1. YAZARLAR

  2. Nuray Mert

  3. AKP dış politikası ve muhalefet
Nuray Mert

Nuray Mert

Yazarın Tüm Yazıları >

AKP dış politikası ve muhalefet

A+A-

Daha önce başka bir vesileyle sorduğum soruyu tekrarlamak istiyorum; muhalefet partilerinin dış politika alternatifi nedir? Cumhurbaşkanı’nın Ermenistan ziyareti tartışması dolayısıyla bu soruyu bir kez daha sormak durumundayız. CHP, dış politikada son anlamlı çıkışını meşhur tezkere konusunda yaptı. Bence, tezkerenin çıkmaması Türkiye’nin hayrınaydı ve bu sonucun alınmasında CHP’nin katkısını görmezden gelemeyiz.
Ardından, Lübnan krizi geldi. Ben, Lübnan’a; Barış Gücü çerçevesinde asker gönderilmesine karşıydım; CHP’de karşıydı, savaş karşıtı çevrelerde. Sonuçta, bu muhalefetin de bir sonucu oldu, Türkiye, baştan hevesli olduğu, iddialı sayıda asker göndermek yerine daha mütevazi bir katkı yaptı. Ama bu olaydan hemen sonra, CHP Genel Başkanı Lübnan’ı ziyaret etti ve Sosyalist Enternasyonal’den akranı olan Dürzi lider Velid Canbolat ile görüştü. Canbolat, Lübnan’da ABD destekli (ve Türkiye’den asker talep eden) hükümet koalisyonunun sadece bir unsuru değil, baş sözcüsü idi (şimidilerde sıkılıkla yaptığı gibi, yine tutum değişikliği içinde). Ancak, CHP liderinin, evsahibi ile bu konularda nasıl bir uzlaşı sağladığı belli olmadı.
Şimdilerde, CHP, MHP ile birlikte, ‘Ermenistan ile zinhar hiçbir ilişki kurulmasın’ cephesi kurmuş vaziyette.
Mevcut hükümetin dış politikasını beğenmeyebilirsiniz/beğenmeyebiliriz de, önerilen nedir belli değil. Ahmedinecad gelince, hükümeti dinci rejimlerle işbirliği yapmakla, başka bir gelişme olunca bu kez ABD işbirlikçiliği suçlamak tavrı ardında ben bir mantık göremiyorum. Bu biraz da, ‘dünya değişmesin, her şey olduğu gibi kalsın’ tavrında ısrar değil mi?    
Oysa, tüm dünyada, özellikle bizim içinde olduğumuz bölgede çok sıcak gelişmeler oluyor. Evet, bu tablo içinde tutum takınmak son derece zor, ama çözüm arkaplandan yoksun sığ bir muhalefet söylemi tutturmak olmamalı. Aslında, Türkiye, toptan bu denli hızlı ve sıcak gelişmelere son derece hazırlıksız yakalandı. Soğuk Savaş boyunca, sırtını ABD ittifakına dayamanın rehaveti, muazzam bir dış politika boşluğu doğurdu. Dahası, dünya toptan bir yeniden pozisyon alma krizi ve ucu açık bir süreç yaşıyor.
Tam da bu nedenle, Türkiye’nin şimdilik, ilk bakışta faydasız gibi görünen girişimlere tutunmak dışında fazla seçeneği yok.
Başbakan’ın Kafkas İstikrar ve İşbirliği Platformu önerisi, bana bu türden bir girişim gibi gözüküyor. Böyle bir platformun ufku son derece belirsiz, ama öyle diye, ‘Bırakalım dananın kuyruğu kopsun’ deme şansı yok.
Türkiye’nin, Suriye-İsrail arasında arabuluculuk girişimi de bir bakıma bu türden bir girişimdi, ama her üç ülkeye de zaman kazandırma, alan açma işlevi gördü. İran ile sınırlı diyalog siyaseti için de aynı şey söylenebilir. Bu açıdan, mevcut hükümetin dış politika yönetiminin fazla alternatifi yok gibi görünüyor. Muhalefet alternatif üretebiliyorsa, tezkere örneğinde olduğu gibi etkin bir baskı unsuru olabilir ve de bu çok hayırlı olur. Ama halihazırda, milliyetçi damara tazyik dışında alternatif üretememek, olumlu bir baskı unsuru olma kabiliyetlerini zedeliyor.
Son olarak, Şam’da Sarkozy, Esad ve Katar Emiri Tani’nin buluştuğu zirve de, yakından izlenmesi gereken bir gelişme. Batı ittifakı, bölgede oluşan siyasi boşluk çerçevesinde biri büyük diğeri küçük iki müttefikini, Türkiye ve Katar’ı, giderek daha fazla sahneye itiyor. Ancak, bu sıradan bir rol biçme değil. Bu iki ülke de, her şeyden önce bölgedeki diğer aktörler tarafından kabul görme yani, giderek daha fazla ihtiyaç duyulan arabuluculuk ve denge unsurları olma kabiliyetine sahip. Bunun neden böyle olduğunu tartışabiliriz ama özetle söylemek istediğim, mevcut dış politika yönetiminin kestirme bir AKP muhalefeti çerçevesinde anlaşılıp, tartışılamayacağı.

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT