AKP: Ya Cesaret Ya Sefalet! Çözüm; İslami Hareket!

03.04.2008 01:00

Beytullah Emrah Önce

AKP; karşı karşıya kaldığı durumda bugüne kadar izlediği vesayetçi devlet baba siyasetiyle hareket ederek bir kez daha egemenlerle uzlaşma arayışına girme ya da bundan tamamen kurtulma arasında esaslı bir tercih yapmak zorundadır. Bu sadece parti adına değil, toplumsal/siyasal hayatın devamı adına da ciddi bir karardır.

Böylesi tarihi ve önemli bir hamlenin ideolojik sefalet çeken, aklı karışık bir yapının inisiyatifinde kalması elbette üzücüdür, lakin mevcut konjonktürde eldeki malzeme ile hareket etme mecburiyeti varsa, bu yapının mümkün olan en iyi hamleyi yapması için kamuoyu oluşturulmalıdır.

Durum açık ve nettir: Darbeci vesayet düzeni; ecelini ertelemek için eteğindeki tüm taşları ortaya dökmektedir. İfsad düzeninin imtiyazlarını günden güne kaybeden müflis tüccarları “Hırsız var!” diye bağırmaya devam edecek ve çıkan gürültüde herkesin dikkatini başka yöne dağıtmayı hedefleyecektir.

Şüphe ve tedirginliğin doğuracağı kaostan kâr uman bu zihniyete karşı dikkat dağınıklığına kapılmak son derece tehlikelidir; çünkü mahalle pazarının yavuz hırsızları bir kez daha mahalle sakinlerini susturabilir!

Şayet AKP; “Telaşa mahal yok, bakın her şey yerli yerinde” gibi mesajlarla gürültüyü bastırmaya yönelirse, sadece günü kurtarabilir. Kesin çözüm ise eski mahalleye yeni adet getirmek değil; mahalledeki düzenin ve anlayışın tamamen tasfiye edilmesi ve mahalle düzeninin yenilenmesidir.

Bu noktada AKP ya cesaret ya sefalet diyecektir. Orta ya da üçüncü bir yol yoktur!

* * *

Hükümet, meseleyi salt parti kapatma düzlemine çekmektedir. Elbette partinin kapattırılmaması için gereken adımlar acilen atılmalıdır. Fakat bu süreçte ciddi bir hesaplaşma da mutlaka gerçekleşmelidir. Her on yılda bir tekrar eden darbe geleneğini tasfiye için ele geçen imkan çok iyi değerlendirilmelidir.

Hükümet; Atabeyler, Ergenekon, Danıştay saldırısı, Hrant Dink ve Rahip Santaro cinayetleri, Malatya katliamı gibi davalarda ortaya çıkan argümanları etkin biçimde kullanmaktan çekinir ve günü/partiyi kurtarmaya yönelik bir politika izlerse; bu sadece partinin değil toplumun da kaybı olacaktır. İşte bu risktir ki; hepimizin hem teyakkuz hem de taarruz halinde olmasını gerekli kılıyor!

AKP’nin hak ve özgürlükler konusundaki sicilinin hiç de parlak olmadığını biliyoruz. Fakat bu gerçek; toplumsal sorunlar konusunda mahalleye egemen olan kültürle ve o kültürün çeteci/darbeci savunucularıyla ortak mutabakat arayan bir siyasetin takipçilerinin; mevcut şartlar altında durumu yeniden değerlendirip doğru adım atma ihtimalini tamamen ortadan kaldırmıyor.

Bu süreçte ileriye doğru atılabilecek birkaç olumlu adım geçmişteki hataların telafisini imkan dahiline sokan yeni bir ortam doğurabilir. AKP; “daha çok hak ve daha çok özgürlük” çözüm arar ve böyle bir mutabakat çerçevesinde köklü reformları devreye sokabilirse, bu ülkeyi daha yaşabilir bir iklimin etkisine sokabilir.

Mutabakat, mahallenin seçkinci elitleriyle/egemenlerle yapılırsa bu durumda karanlığın aydınlığa kavuşması zaman alır fakat o aydınlık geleceğin sabahını görmeye AKP’nin ömrü de kesinlikle yetmeyecektir!

AKP için mevzubahis partiyi kapattırmamaksa, teferruatlar toplumun geleceğini ipotek altına alabilir. “Memleket faydalanacaksa bunun zararını ödemeye hazırız” mealindeki beyanda samimiyet varsa, bu ispata muhtaçtır.

İspatın mecburi istikameti ise darbe geleneğiyle hesaplaşmayı kaçınılmaz kılmaktadır. Bu konu önemlidir. Çünkü sonuçları sadece bir partiyi değil; istesek de istemesek de hepimizi etkileyecektir.

* * *

Son olarak, kesinlikle partiden bağımsız ama gündemle doğrudan ilgili İslami/İslamcı bir siyasetin inşası bağlamında mevcut durum çok iyi tahlil edilmeli ve ‘başörtüsü sorunu’ gündemi merkeze alınarak doğru hareket edilmelidir.

Son yıllarda mahallenin tevhidi söylemi kuşanmış sakinlerinde boy gösteren parti eksenli düşünme zaafına karşı bağımsız ve İslami bir muhalefetin imkanı; öncü konumunda olması gereken İslamcıların sorumluluğundadır.

Köklü bir İslami hareketin yeniden ama daha sağlıklı bir zeminde inşası için sürece angaje değil müdahil olan bir söylem ve eylem birlikteliği acilen sağlanmak zorundadır. Çünkü İslami hareketi besleyen söylem ne kadar ilkeli, sahih ve güçlü olursa olsun; doğru mücadele tarzı/yöntemi ile müşahhaslaştırılamazsa; topluma öncü/rol/model olma mertebesine yükselemeyecektir.

Açıktır ki, Kur’an nesli salonlarda değil meydanlarda inşa edilecektir. Bu başarabilmek içinse özeleştiri ve yenilenme ihtiyacımız ertelenemez bir noktaya gelmiştir. 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim