1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Akhisar'da "Nasıl Dua Etmeliyiz?" Semineri
Akhisarda Nasıl Dua Etmeliyiz? Semineri

Akhisar'da "Nasıl Dua Etmeliyiz?" Semineri

Akhisar Özgür-Der temsilciliğinin düzenlediği seminer programlarının bu dönemdeki son programı İmdat Akdal tarafından sunuldu.

A+A-

Nasıl Dua Etmeliyiz başlıklı konu hakkında İmdat Akdal özetle şunları anlattı:

"De ki: "Sizin dua ve kulluğunuz olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? Siz O'nu yalan saydınız. Yakında bunun cezasını göreceksiniz." (25/Furkan, 77).

Türevleriyle birlikte yaklaşık iki yüz ayette geçen dua, çağırmak, yakarmak, sığınmak, ilgi kurmak anlamlarına gelir. Terim olarak kuldan Allah'a doğru yapılan çağrı demektir. Dua, kulun kulluğunu idrak edip aczini itiraf ederek yaratıcısına sığınmasıdır. .Zorda kaldığında sıkıntıya uğradığında başkasından değil sadece O'ndan yardım dilemektir.

Dua sadece tehlikeler karşısında sığınmak için değil, onlarla yüzleşmede korkusuz olmak için Rabbani destek istemektir. Allah salih eylemlerimizin destekleyicisidir. Yoksa sınırsız isteklerimizin memuru değildir.

"İnsana bir darlık dokunduğu zaman yatarken otururken veya ayakta iken bize yalvarır. Biz onun darlığını giderdiğimizde sanki başına gelen darlık sebebiyle bize hiç yalvarmamış gibi geçip gider. İşte böyle müsriflere yapmakta oldukları şey güzel görünür." (10/Yunus, 12)

Dilediğini sınırsız yapma gücüne sahip olan Allah, bizi sınamak için dünya hayatını yaratmıştır. Duadan, hayatın bir imtihan olduğu unutulmadan sonuç beklenmelidir. Dua sadece ağrılarımızın dinmesi, bireysel ihtiyaçlarımızın giderilmesi için değil, şeytanla olan mücadelemizde öz gücümüze dayanmak, düşmandan değil, yegane dost olan Allah'tan yardım dilemek, O'na dayanmaktır. O'na dayanmak için duaya bizim ihtiyacımız vardır.

Zayıf yaratılmış olan insanoğlu zorda kalınca birine sığınma ihtiyacı hisseder. Böyle durumlarda Allah dışındaki varlıklara sığınmak, büyük bir onursuzluktur. Hem dünyada hem de ahirette rezil olmaya yol açar. Görece bir başarısızlık durumunda bile müminler, tağuti otoritelerin, görece güçlerine değil, baki olan Allah'a sığınmalıdırlar. Çünkü tağuta sığınmak, karanlığa teslim olmaktır. Müslümanlar ise her rekat namazda okudukları "Yalnız senden yardım dileriz" (Fatiha, 4) ibaresiyle sadece Allah'tan yardım dilerler.

"Allah'tan başkasına dua edenden daha sapık kim vardır? Onlar kendilerine kıyamet gününe kadar cevap veremezler ve kendilerine yapılan duadan habersizdirler." (46/Ahkaf, 5).

"Yoksa onlara dua ettiğinizde darda kalana yardım eden, sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünde başkalarının yerine iktidara getiren mi var" (27/Neml, 62).

Bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah'a çağrıda bulunmak gerektiğinde; randevu almak, araya torpilciler, yetkisiz insanlar, yetkili olduğunu iddia eden aracı kurumlar sokmak doğru değildir.

"Andolsun ki, biz insanı yarattık. Ona nefsinin ne fısıldadığını da biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız" (50/Kaf, 16).

"Onlar, yalnızca sonucun ortaya konmasını mi bekliyorlar? Sonucun geldiği gün, önceleri onu unutmuş olanlar: 'Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler. Şimdi bize şefaat edecek bir şefaatçi var mı?..." (7/ Araf, 53; Ayrıca bkz. 40/Mümin, 14, 65).

Allah'ın bizim duamıza ve şükrümüze ihtiyacı yoktur, çünkü şükrün faydası biz insanlar içindir. Şükretmemiz Allah'a hiçbir yarar sağlamaz. Çünkü O, ganîdir. Lokman Suresinin 12. ayetinde gani kelimesi, ihtiyaçsız (ihtiyacı olmayan) anlamında kullanılmıştır.

"Biz Lokman'a Allah'a şükret diye hikmet verdik. Kim şükrederse, ancak kendi faydası için şükreder. Kim de nankörlük ederse şüphe yok ki, Allah ganîdir (O, zengindir ve hiçbir şeye muhtaç değildir) ve hamid (Övülmeye en layık olan)'dir" (31/Lokman. 12).

Hayatın, bir imtihan olduğunu unutarak başımıza Rabbimizin bizi sınamak için getirdiklerini, hemen defetmesini istemek bencilliktir. Oysa kötülük de iyilik de bir imtihan vesilesidir. Hemen sızlanıp, Rabbe karşı nankörce yakarmak, salih müminlere yakışmaz.

"İnsan, iyiliği dilemekten usanmaz. Ona bir kötülük isabet ettiği zaman, hemen ümitsizliğe düşer. Ve boynunu büker" (41/Fussilet, 49; Ayrıca bkz. 41/Fussilet, 50-54).

Herşeyi duyan Allah'ın bizi duyması için bağırıp çağırmaya gerek yoktur. Kur'an ile Allah'a yakardığımızda sesimizi ne yüksek, ne de alçak tutmalıyız. Gizli gizli, boyun bükerek, sessizce, ürpererek, samimiyetle, şuurlu olarak Allah'a dua etmeliyiz. Dua edenin muhsin olması da duanın sonuç vermesi için şarttır.

"Rabbinize yalvara yakara gizlice dua edin. 0, sının aşanları sevmez. Yeryüzünde ıslah edildikten sonra, bozgunculuk yapmayın. Allah'a korku ve ümit ile dua edin. Allah'ın rahmeti iyi kimselere yakındır" (7/Araf, 55-56).

Duaları kabul edip etmemek, Allah'ın kontrolündedir. O, kendisine samimice, doğru ölçüler içinde yönelenleri geri çevirmez.

"Rabbiniz şöyle dedi: 'Bana dua edin. Size cevap/karşılık vereyim. Bana kulluk etmekten büyüklenenler, zillet içinde cehenneme gireceklerdir" (40/Mümin, 60; Ayrıca bkz, 2/Bakara, 152. 186).

"De ki: İster Allah diyerek dua edin. İster Rahman diyerek. Hangisi ile dua ederseniz edin, çünkü en güzel isimler O'nundur. Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma! İkisinin arasında bir yol tut" (17/İsra, 110).

Allah'tan yardım istemeyi hak etmek gerekir. Bunun için Rabbe dua, kuru kuruya değil, namaz ile daha anlamlıdır. Duada sabırsızca sonuç istemek de doğru değildir. Bir işin başında yapılan dua, Rabbimizden destek almak içindir, Fakat sonuç isteyen dualar, yapılacak hiç bir şey kalmadığında, elden gelen bütün gayretler sarf edildiğinde, bütün olanaklar infak edilerek yapılmalıdır. Sabır; bıkmamak, usanmamak, sebat göstermek, inançlarımızın asli eksenini eylemlerimizin sıhhatini bozmamak, acele etmemektir. Oysa aceleci yaratılmış olan insanoğlu maalesef, bir şeyin hemen olmasını istemektedir. Her şeyi bir ölçüye göre yaratan Allah, dualarımıza da bir ölçü ile cevap verecektir. Aşağıdaki ayet, bu ölçülerden sabır ve namaza değinmektedir.

"Ey inananlar, sabır ve salat (namaz) ile Allah'tan yardım dileyin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir" (2/Bakara, 153; Ayrıca bkz. 2/Bakara, 45).

Allah'tan başkasına kul olmamayı ideal edinen biz müminler için hayalini kuracağımız şeyleri, tüketim tanrısı değil inançlarımız belirler. Bu inançlar ise dünya ile kayıtlı, sınırsız tüketim çılgınlığının neden olduğu hayalperestliğe engeldir.

Hayat içerisinde başaramadığımız kısa ve uzun vadeli hayallerimizi gerçekleştirmek için Rabbimizden yardımı, dua ile isteriz. Dua; elde olmayan imkanların, maruf isteklerimizin Allah'tan yardım dileyerek O'na dayanmak suretiyle gerçekleşeceğine dair ümidimizi korumaya yarar.

Seminer programı İmdat Akdal taraından yapılan dua ve sorulan sorunların cevaplanması ile sona erdi.

akhisar-20130421-1.jpg

akhisar-20130421-3.jpg

HABERE YORUM KAT