1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Akit’e çamur atmaya yeltenen müfteriler
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Akit’e çamur atmaya yeltenen müfteriler

A+A-

Bilirsiniz, “deve”ye sormuşlar, “Boynun niye eğri” diye... O da cevap vermiş; “Nerem doğru ki?”

“Medya dünyası”nda da böyle tipler çok... O kadar “eğri”ler, o kadar “yalancı”lar ve o kadar “yamuk”lar ki, yazdıklarında “doğruluk” aramak, abesle iştigal!..

Hani, bir hikâye vardır:

Bir sohbet esnasında adamın biri, topluluktakilere demiş ki, “Bir keşiş, deniz kenarında, tam kızını kurban edeceği sırada Mikail adlı melek gökten bir keçi getirdi...”

Sohbette bulunanlardan biri, dayanamayıp patlamış:

“Be adam” demiş;

“Şu söylediklerinin hangisini düzelteyim?.. Bir kere; o kişi, keşiş değil, Hz. İbrahim Peygamber idi!.. Orası, deniz kenarı değil, dağlık arazi idi!.. Kızını değil, oğlu İsmail’i kurban edecekti... Meleğin adı Mikail değil, Cebrail Aleyhisselam idi... Gökten inen de keçi değil, koç idi!”

Demek oluyor ki;

Bir insan, “yarım yamalak bilgi”ye değil, “tam bilgi”ye sahip olmalı!..

Ya da, “susmalı” ki, “komik” durumlara düşmesin!..

Sadece “komik” duruma düşseler, yine de dert değil!..

Çünkü; düştükleri komik durum, sadece “kendilerini” ilgilendirir!..

Ama, bir de; “Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder” sözü var ki; “yarım yamalak bilgi”lerle yazı yazanlar, kimi “can”dan, kimi “din”den edeceklerini düşünerek yazmalıdırlar.

Çünkü “kalem”in gücü “mermi”den daha fazla, “bıçak”tan daha keskindir!..

5 CÜMLEDE 7 HATA

Bu “uyarı”yı, bütün “kelâm ve kalem ehli”ne yapmakla birlikte, bir “misal” olsun diye, Emin Çölaşan’dan söz etmek istiyoruz...

Hemen ifade edelim ki; Emin Çölaşan’ı ciddiye almıyoruz... Ama, eski gazetemiz “Anadolu’da Vakit” veya yeni gazetemiz “Yeni Akit”e yönelik “saldırgan yazılar”da, sürekli “yalan-yanlış bilgi”ler kullanılıyor...

Emin Çölaşan da bunlardan biri olduğu için, onu “misal” gösterdik...

Emin Çölaşan, 21 Ekim Perşembe günkü yazısında “dostu ve arkadaşı Ahmet Taner Kışlalı”yı anlatırken demiş ki;

“Ölümünden sekiz gün önceki dinci Akit gazetesi, o gün birinci sayfasını Kışlalı’ya ayırmıştı.

Manşet şöyleydi:

“Zorba Kemalist gemi azıya aldı.”

Sayfanın sol tarafına Ahmet’in bir resmini koymuşlardı. Resmin üzerinde ise siyah kalın çizgilerle çarpı işareti vardı.”

Şimdi, bu “yazı”nın neresini düzelteceksin?..

¥ Bir: O yazı “birinci” sayfada değil, “9. sayfa”daki “Arşiv” bölümünde çıktı!

¥ İki: Sayfanın tamamı değil, “küçük bir bölümü” ayrıldı.

¥ Üç: O yazı; “manşet”ten değil, “iç sayfadan” verildi!

¥ Dört: Başlıkta “Zorba Kemalist” diye bir ifade yoktu... İfade, “Halkı köpeğe benzetti” şeklindeydi.

¥ Beş: Resmin üzerine “çarpı” işareti atmak bir suç ise, aynısını sen niye yaptın?.. Sen de; yazdığın kitabın kapağına, Tansu Çiller ve Özer Çiller’in resimlerini koyup, üzerlerine “çarpı” işareti atmadın mı?.. O “çarpı” işaretini koyarak; “Bunları öldürün” mü demek istedin?.. Değilse, Akit’i niye “hedef göstermek”le itham ediyorsun?..

¥ Altı: Akit’in “Arşiv” sayfasında yayınlanan o yazı, “Akit’in Yorumu” değil, “Kışlalı’nın kendi yazısı” idi... Kışlalı, halkı “kangal köpeği”ne benzetiyor, bütün “zorba Kemalistler” gibi, halkın eğitilmesi için, “kararlı bir subay” gerektiğini yazıyor, yani “Ordu Göreve” diyordu!..

¥ Yedi: Kışlalı’nın “iktibas” edilen o yazısı; “ölümünden 8 gün önce” değil, “tam 161 gün önce” yayınlanmıştır... Yazının “alıntılandığı” tarih 13 Mayıs 1999, Kışlalı’nın “öldürüldüğü” tarih ise 21 Ekim 1999’dur!..

Aradaki “gün farkı”nı hesaplayabilmek için, herhalde “matematik dehası” olmaya gerek yok!..

Gördüğünüz gibi; “Çölaşan’ın 5 cümlelik yazısı”nda, tam “7 fahiş hata” var!.. Aynen, “keşiş” hikâyesinde olduğu gibi, hangi birini düzelteceksin?..

Ama, iş, gelip de “iftira”ya dayanınca, mecburuz “eğrilik ve yamukluk”ları düzeltmeye!..

ÇÖLAŞAN’IN DİNK YAZISI!

Bay Çölaşan; eğer bir “hafıza problemi” yaşamıyorsa, bir “bilgi tazelemesi” yapıp, “yamukluk”larını gözden geçirmelidir.

Bu arada, eğer eli değerse, özellikle Hrant Dink’le ilgili “kendi yazdığı yazılara” da bir göz atsın!..

Bay Çölaşan, 28 Şubat 2004 tarihli “Hürriyet’teki köşesi”nde şunları yazıyordu:

“İşte size bir başka örnek. İstanbul’da yayınlanan Ermeni AGOS Gazetesi’nde rahmetli Sabiha Gökçen’in Ermeni olduğunu hiçbir belgeye dayanmadan iddia edebilen Hrant Dink’in, aynı gazetede çıkan 13 Şubat 2004 tarihli yazısının ilk iki cümlesi aynen:

‘Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermenilerin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur. Yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun.’

Ülkemizde fikir ve ifade özgürlüğü gelişiyor, AB yolunda hızla ilerliyoruz! Her şey serbest, her şey özgür!

(...) Türk’ün zehirli kanına kadar!..

AB’yi, babalarının hayrına istemiyorlar!”

Hele söyleyin; bu, bir “eleştiri” yazısı mıdır, yoksa “hedef gösterme” mi?..

Çünkü, bu tür yazılardan 3 yıl sonra, evet 19 Ocak 2007’de Hrant Dink öldürüldü!..

Hayır; “Emin Çölaşan gibiler hedef gösterdi, Hrant Dink öldürüldü” demek istemiyoruz... Tam aksine, bu gibi yazıları “eleştiri” olarak görüyoruz... Tıpkı, Akit’in de Kışlalı’nın yazısını “eleştirdiği” gibi!..

“Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” sözünde olduğu gibi; biz de Çölaşan’dan hareketle diyoruz ki; “Akit’e saldıracaksanız yine saldırın, ama yarım yamalak bilgilerle, en önemlisi de önyargılarla değil, elle tutulur delillerle!.. Çünkü biz, ‘kul hakkı’ konusunda son derece hassas, son derece titiziz!..”

İsteriz ki; “kişi”ler ve “kurum”lar hedef alınırken, özellikle de “gazeteci”ler, son derece dikkatli olsunlar... Zira, “kalem”den çıkan “yazı”nın, “namlu”dan çıkan “mermi” gibi, dönüşü yoktur!..

Çölaşan, sana söylüyoruz!..

“Medyatör”ler siz anlayın!..

İnşallah, bir gün anlayacaklar!..

Gözlerini kör eden “öfke”lerinden, beyinlerini işgal eden “önyargı”larından, yüreklerini kaplayan “kin”den kurtulduklarında, Akit’in değerini anlayacaklar.

Selâm, saygı ve gönül dolusu muhabbetlerimizle...

================

Hadiselere “amuda kalkarak” bakanlar

Cenab-ı Allah, her insana “ikişer göz” vermiş... Ki; baksınlar da, hakikatleri görsünler diye... Gelin görün ki; “göz” vardır “gerçeği” görür, “göz” vardır, “şeytanın ‘Gör’ dediğini” görür!..

Geçen haftaki “gazeteler”de, bunun iki örneği vardı... Önce birincisinden başlayalım:

Ünlü İngiliz dergisi The Economist, Türkiye’ye “14 sayfa” ayırdığı sayısında; bir zamanlar “Hasta Adam” denilen Türkiye’nin, bugün “Enflasyonu daha düşük, bankaları daha sağlam ve OECD içinde en hızlı büyüyen ekonomi” olduğunu ifade ediyor ve ekliyordu: “Türkiye, güçlü ekonomisi ve diplomasisi ile dev haline geldi, Avrupa’nın Çin’i oldu!”

The Economist’in bu “övgü” dolu ifadeleri, “ülkesini seven insanlar”ın çıkardığı “sağduyulu” gazetelerde, elbette hak ettiği şekilde değerlendirildi.

Hâlâ “aşağılık kompleksi” içinde kıvranan, “Türkiye’nin bir şey yapamayacağını” düşünen; dahası, “iktidar düşmanlığı”nın gözlerini kör ettiği “solduyulu” gazeteler ise; aynı The Economist’in haberini; “Erdoğan’ın hoşgörüsüz yaklaşımı demokrasi için kaygı verici!.. Derin yarılma!” başlıklarıyla verdiler, iyi mi?..

Demek oluyor ki;

“Hakk’ın penceresi”nden bakınca öyle, “şeytanın penceresi”nden bakınca böyle görünüyor!..

RÜŞVET OPERASYONU VE...

Gelelim, ikinci olaya... Malûm; CNR Fuarcılık ile Dünya Ticaret Merkezi arasındaki dâvâlarda, “rüşvet” iddiaları gündeme geldi... Bir çok kişinin “gözaltı”na alındığı olaya, İTO Başkanı Murat Yalçıntaş’ın da adı karıştı...

Haberi aldığında, “Türk-Amerikan İş Konseyi Toplantısı” için Amerika’da bulunan Murat Yalçıntaş, bütün programlarını iptal edip, “ilk uçakla” Türkiye’ye döndü...

Bunu özellikle belirtiyoruz ki; gazeteler henüz “taşra baskıları”nı dönmeye başlamadan, “Yalçıntaş’ın dönüş yolunda” olduğu biliniyordu...

Ama, bunu bile bile dediler ki; “İTO Başkanı aranıyor!.. ABD’den dönüp-dönmeyeceği belli değil!”

El insaf... “Dönüş yolunda” olduğu “bilinen” bir adam için, niye “aranıyor” veya “belli değil” ifadeleri kullanılıp, hakkında “kuşku” oluşturulur ki?..

Demek oluyor ki; medyada, hâlâ “Benim teröristim iyidir” mantığı geçerli!..

Eğer, birisi “kendilerinden” değilse, vur vurabildiğin kadar!..

Hele, bir de;

“Tayyip’in gözünden düştü, operasyon düğmesine basıldı” kabilinden “fitne” amaçlı haberler yok mu, bu kadarına da pes!..

Demek oluyor ki;

Birilerinin “göz”leriyle baktığı olaylara, başka birileri de “amuda kalkarak” bakıyor!..

“Ters”ten bakınca da; “göz”lerin yerini “oturma organları” alıyor!..

Dileriz, bir gün düzelirler!..

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT