Âkil ülkücüler

05.04.2013 07:14

Melih Altınok

Çözüm süreci müthiş bir hız ve umutla devam ediyor. Düne kadar tabu sayılan konular “en yetkili” ağızların katıldığı tartışmalarda dillendiriliyor. “Olamazların” önündeki tek engelin öğretilmiş kaygılarımız olduğu gün gibi ortaya çıkıyor.

Paradigma değişiyor, duvarlar bir bir yıkılıyor. Tıpkı Marx’ın o meşhur sözlerinde olduğu gibi:

“Peşlerinde kadim ve hürmete şayan bir önyargılar ve kanaatler silsilesini sürükleyen tüm durgun, donuk ilişkiler silinip süpürülüyor; yeni ortaya çıkan her şey daha kemikleşemeden miadını dolduruyor. Katı olan her şey buharlaşıp gidiyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve sonunda insanlar hayatlarının gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyor.”

Barış’ın kapısını şimdiden epeyce aralayan bu dönüşüme muhalefet eden kesimler ise “düne” daha sıkı sarılıyorlar, ama nafile.

Çünkü bu “dalga” yalnızca ülkede, olması gerektiği gibi muktedirleşen halkın tek ve meşru temsilcisi parlamentodan çıkan siyasal iktidarın kararlı iradesinin eseri değil. Bölgedeki ve dünyadaki “zamanın ruhu” da bu.

Dolaysıyla, en katı hiyerarşik örgütlemelere sahip olan ve “taraftarlarını” sıkı bir ideolojik tahakküm altında tutan yapılanmalar bile çaresiz.

İşte, geçtiğimiz çarşamba Hangi Taraf’ta ağırladığım ülkücüler, katı olan her şeyin nasıl buharlaştığının en bariz örneklerinden biriydi.

12 Eylül öncesi ülkücü hareketin en radikal militanlarından biri olan ve iki yılı Mamak’ta olmak üzere toplam 11 hapis yatan Adnan Baran program boyunca bizleri şaşırttıkça şaşırttı.

Mahallesinin baskısına, tehditlerine aldırmadan çözüm sürecine kararlı desteğini sunan Baran adeta “bir nesne değil, özneyim” manifestosu yazdı.

Keza programa telefonla bağlanan ve yine 11 yıllık mahpusluğunun dört yılını Diyarbakır Tabutluğu’nda geçirmiş, Yusufiyeli Ülkücüler Derneği Başkanı Hasan İlter de farksızdı.

Taban uyanıyor taban

“Bedelse bedel” dedirten bu iki âkil ve demokrat ülkücünün açıklamalarından şu satır başları sanırım aydınlatıcı olacaktır:

“Akan kanın durması için Öcalan’la da, herkesle de görüşülebilir.”

“Madem Kürtlerle kardeşiz diyoruz, kardeşlik hukukuna uygun olarak demokratik bir Türkiye’yi inşa etmeliyiz. Verilen bir şey yok, iade edilen haklar sözkonusu.”

“Çekilen acıları, ödenen bedelleri deşmenin bir anlamı yok. Dağdakiler silahlarını bırakıp yasal ve meşru yöntemlerle pekâlâ siyaset yapabilir.”

“Anadilde eğitim haktır.”

Ve daha bir sürü ezber bozan açıklama...

Baran ve İlter’in açıklamalarının marjinal olduğunu düşünmeyin.

Zira 12 Eylül referandumundaki yüzde 58 “evet”in ciddi kısmının, MHP yönetiminin blok tavrına rağmen ülkücü tabandan geldiğini zaten biliyoruz.

Hasan İlter de nabzını yakından tuttukları ülkücü tabanda görüşlerinin büyük oranda kabul gördüğünü, cesaretlerinin buradan kaynaklandığı söylüyor.

Baran ise “Vur de vuralım, öl de ölelim” çağrısının ülkücü tabanda yüzde yirmi bile destek bulamayacağını iddia ediyor.

Sesimiz kendilerine ne kadar ulaşır bilemiyorum. Ama ülkücüleri ve milliyetçileri arkaik söylemlerle konsolide etmeye çalışan MHP yönetimi, tabanındaki zamanın ruhuna uygun bu hareketliliği görmezden geldikçe ya da baskıladıkça kaybedeceğini görmeli.

Baran’ın şu sözleri üzerine de kızmadan, isyan etmeden düşünmeliler:

“MHP yönetimi 90’larda Kürt vatandaşlarımız üzerindeki baskıları reddetmesi, eleştirmesi gerekirken sahiplendi. Suçluları savundu. Bu da parti ile bölgenin bağını kopardı. Oysa daha sağduyulu, itidalli bir politika ile kardeşliğe, huzura büyük katkı sağlayabilirdi.”

Gayet âkil bir liste

Tüm eleştirilere rağmen ben âkil insanlar listesini gayet makul buldum.

Pek çok değerli ismin, aynı gazetede yazdığım kıymetli yazarların yanı sıra listede Yıldıray Oğur’un da yer almasına “ayrıca” sevindiğimi söylemeliyim.

Yıldırıy bu sıfatı layıkıyla hak ediyor. Çünkü henüz beş altı ay önce, bugün sürece “amaları” eşliğinde el mecbur destek veren birçok isim, “Erdoğan Kürtleri imha etmeye hazırlanıyor” derken, bizler bugünün hazırlıklarının yapıldığını söylüyorduk.

Ve bu umutlu yazılarımızdan, barış gazeteciliğimizden ötürü linç edilirken dönüp de baktığımda yanımda bir tek Yıldıray’ın olduğunu hatırlıyorum.

Listede adları olmadığı için içerleyen dostlar da üzülmesinler. Yoklar diye süreç akamete uğrayacak falan değil.

Zira bu çözümü planlayan, uygulayan, sürecin siyasi riskini üstelen seçilmiş âkil insanlar, Tayyip Erdoğan, Sadullah Ergin, Ömer Çelik, Hüseyin Çelik, Yalçın Akdoğan... zaten yerli yerinde.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim