesut Yılmaz, Albayraklar'ın sahibi olduğu Yeni Şafak'ın hükümetin yolsuzluklarını ortaya çıkaran haberlerinden rahatsız oldu. Mesut Yılmaz'a yakınlığı ile bilinen dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır ve İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen'in talimatı ile mülkiye müfettişlerinin hazırladığı düzmece raporları esas alan İstanbul DGM ve Adil Serdar Saçan'ın başında olduğu Organize Suçlar Şubesi, Albayrak şirketlerine operasyon düzenleme kararı verdi.

MİLLET SANDIKTA DERS VERDİ

28 Şubat sürecine tavizsiz destek veren, kanunsuz operasyonları ve yolsuzlukları ortaya çıkan Mesut Yılmaz, 2002 seçimlerinde barajın altında kalınca siyaset sahnesinden çekildi. Ancak TBMM tarafından, Güneş Taner ile 'Türkbank İhalesi' sürecinde malın satımında ve değerinde fesat oluşturacak ilişki ve görüşmelere girdikleri ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanunu'nun 205. maddesine uyduğu iddiasıyla Yüce Divan'a sevk edildi. Yılmaz, Cumhuriyet tarihinde Yüce Divan'da yargılanan ilk başbakan oldu.

 

Doktoruna cinsel tacizden yargılandı

Albayraklar'a düzenlenen yasadışı operasyonda aktif rol alan dönemin İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen, Mersin'in Bozyazı İlçesi'nde gittiği otelde iğne yaptırdığı kadın doktor N.G.'ye cinsel tacizde bulundu. Yücelen hakkında, TCK 102'den 'nitelikli cinsel saldırı' suçlamasıyla dava açıldı. Yücelen hakkında 10 yıla kadar hapis cezası istendi.

 

Balyoz'un bir numarası Silivri'de

2001 Ağustos YAŞ'ında 1. Ordu Komutanı olarak atanan Orgeneral Çetin Doğan, kanunsuz operasyonun perde arkasındaki ismiydi. 1. Ordu Komutanlığı'na yeni atanan Doğan, henüz resmi olarak görevi devralmamasına rağmen o günkü DGM Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'i ziyaret etti. Bu ziyarette Doğan'ın, Albayrak soyadını taşıyan herkesin tutuklanması gerektiği yönünde savcıya baskı uyguladığı ileri sürüldü.

 

İşkenceci polis şefi Ergenekon sanığı

Dönemin İstanbul Orgenize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan, İçişleri Müfettişi Candan Eren'in gazete kupürlerinden derlediği raporda ismi geçen tüm kişileri gece baskınları ile gözaltına aldırdı. Uydurma raporda adı geçenleri bulamayınca hedefteki kişilerin eşlerini ve 8-11 yaşlarındaki çocuklarını emniyette rehin alacak kadar kanunları hiçe saydı. Saçan, Albayrak ailesinden başta Mustafa Albayrak olmak üzere gözaltına aldığı kişilere günlerce işkence yaptı. Bugün Ergenekon davasının sanığı Saçan'ın, Mustafa Albayrak'a işkence uygulama anını canlı olarak yine Ergenekon'dan yargılanan gazeteci Tuncay Özkan'a dinlettiği, sorulacak soruları kendisinden aldığı iddia edildi. Saçan'ın işkence mağdurları sadece Albayrak ailesi değildi. Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi bürokratları da işkence gördüklerini belgeleriyle ispatladılar. Dönemin İBB Genel Sekreter Yardımcısı, Necmi Kadıoğlu, (Esenyurt Belediye Başkanı) İBB Danışmanı Harun Karaca, İşadamı Tufan Mengi ve Belediye şirketlerinin bir çok yöneticisi günlerce süren sorgu ve işkencelere maruz kaldı. Adil Serdar Saçan, birçok işkence davası ve yolsuzluktan yargılanıyor.

 

Saçan'a suç duyurusu

Albayrak Holding'den dönemin eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele ve Kaçakçılık Şube Müdürü Adil Serdar Saçan için suç duyurusu yapıldı. Holding avukatları 2001 yılında Albayrak Holding'e gerçekleştirilen haksız baskın için işkence suçlamasıyla şikayetçi oldu. Albayrak Holding sahiplerinden Mustafa Albayrak'ın avukatları dün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusu yaptı. Suç duyurusunda Adil Serdar Saçan ve arkadaşlarının İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Şube Müdürlüğü'nde görevlerini kötüye kulllandıklarını ve işkence yaptıkları ifade edildi. Duyuruda, Saçan'ın ve ekibinin soruşturma dosyası kapsamında gözaltına aldığı Mustafa Albayrak ve şirket çalışanı Hayrettin Köktaş'a işkence yapıldığı kaydedildi.

 

Tetikçi gazeteci darbeden yargılanıyor

28 Şubat sürecinde yöneticisi olduğu Kanal D ve köşe yazarlığı yaptığı Milliyet gazetesinde muhafazakar kesime yönelik karalama ve sansasyonel yayınlarda etkin rol üstlenen Tuncay Özkan linç operasyonuna zemin hazırlayan gazetecilerdendi. Özkan, operasyondan önce Kanal D ve Milliyet'te Albayraklar'a yönelik çok sayıda asılsız iddiayı gündeme getirdi. Yakın dostları Mesut Yılmaz ve Adil Serdar Saçan ile ortak çalışan Özkan, AK Parti aleyhine yürütülen kampanyanın başını çekti. Özkan, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandı.

 

Çocuklarla şantaj yaptı

13 Eylül 2001'de sabahın erken saatlerinde Albayrak Holding'in Topkapı'daki binasına baskın yaptı. Şirket defterlerine el kondu. Mustafa, Saffet ve Kazım Albayrak ve Recep Tayyip Erdoğan'ın eski danışmanlarının da aralarında bulunduğu 33 kişi gözaltına alındı. Gözaltılar hukuksuzdu, ama asıl can acıtıcı haber bir gün sonra gazete sayfalarına düşecekti. Polis, holding yöneticilerinin evlerine de eşzamanlı operasyon düzenlemişti. Evde suç unsuru bulamayan ve hane halkına cebir uygulayan polis, insan hakkı ihlalinde sınır tanımadı. Yılmaz patentli operasyonda, Nuri Albayrak'ın eşi Havva Albayrak ve 23 yaşındaki oğlu Faruk, 11 yaşındaki oğlu Muhammet ile Muzaffer Albayrak'ın eşi Ayşe Albayrak ve 5 yaşındaki kızı Meryem Albayrak'ı adeta evlerinden kaçıran polis, imza attıkları çirkinliği bir süre Albayrak ailesi ve avukatlarından gizledi. Hatta, işkenceci polis Adil Serdar saçan, çocukların kaçırılmış olabileceğini bile öne sürdü. Emniyet, çocukların durumunu soran Yeni Şafak'a "Kaçırılmışlarsa buluruz" cevabını verdi. Daha sonra Saçan, çocukların gözaltına alındığını kabul etti. O dönemde organize karalama kampanyasının piyonu haline gelen Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü, sabaha doğru gözaltına aldığı çocuk ve kadınları serbest bıraktı.

APOLETLİ MEDYA KUTLAMA YAPTI

Dönemin kartel medyası hukuk katliamını, zafer kazanma hissiyatıyla sayfalarına taşımakta geç kalmadı. Operasyonun 1 gün sonrasında Zafer Mutlu'nun Sabah'ı Yeni Şafak Gazetesi'nin künyesinde yer alan tüm isimleri, tıpkı düzmece andıç olayında olduğu gibi hedef gösterdi. 'Albayrak'a baskın' sürmanşetiyle çıkan 14 Eylül 2001 tarihli gazetedeki 'Yeni Şafak'ın Patronları' başlıklı habere gazetenin künyesi eklendi. Ardından künyede yer alan tüm isimler tek tek fişlendi. Üslup, yine seviyesizlikte sınır tanımıyordu. 'Tayyip ile iç içe' türünden ara başlıklar iftira dolu haberde yer alıyordu. Kumpasın tetikçisi Milliyet ise 14 Eylül 2001'de 'Albayrak'a gözaltı' manşetiyle çıktı. 'Şeriatın sinsi planı' türünden operasyonel haberlerinin kupürlerini de iç sayfadan vererek uzun süredir devam ettirdikleri iftira kampanyasının karşılığını manşetten kutlama yoluna gitmişlerdi.

 

Gözaltında elektrik verdiler

Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren'in düzmece raporu sonucunda harekete geçen Organize Suçlarla Şube Müdürü Adil Serdar Saçan, işkenceciliğini bu operasyonunda da ortaya koydu. Gözaltına alınanların gördüğü işkence hastane raporlarıyla kanıtlandı. Mağdurların maruz kaldığı işkenceler, emniyet ya da adliye giriş çıkışlarında çıplak gözle bile görülebiliyordu. Elektrik vermeden, dayağa kadar işkencenin hemen her türünü yaşayan yönetici ve bürokratlar, ancak kollarına giren polislerin yardımıyla yürüyebiliyordu.

12 EYLÜL'DE BÖYLE İŞKENCE GÖRMEMİŞTİM

Gözaltına alınanlardan işadamı Tufan Mengi, serbest bırakıldıktan sonra eşi ve çocuklarıyla birlikte bir basın toplantısı düzenleyerek yaşadıklarını anlattı. Adil Serdar Saçan'ın kendisine "Erdoğan aleyhinde konuşmazsan seni buradan çıkartmam" diye baskı yaptığını söyleyen Mengi, "12 Eylül döneminde bile böyle işkence görmedim. Kanlı gömleğim Adil Serdar Saçan'a hediye olsun" ifadelerini kullandı.

 

LİNÇ DÜĞMESİNE MESUT YILMAZ BASTI

Albayrak Holding'i hedef alan karalama kampanyasının düğmesine ANAP lideri Mesut Yılmaz bastı. Yılmaz'ın ilk adımı ise kampanyaya engel olarak gördüğü İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ı görevinden uzaklaştırmak oldu. Yerine ise Rüştü Kazım Yücelen getirildi. Gizli toplantılar yapıldı. Bu toplantılara Milliyet'in üst düzey yöneticileri de katıldı. Tetikçilik görevi de Yılmaz'la yakınlığı bilenen Tuncay Özkan'ın yazdığı Milliyet'e verildi. Andıç mağduru gazetecilerden Nazlı Ilıcak, 24 Temmuz 2001 tarihli köşesinde, Milliyet ve Sabah'ın Albayrak Holding'e karşı yürütülen komploda tetikçiliğe soyunmasının sebebini şu ifadelerle deşifre etmişti: "Aydın Doğan, ortağı Dinç Bilgin'le birlikte, yeni oluşuma karşı, Tayyip Erdoğan'a karşı, dürüstlük ve umut adına yeşeren her türlü alternatife karşı cephe almıştır. Biri içeride, biri dışarıda iki ortak. Türkiye'ye hâkim olmak istiyorlar."

VE 'BİR BEKÇİ' KURŞUN SIKTI

Ardından kampanyanın hedefe ulaşması için Yılmaz, İçişleri Bakanı Yücelen'e bir müfettiş önerdi. İçişleri Bakanlığı Müfettişi Candan Eren'di bu isim. Eren, Albayrak Holding'le ilgili daha önce hukuk karşısında iftira olduğu kanıtlanan iddiaları DGM'ye gönderdi. Dosya DGM'ye ulaşmadan rapordaki bilgiler tetikçi gazete Milliyet'in manşetine taşınmıştı. O günlerde Yeni Şafak Gazetesi'nin üst düzey bir yöneticisi, bir bakandan tehdit telefonu almıştı. Yeni Şafak'ın yolsuzluklar üzerine gittiği günlerdi. Bakan, telefonda "Bu işlerin üzerine bu kadar giderseniz, sizi bir bekçiyle yok ederiz" demişti. Zaten bu tehditten kısa bir süre sonra da gazete binası kurşunlanmıştı. Bu arada tetikçi gazete Milliyet'in Albayrak Holding ve Yeni Şafak Gazetesi'ne yönelik karalama kampanyası hakkında ihtiyati tedbir kararı koyduran kurumun avukatı Vildan Esen, bu gelişmeden bir gün sonra ölü bulunmuştu.

OPERASYONUN MAŞASI İŞKENCECİ POLİS

ANAP lideri Yılmaz'ın kampanyası ilk etapta tutmuştu. Cunta medyası görevini yapmıştı. Ankara'dan gönderilen müfettiş, düzmece iddiaları raporlaştırmış, hukuku ayaklar altına almıştı. Operasyon kararı çıkmıştı. Kirli ilişkilerin kurguladığı operasyonun adı 'Temiz Şehir'di. Operasyonun başında ise şimdinin Ergenekon sanığı Adil Serdar Saçan vardı. Dönemin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Saçan, işkenceciliğiyle tanınan bir polisti. Adli kayıtlara giren onlarca işkence olayı vardı. Saçan ve ekibi, işkence tezgâhını Albayrak ailesi için de kurmuştu.

  

Hukuksuzluk yargıda ispatlandı

Albayrak şirketlerine yönelik yürütülen baskı ve yıldırma operasyonları sürecinde, dönemin hükümeti, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İBB'ye bağlı iştirakler şirketler, Gebze Belediyesi, Kâğıthane Belediyesi'ne mülkiye başmüfettişlerince inceleme başlattı. İşte, birçok huhuksuzluğun ve haksızlığın yaşandığı inceleme serüveninin madde madde detayları:

* Dönemin İstanbul valisi Erol Çakır 24.11.2000 tarihinde İçişleri Bakanlığı'na yazı yazarak; Sabah, Milliyet, Cumhuriyet, Radikal ve Yeni Şafak gazetesinde çıkan haberlerde ileri sürülen iddiaların araştırılması için müfettiş talep etti.

* Dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, konuların araştırılması için mülkiye Başmüfettişi Mehmet Günaydın'ı görevlendirdi.

* Başmüfettiş'in raporundan bir sonuç alınamayınca İçişleri Bakanlığı'nın 15.03.2001 tarihinde yazısı ile; 16.03.2001 Başbakan Bülent Ecevit'in onay, mülkiye Başmüfettişleri koordinatörlüğünde müfettişler heyeti oluşturularak heyetin başına Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren getirildi.

* Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bazı ilgilileri Kâğıthane ve Gebze Belediyesi yetkilileri ve Albayrak Grubu sahipleri hakkında; "siyasi ve sosyal bir görüşten kaynaklanan bir amaçla cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak" suçlamasıyla İstanbul DGM Başsavcılığı'nca soruşturma açılması için 10.07.2001 tarihinde raporunu verdi.

* Ayrıca Başmüfettiş Candan Eren, yargılamaları Yargıtay'da yapılması emredilen kamu görevlilerinden olan, İstanbul Belediye Başkanları eski Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve yeni Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna hakkında ön inceleme yapılması gerektiği düşüncesi ile İçişleri Bakanlığı'ndan ön inceleme izni istedi. İçişleri bakanlığı ise 18.07.2001 tarihinde ön inceleme iznini verdi. İçişleri Bakanlığı, Erdoğan ve Gürtuna'nın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturulması gerektiği sonucuna vardı.

* Bunun üzerine İstanbul DGM Başsavcılığı'nın 2001/1769 hazırlık dosyası kapsamında İBB çalışanı ve Albayrak Grubu çalışanlarından 217 kişinin ifadesi alındı.

* Ardından dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Şube Müdürü A. Serdar Saçan başkanlığında bir ekip tarafından 12 Eylül 2001 tarihinde operasyon başlatıldı. Aynı gün saat 21.00'de Mustafa Albayrak gözaltına alındı ancak gözaltı tarihi 13 Eylül olarak değiştirildi.

* Gözaltına alınan kişiler nezarethanelere konularak çeşitli işkencelerden geçirildi. Gözaltında darp, vücudun çeşitli bölgelerine elektrik verme, dayak atma, küfür, kelepçe ile sandalyeye bağlama yöntemleri kullanma vs. gibi insanlık dışı muamelelerde bulunuldu. Daha sonra Mustafa Albayrak ve iki çalışanı tutuklandı.

* İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı hazırladığı iddianame ile 70 kişi hakkında iddianame düzenlerken 38 şahıs hakkında takipsizlik kararı verdi.

* Daha sonra İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'ne dava açılırken 16.09.2001 tarihinde tutuklanan Mustafa Albayrak 06.03.2002 tarihinde tahliye edildi.

  

Ödediğimiz bedele değdi

Yeni Şafak Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Mustafa Albayrak, 28 Şubat zihniyetinin kanunsuz operasyonunda, günlerce gözaltında tutuldu ve işkence gördü. Mustafa Albayrak, olayın yıldönümünde yaşadıklarını anlatırken, "Sorun Yeni Şafak gazetesinin sahibi olmamızdı. Gazetemizin yayınlarından rahatsız olanlar, açık açık üzerimize geleceklerini söylemişlerdi. Bu bir bedel ödemeydi. İyi ki bu bedeli ödedik" dedi.

MİLLETE BASKIN YAPTILAR

Baskını yaşayan Yeni Şafak gazetesi değil, ülkesini seven, ülkesinin değerlerine saygı duyan mütedeyyin insanlar. Bizim yaşadıklarımızın ve Yeni Şafak gazetesinin maruz kaldığı baskının, o dönemde başını açmadığı için üniversite kapılarında tartaklanan, aşağılanan okula gidemeyen 18 yaşındaki kızların yaşadıklarının yanında çok hafif bir travma olduğuna inanıyorum. Biz yetişkin insanlar bunların sebeplerini biliriz ama Anadolu'dan üniversite için İstanbul'a gelmiş bir kız öğrencinin yaşadığı travmanın bizim yaşadığımızdan çok ağır olduğuna inanıyorum. Yeni Şafak gazetesinin sahibi olmak bütün bunları göze almak demektir. 28 Şubat sürecinde böyle bir gazetenin sahibi olmak her babayiğidin harcı olamazdı. Ben bunların tamamını bize nasip olduğuna inanıyorum.

 

Erdoğan aleyhine ifade ver arka kapıdan çıkaralım

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili yalan ifade vermemi istediler. Saçan, şirket defterlerimizi incelediklerini ve birçok vergi dairesinde vergi rekortmeni olduğumuzu gördüğünü ifade etti. "Sizin burada olmanızın sebebi siyasidir. İstenen ifadeyi verin biz seni medya bile görmeden arka kapıdan salarız" dedi. Bunun olmayacağını söyleyince 'Ben senin dilinden konuşmasını da bilirim' diyerek bize elektrik vererek işkence yaptılar. Yanımda belediye bürokratlarından şimdiki Esenyurt Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu da vardı. 4 gün her türlü işkence gördük. Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne sevk edildik ve 13 kişiden 7'si tutuklandı. Tamamen planlı bir senaryo yürütülüyordu. Cezaevine girdiğimin birinci haftası Maliye Bakanlığı müfettişleri bütün şirketin mal varlıklarına 35 trilyon TL haciz koydurdular. Bankalarda paramız olmasına rağmen ödemelerimizi yapamıyorduk. Kartal Cezaevi'ne gönderildim.

 

Ergenekon örgütüne pabuç bırakmadık

O dönemde halkın direncini kıramayan, bugün Ergenekon diye tabir edilen güç, o baskını yapmıştı. O baskını yapanların şimdi nerede olduğuna bakınca operasyonun amacı daha da net görülür. Dönemin 'merkez medya' denilen iki medya grubu ve siyasi iktidar elbirliği içinde hem şirket hem de gazete olarak üzerimize gelmişti. Gazetemizdeki yazılardan rahatsız olanlar açık açık üzerimize geleceklerini söylemişlerdi. Ama biz onlara pabuç bırakmadık. Çok güçlü bir yazar kadromuz vardı. Onların arkasında durmak bizim meslek namusumuzdu.

SEN GEL ÇOCUKLARI BIRAKALIM

Bu operasyonda sadece beni değil, soyadı Albayrak olan bir sürü insanı gözaltına almışlardı. 11 ve 13 yaşındaki iki yeğenimi de gözaltına aldılar. Yeğenlerimin gözaltına alınmasının sebebi ise ağabeyim Nuri Albayrak'ın bulunamaması. Dönemin Organize Suçlar Şube Müdürü şimdiki Ergenekon sanığı Adil Serdar Saçan telefonla yanımda Nuri Albayrak'a 'Eğer sen gelirsen çocuklarını bırakacağız' dedi. Dönemin İçişleri Bakanı R. Kazım Yücelen'di. Ondan önce İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, zannedersem operasyonu yapmadığı için görevden alınmıştı.

AK PARTİ'Yİ FARK ETTİLER

Bizden geri adım atmamızı istiyorlardı. Operasyonun olduğu tarihler AK Parti'nin kurulduğu tarihe denk geliyordu. Bu operasyonda Yeni Şafak gazetesi ve gazetede çalışanlar hedef alınmıştı. Bizim özgürlüklerin kısıtlanması ve yolsuzlukların üzerine ciddi anlamda gitmemiz onları rahatsız ediyordu. Bizim o dönemde görmediğimiz bazı gerçekleri onların o zaman gördüğünü ben şimdi daha iyi anladım. AK Parti'nin etrafında olan milli, muhafazakâr insanlara yüklenmeye başladılar. Ben bu sırada cezaevine girdim ve 6 ay cezaevinde kaldım. O dönemde polis, 7-8 bin kişiyi çalıştıran bir şirketin yönetim kurulu başkanını gözaltına alıp çok rahat işkence yapabiliyordu. Gazete sahibinin 7-8 yaşındaki çocuklarını gözaltına alabiliyorlardı. Bu kadar cesurlardı, açık oynuyorlardı. Belli ki son kozlarını oynuyorlardı.

 

GEREKÇE: Çete kurup geleceğin başbakanını hazırlamak

İddianamede bizim gözaltına alınmamızın gerekçesi "Çete ve teşekkül oluşturarak geleceğin başbakanını hazırlamak ve cihat yapmak"tı. Geleceğin başbakanını hazırlamanın çete ile olabileceğini düşündükleri için bizim de öyle yaptığımızı sanıyorlar. Bu operasyonu düzenleyenler bugüne kadar hep çete ile başbakan hazırlamışlar. Sorun rejimle ilgili olup bizim de Yeni Şafak gazetesinin sahibi olmamızdı. Bu bir bedel ödemeydi. Rahatsız değiliz. İyi ki bu bedeli ödedik. Bugüne gelindiğinde operasyonları düzenleyenlerin ileriyi çok iyi gören insanlar olduğunu düşünüyorum. Daha sonra ülkede her şey değişti. Gücü elinde bulunduranlar Parlamento'nun dışında kaldı. Tamamı yok oldu.

 

Yolsuzluk dosyaları birilerini rahatsız etti

O dönem Yeni Şafak Gazetesi Genel Müdürü olan Mehmet Atalay, Albayrak ailesine kumpas kuran gücün her yola başvurduğunu söyledi. Yeni Şafak'ı iflasa sürüklemek için 37 trilyon ceza kesildiğini ve baskıların tutuklamalara dönüştüğünü anlatan Atalay şöyle konuştu:

"Türkiye'deki bazı medya mensupları ve gazeteciler aslı astarı olmayan iddialarla inanılmaz bir saldırı başlatmışlardı. Her gün bir grubun bir gazetesinde tam sayfa 'İşte ahtapotun kolları', 'Hortum Nuri' gibi Albayraklar aleyhinde haberler yer alıyordu. Albayraklar o günde bugün olduğu gibi bazılarının 'Muhtar bile olamaz' dedikleri adamın arkasında dim dik durdular. Yeni Şafak yazıları sansürlenen pek çok yazara o dönemde kucak açtı. Gazetenin başarılı haberciliği ve yolsuzluğun üzerine gidişi bazı çevreleri rahatsız etti ve düğmeye bastılar. Yeni Şafak doğrulardan taviz vermedi ve dimdik durdu."

 

Gözlerim bağlı işkence sırasını bekledim

Albayrak şirketlerine yapılan operasyonda sadece holdingin sahipleri ve yöneticileri değil, Albayraklar Holding Yönetim Kurulu Üyesi Nuri Albayrak'ın o dönemde 11 yaşındaki oğlu Muhammet Albayrak ve 22 yaşındaki oğlu Faruk Albayrak da gözaltına alındı. Akraba ziyaretine giderken polis tarafından Koşuyolu'nda gözaltına alındıklarını belirten Faruk Albayrak, götürüldükleri Vatan Caddesi Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü'nde 5 saat gözleri bağlı olarak bir taşın üzerinde bekletildiklerini söyledi. Bu sırada yan odadan aile dostları Necmi Kadıoğlu ile diğer tutukların kalpleri sızlatan seslerini duyduğunu belirten Faruk Albayrak, "Onlara ne büyük işkence yapıldığını düşünerek, acaba sıra bize de mi gelecek diye korku içinde saatlerce bekledik. Beni daha sonra bir hücreye aldılar. İçerde 2 kişi vardı. Biri taşın üzerinde oturuyordu, diğeri ise ölü gibi yatıyordu. Oturan arkadaşa sordum ne oldu yatan kişiye diye. 'Onu çok ezdiler' dedi. Anladım ki fena dövmüşlerdi" dedi.

YENİ ŞAFAK GAZETESİ

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim