1. YAZARLAR

  2. Mümtazer Türköne

  3. Albay Dursun Çiçek'in onuru
Mümtazer Türköne

Mümtazer Türköne

Yazarın Tüm Yazıları >

Albay Dursun Çiçek'in onuru

A+A-

Albay Dursun Çiçek'e karşı, 'ıslak imza'sı ile gündeme geldiği tarihlerden beri sebebini tarif etmekte zorlandığım bir sempati duymuştum.

Beyaz üniformalı fotoğrafında ve ekranlara ilk düşen ve tekrar tekrar gösterilen sivil görüntülerinde fazlasıyla bize, yani bu topraklara ait bir şeyler vardı. Tevazû, onur ve hüzün; benim yüzünde okuduklarım bunlardı. Yaptığı iddia edilen işi şiddetle eleştirirken bir yandan da dünyasını anlamaya çalıştığım bu Türk subayının onurunu savunan yazılar yazdım. Hatta onu, uğradığı haksızlıkla tarihe geçen Fransız subayı Dreyfüs'e benzettim.

Askerliğini yedek subay veya er olarak Dursun Çiçek'in emrinde yapan okuyuculardan, yazdığım yazılara ilginç karşılıklar aldım. Hepsi onun kişiliğinden, özellikle dürüstlüğü ve insanî hasletlerinden övgüyle bahsediyordu. Onu tanıyanların tamamı aynı şeyleri tekrarlıyordu. Karşımızda, sadece zekâsı ve azmiyle, Anadolu'nun bağrından kopup bulunduğu yere çıkmış, o çok yakından bildiğimiz hikâyenin kahramanlarından biri duruyordu. Hikâye kötü sona eriyordu. Kendisine 'konusu suç teşkil eden emirler' verilmişti. O da askerî disiplin içinde bu emirleri yerine getirmişti.

Türkiye 50 yıl devam eden bir 'Fetret Dönemi'ni sona erdirdi. Ordumuz 50 yıldır, Dursun Çiçek'e verilen emirlerin benzerleriyle sürdürülen 'siyaset savaşı'nı kaybetti. Dört komutan istifalarını sunarak, savaştıkları demokratik iktidara karşı teslim bayrağını çekmiş oldular. Türkiye bu savaşta çok ağır bedeller ödedi. Çok acılar yaşadık. Ordumuzun siyaset hevesi bu ülkeye çok pahalıya patladı. Allah'a şükür ki sona erdi.

Yaşadıklarımızdan çıkartılacak dersler çok fazla. Herkes kendi payına düşeni almalı. Bu kirli geçmişle ve bugün üstesinden geldiklerimizle hesaplaşanlar insaflı ve dikkatli olmalı. Çıkartacağımız dersler için, işiyle gücüyle uğraşan halkımızın, politikanın farklı bütün aktörlerinin, aydınlarımızın ve hayatını bu ülkeye adamış askerlerimizin üzerinde mutabık olabileceğimiz doğru bir ölçü var. Bu doğru ölçü, Albay Dursun Çiçek'in onuru.

Türkiye'nin yaşadığı dönüşümü anlatmak ve geçmişle hesaplaşmadan çıkartılacak ortak ufku çizmek için, Albay Dursun Çiçek'in hikâyesinden bahsetmek yeterli. Onun hayatını merkeze alarak doğrularla yanlışları birbirinden kesin hatlarla ayırabiliriz. Gelecek nesillerin şu son on yılda görev yapmış genelkurmay başkanlarından hiçbirini hatırlamayacağından, ama Dursun Çiçek ismini ezbere bileceğinden eminim. Özellikle gelecekteki Harbiyeliler.

Hikâyenin özetini hepimiz biliyoruz: Parlak bir subay, Genelkurmay karargâhında kendisine verilen kirli işlerle uğraşıyor. Durum ortaya çıkınca suç onun üzerine yıkılıyor. Geçen sene tam bu sıralarda YAŞ öncesi askerî savcılık Albay Dursun Çiçek'i 'üstlerine karşı komplo kurmakla' suçlamıştı. Güya bu subay amiralliğe terfi ettirilmediği için içinde uç unsurları olan 'İrtica ile mücadele eylem planı' isimli bir belge hazırlamış ve gazetelere sızdırmıştı. Albay Çiçek, bu iddianame karşısında 'İlahlar kurban istiyor' demiş ve durumu özetlemişti. Maksat, 2010 YAŞ'ında Erzincan Komplosu'nun üstünü örtmek ve yüksek komuta kademesinin bu iddialardan etkilenmesini engellemekti. 'İlahların istediği' ise Albay Dursun Çiçek'in onurunu feda ederek elde edilecekti.

Albay Dursun Çiçek, 'İnternet Andıcı' davasında, Genelkurmay Karargâhı'nda hükümet aleyhine kara propaganda yaptığı suçlamasını kabul ediyor. Ama bu işi, sıralı amirlerinin talimatıyla yerine getirdiğini vurguluyor. Peki isnat edilen suçu neden kabul ediyor? Bu sorunun ikna edici tek cevabı var: Onurunu koruyor. Bu suçlardan daha ağır bir şeyle karşılaştı. Amiralliğe terfi edemediği için mensubu olduğu TSK'ya ve amirlerine karşı komplo kurmak gibi bir şerefsizlikle itham edildi. Onurunu, işlediği suçtan daha önemli görüyor. Çocuklarına onurlu bir isim bırakmak istiyor.

Albay Dursun Çiçek'in onuru, siyaset savaşında zedelendi. Onun onurunu korumak geçmişe sünger çekmek ve yepyeni bir geleceğe başlamak demek. Genç Harbiyelilerin bu hikâyeden çıkartacağı çok önemli dersler var.

ZAMAN 

YAZIYA YORUM KAT