1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. AKP uyuma statükonun bürokratlarına uyma
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

AKP uyuma statükonun bürokratlarına uyma

A+A-

Cümle âlem biliyor ki, 12 eylüldeki referandumda bizlerin “Evet” dediği, sınırı belli düzenlemelerden ziyade, yargı vesayetinin zayıflaması yönünde yapısal değişikliklerin yolunu açacak yüksek yargı ile ilgili maddelerdi.

AKP, ideolojik duvarların arasından sıyrılmış milyonlarca sol, liberal ve dindar seçmenin etkileşim içerisinde, demokrasi müşterekinde dönüştürdükleri dinamiklerinin gücüyle, muhalefetin “o iki maddeyi çıkartın” histerisine aldırmadan cesur bir adım attı.

Bizlere ne dedi AKP? Gerçek bir yargıya kavuşacağız. Yargıç ve savcılar üzerinde darbe ideolojisinin kılıcını sallayan HSYK’nın yapısını daha çoğulcu bir hale getireceğiz; homojenizasyonu kıracağız. Yargıçların ve savcıların örgütü olması gerekirken bürokratların at koşturduğu bir ‘çiftliğe’ dönüşen HSYK’da kürsü hâkimlerinin temsilini sağlayacağız.

Peki, şimdi ne yapıyor AKP? Anayasa değişikliğinin “anlamı” olan bu ruha ihanet ediyor.

Bunu nasıl mı yapıyor? 17 ekimdeki HSYK seçimlerinde, kendisinden önce de var olan “eskinin” birtakım Adalet Bakanlığı bürokratlarını aday gösteriyor. AKP bu adımıyla, referandumda “Evet” diyen yüzde elli sekizle birlikte değil, Türkeş’le aynı noktaya gelenlerin tesbitiyle “ne kemiği ulan mermer mermer” kesimlerle saf tutuyor.

AKP YARSAV’ın dediğini demiyor ama onun yaptığını yapıyor.

Eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun bile dayanamayıp, statükocu vakfına rest çekip karşı çıktığı yanlışa ortak oluyor. Tıpkı YARSAV gibi “HSYK’da bürokratlarla devam” diyor.

Evet, çok açık söylüyorum, AKP adeta kendisini esir almış olan birtakım Adalet Bakanlığı bürokratlarının oyununa geliyor. HSYK seçimlerinde aday gösterdiği bürokratların kazanması halinde kaybedenin devrim niteliğindeki reform, sivillerin muktedirliği, hukuk ve demokrasi, dolaysıyla kendisi olacağını gö-re-mi-yor (mu?)

Ben, Adalet Bakanlığı bürokratlarının Başbakan’ı yanılttıklarını düşünüyorum. Çünkü bu durum partisinin de aleyhine; bile bile ayağına sıkmaz, diyorum.

Kaygılarımı paylaştığım ve görüşlerini aldığım Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Orhan Gazi Ertekin ise benden daha umutsuz. Ertekin, ne yazık ki hükümetin durumun farkında olduğunu ama ses çıkartamadığını söylüyor. Kulak verelim:

“Hükümet seçim öncesi belli kazanımlarını konsolide edip, bir de yargıyla uğraşmayayım diyor. Bu durumun farkında olan Adalet Bakanlığı bürokrasisi de, tabanının gücünü ve konumunu hükümete karşı bir koz olarak kullanıyor. AKP’ye ‘Tamam sizin istediğiniz gibi süreci yöneteyim ama ben yöneteyim’ diyor. Böyle davranarak da hükümete ve yargı içerisinde temsil ettiği tabanına tuzak kuruyor. Bu tavır bürokrasinin klasik refleksidir. Hükümet de bu oyuna gelerek ne yazık ki, dindar tabanın, sivil dinamiklerini geliştirmek için başlatılan mücadeleyi yarıda kesiyor, devletçi bürokratik kanada destek oluyor.”

Bugün Türkiye’de yaşanan “devrimin” ana duraklarından biri olan, önümüzdeki en az beş yılın gündemini şimdiden ipotekleyen ve statükoyla değişim iradesi arasında en çetin savaşların yaşanacağı yargı reformu alanında beliren bu tehlike, ne yazık ki seçim sathı mailinde pek de önemsenmiyor. Ama inanın konu çok hayati.

Başbakan ilerde ah edip vah etmemek için, iddia ettiğim gibi eksik bilgilendiriliyorsa da, birkaç cephede mücadele edip gücünü bölmemek için kısa vadede bu gelişmelere göz yumuyorsa da artık sürece el koymalı. Bakanlarına, hukukçu milletvekillerine ne oluyor diye sormalı. Faaliyetlerine en son Hrant Dink hakkındaki savunma rezaletinde şahit olduğumuz başka bakanlıklardaki statükonun uyuyan hücre pozisyonundaki bürokratlarının yanı sıra, Adalet Bakanlığı bürokrasisine de el atmalı. Bazılarına bürokrat olduklarını, memuru olduklarını hatırlatmalı. Eğer aralarında siyaset üretme merakındakiler varsa da önlerini açıp, memurluk sıfatlarını vestiyere asmalarını söylemeli.

Kimseye akıl ermiyorum, haddime değil. “Gaz” da vermiyorum, hâşâ, zira ne öyle bir gücüm ne de etkim var. Tek derdim, referandumda “Evet” dediğim değişim iradesine, bir vatandaş olarak sorumluluğunu hatırlatmak. Bir genç olarak ülkemin geleceğiyle ilgili yeşermeye başlayan umuduma, umudumuza göz diken bürokrasinin ayak oyunlarına dikkatleri çekmek.

Zira “yetmez ama Evet” diyenler, “yetmez”de ısrar edenlere pekâlâ “Hayır” demesini de bilirler.

O halde bir kez daha ve bu sefer yüksek sesle:

Bütün iktidar sivil siyasete!

TARAF

YAZIYA YORUM KAT