Akhisar'da ''Hz. Davud'' Kıssası Anlatıldı

01.04.2012 13:49
Akhisarda Hz. Davud Kıssası Anlatıldı
Akhisar Özgür-Der temsilciliğinde düzenlenen seminer programında Emine Düzgün ''Hz. Davud'' kıssasını işledi.

Kur'an'daki kıssalar ve amaçları hakkında kısa bir giriş konuşmasıyla başlayan seminerde Emine Düzgün özetle şunları anlattı:

Kur’an’ı Kerim, Hz.Davud’un kimliği ve kişiliği hakkında muhataplara detaylı bir bilgi vermemektedir. Bu hususta Tevrat kitaplarından detaylı bilgiler edinebilmekteyiz. Hz.Davud’un hayatı, Tevrat’ın Rut, I.Samuel, II.Samuel, I.Tarihler, ve I.Krallar kitaplarında detayları ile yer almaktadır.

Rut kitabında anlatılan ve Hz. Davud’un soyundan birine ait kıssa içersinde, Davud’un nesebi, on kuşak evveline kadar sıralanmaktadır. “Peres'in soyu şöyledir: Peres Hesron'un babası, “ “Hesron Ram'ın babası, Ram Amminadav'ın babası,” “Amminadav Nahşon'un babası, Nahşon Salmon'un babası,“ “Salmon Boaz'ın babası, Boaz Ovet'in babası, “ “Ovet İşay'ın babası, İşay/Yesse de Davud'un babasıdır. “ (Tevrat; Rut, 4/18-22)

Davud’un(a.s) babası olan Yesse, Kenan bölgesi sınırları içersinde ve Yaruşalim’e(Kudüs) çok yakın olan Beyt Lehem şehrinde ikamet etmekteydi.

Bilindiği gibi “Arz-ı Mev’ud” Yeşu peygamber önderliğinde fethedildiğinde Yehova’nın emri ve Hz. Musa’nın talimatları doğrultusunda, ele geçirilen “Arz-ı Mev’ud” İsrail oğullarının on iki sıbtına taksim edilmişti. Bu taksimde Yahuda sıbtına düşen yerler arasında Kudüs(Yeruşalim) ve çevresindeki Beyt Lehem de vardı. Yahuda oğulları sıbtından olan Davud’un babası Yesse de, Kudüs yakınlarındaki kendi sıbtına ait Beyt Lehem’de yerleşmişti.

Çiftçilikle geçinen Yesse’nin, sekiz oğlu vardı. Tevrat, Davud(a.s) ve ailesini şöyle tasvir etmektedir. “Davud Yahuda'nın Beytlehem Kenti'nden Efratlı Yesse adında bir adamın oğluydu. Yese’nin sekiz oğlu vardı.” (Tevrat; I.Samuel, 17/12)

Hz. Davud İsrail oğulları kıralı olan Saul’ün (Kur’an kıssasında Talut olarak geçmektedir) yanında silahşor olarak görev aldığı sıralarda tahminen 20 yaşlarında bir delikanlıdır.

Babasının sekiz çocuğundan en sonuncusu olan Davud; ailesinin sürülerini gütmekte olan bir çobandır. Yani Kral Talut’un yanına iyi bir silahşor olarak girdiğinde bile asıl işi çobanlık olan bir gençtir. Soylu bir aileden gelmemektedir, çok iyi bir eğitim almamıştır, dışarıdan bakıldığında vasıfsız ve hor görülebilecek konumdadır.

Nitekim Talut zamanındaki peygamber olan Samuel peygamber Davud’u kral olarak mesh ederek kutsamaya geldiğinde; Davud’un babası yedi oğlunu göstermiş ancak çobanlık yapan Davud’u hem çoban hem çok genç olması hasebiyle Samuel peygambere göstermeyi aklına bile getirmemişti. “(Samuel peygamber) Sonra (Davud’un babası) Yesse, "Oğullarının hepsi bunlar mı?" diye sordu. Yesse, "Bir de en küçüğü var" dedi, "Sürüyü güdüyor.”

İsrail oğullarının Filistinlilerle olan savaşı başlamadan önce savaş meydanına babasının isteği ile ağabeylerine bakmak için gelen Davud’un, ağabeyi tarafından aşağılanma cümleleri onun ne kadar değersiz, hor görülen bir konumda olduğunu göstermektedir.“Ağabeyi Eliav Davut'un adamlarla konuştuğunu duyunca öfkelendi. "Ne işin var burada?" dedi, "Çöldeki üç beş koyunu kime bıraktın?”

Babasının isteği üzerine savaş meydanına gelen Davud’un “Kenan” topraklarındaki putperest Filistinlilerin ünlü silahşoru Golyat’a (Kur’an’ı Kerim’deki Talut kıssasında ismi Calut olarak geçmektedir) meydan okuduğunda önce İsrail oğullarının askerleri sonra kral Talut onu önemsemez.“Davut, Saul'a (Talut), "Bu Filistinli yüzünden kimse yılmasın! Ben kulun gidip onunla dövüşeceğim!" dedi. Saul, "Sen bu Filistinliyle dövüşemezsin" dedi, "Çünkü daha gençsin, o ise gençliğinden beri savaşçıdır."

Bütün hor ve basit görülmelere rağmen Davud’un kendine olan güveni ve bu iddialı konumuna gelmedeki, basit görülecek çabaları, hedeflerine ulaşmak için gayret gösterenler, azimle çabalayanlar için bir örneklik teşkil etmektedir. “Ama Davut, "Kulun babasının sürüsünü güder" diye karşılık verdi, "Bir aslan ya da ayı gelip sürüden bir kuzu kaçırınca, peşinden gidip ona saldırır, kuzuyu ağzından kurtarırım. Eğer aslan ya da ayı üzerime gelirse, boğazından tuttuğum gibi vurur öldürürüm. Kulun aslan da, ayı da öldürmüştür. Bu sünnetsiz Filistinli de onlar gibi olacak. Çünkü yaşayan Tanrı'nın ordusuna meydan okudu.Beni aslanın, ayının pençesinden kurtaran RAB, bu Filistinlinin elinden de kurtaracaktır." Saul, "Öyleyse git, RAB seninle birlikte olsun" dedi.”

Hz. Davud’un, Kral Talut’a verdiği bu muhteşem cevapta; hem kendine güveni, hem çok iyi silahşorluğunun hazırlık aşamasının izahı ve hem de Allah adına onun dinini ikame etme gayretinin ipuçları bulunmaktadır.

Hz. Davud, putperest Calut’la savaşmadan önce savaşçı gücünün ve bu gücün dayanağını şöyle belirtmektedir. Hem iyi silahşordur hem Allah’a güvenmektedir hem bir inanç(Tevhid) uğruna savaşmaktadır. Yani hem tedbir hem tefekkür hem ideal hem de tevekkül hepsi bir arada bulunmaktadır.

Hz.Davud’un bu tedbir, tefekkür, ideal ve tevekkülüne karşılık aynı dine mensup İsrail oğullarının; putperest Filistinli Calut’u (Golyat) gördüklerinde onun zırhları, ünü ve savaş tekniğinin propagandası karşısında nasıl bir tavır aldıklarına bir bakın! “Gatlı Filistinli, Golyat (Talut) adındaki dövüşçü Filistin cephesinden ileri çıkarak daha önce yaptığı gibi meydan okudu. Davut bunu duydu. İsrailliler Golyat'ı görünce büyük korkuyla önünden kaçıştılar ve çok korktular."

İmanın mertebeleri var mı derseniz işte size örneği! İmanı çok güçlü bir çoban ve üstelik çok genç yani tecrübesiz, üstelik Kral Talut hariç kimse ona ve onun putperest Calut’u yeneceğine inanmıyor. Arkasında ona dayanak olacak güçlü bir topluluk yok. Ama karşısında her türlü savaş donanımına sahip, çok güçlü bir savaşçı ve şöhreti yani propagandası ve onun haricinde arkasında rakibini alt edeceğine inanmış putperest Filistinliler ordusu olan Calut (Golyat)var.

Talut bu çetin şartlarda çaresiz kaldığından dolayı Davud’un savaşmasına razı olur. Onu meydana sürerken de kendi savaş giysileri ile onu techiz etme gayretine rağmen, Davud’un üzerine istemeden giydiği bu savaş giysileri de onun üstüne oturmaz. Çünkü o, silahşor savaşına uygun yetişmiş bir savaşçı değildir. O bir çobandır!.. " Saul, "Öyleyse git, RAB seninle birlikte olsun" dedi. Sonra kendi giysilerini Davut'a verdi; başına tunç miğfer taktı, ona bir zırh giydirdi. Davut giysilerinin üzerine kılıcını kuşanıp yürümeye çalıştı. Çünkü bu giysilere alışık değildi. Saul'a, "Bunlarla yürüyemiyorum" dedi, "Çünkü alışık değilim." Sonra giysileri üzerinden çıkardı.”

Silahşorlar savaş meydanına çıkmıştı. Meydanın bir cephesinde tam savaşçı donanımıyla putperest Calut diğer cephesinde elinde sapan ve beş adet taş olan Müslüman Davud…. Tam bir orantısız güç!..

Calut’a bir bakın! Heybetine, teçhizatına, insanların ona güvenli bakışlarıyla manevi desteğine… “Filistin ordugâhından Gatlı Golyat (Talut) adında usta bir dövüşçü ortaya çıktı. Boyu altı arşın bir karıştı. Başına tunç miğfer takmış, pullu bir zırh kuşanmıştı. Tunç zırhın ağırlığı beş bin şekeldi. Baldırları zırhlarla korunmuştu. Omuzları arasında tunç bir pala asılıydı. Mızrağının sapı dokumacı tezgâhının sırığı gibiydi. Mızrağın demir başının ağırlığı altı yüz şekeldi. Golyat'ın önü sıra kocaman kalkanını taşıyan bir adam” yürüyordu.

Calut’un bu muazzam görünüşünün aksine, Davud’un üstünlük arz edecek bir durumu yoktu. Tamamen kendisi de görünüşü de bir çoban olan bir silahşor!.. “Değneğini alıp dereden beş çakıl taşı seçti. Bunları çoban dağarcığının cebine koyduktan sonra sapanını alıp Filistinli Golyat'a (Calut) doğru ilerledi.”

Karşısında ummadığı bir savaşçı profili bulan Calut, Hz. Davud’un bu çoban haliyle alay edip onu küçümseyerek kendi alıştığı ve düzenli silahşor taktiği ile savaşarak karşı karşıya gelmelerini teklif etti. Tabi bu tamamen tuzaktı. Güçler dengesi olarak orantısız bir güç dengesi vardı ve güçlü konumda olan Calut, Davud’un kendisi gibi onun istediği taktikle mücadele etmesini istiyordu.

İşte Hz. Davud’un, kendisine göre orantısız güç sahibi Calut karşısındaki üstün konumu bu aşamada başlamıştır. Hz. Davud kendine güvenmektedir, iyi de bir silahşordur, İman ettiği Allah da onun yanındadır ancak şartları kendi değerlendirerek, kendi istediği ortamda savaşmak ve rakibi Calut’un zayıf noktalarını tespit etmek zorundadır. Onu güçlü kılacak olan keyfiyet de budur.

Allah’ın takdiri ile ferasetle “Allah’ın Nuru”yla baktığı için istediği gerçekleşmiş ve Calut’un zayıf tarafını yakalamıştır. Elindeki silahı ona göre kullanacak ve onu tam zayıf yerinden vuracaktır. Yani silahını da hedefini de küçümsememektedir. Ancak iyi yere nişan almalı hedefi vurmalıdır ki üstün gelsin. İşte tedbir, tefekkür, ideal  ve tevekkül’ün; Allah tarafından takdir edilen sonucu!.. “Elini dağarcığına sokup bir taş çıkardı, sapanla fırlattı. Taş Filistinlinin alnına çarpıp saplandı. Filistinli yüzükoyun yere düştü. Böylece Davut Filistinli Golyat'ı(Calut) sapan ve taşla yendi. Elinde kılıç olmaksızın onu yere serdi. Sonra koşup üzerine çıktı. Golyat'ın kılıcını tutup kınından çektiği gibi onu öldürdü ve başını kesti. Kahraman Golyat'ın öldüğünü gören Filistinliler kaçtılar.”

Davud(a.s) otuz yaşında iken tüm İsrailoğulları’nın Krallık tahtına oturur. Tevrat, Davud’un(a.s) krallığını iki kısma ayırarak sürelerini bildirir. Buna göre Hebron(El-Halil)de 7 yıl ve Yeruşalim(Kudüs) de ölene kadar 33 yıl olmak üzere her iki krallıkta toplam kırk yıl krallık yaptığı tescil edilmektedir. “Davud otuz yaşında kral oldu ve kırk yıl krallık yaptı.” “Hebron'da yedi yıl altı ay Yahuda'ya; Yeruşalim'de otuz üç yıl bütün İsrail'e ve Yahuda'ya krallık yaptı.” (Tevrat; II.Samuel, 5/1-5)

Kur’an’ı Kerim, Hz.Davud’un krallığı hakkında detaylı bir bilgi vermezken onun Askeri ve idari konumu hakkında bazı bilgiler vermektedir. “Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiş; ona hikmet ve güzel konuşma vermiştik.” (38/Sad suresi/20)diyerek hükümranlığının büyük olduğunu bildirmektedir. Bu hükümranlığı elde etme ve sürdürmede savaş sanatını en güzel şekilde uyguladığına dair ipuçları da vermektedir. Buna göre Hz. Davud Askeri sahada üstünlüğünü zırh sanatını savaş stratejisinde en güzel şekilde uygulayarak düşmanlarına galip gelebilmiş ve geniş bir coğrafyada hâkimiyet teessüs edebilmiştir. “Ona, savaş sıkıntılarınızdan sizi koruması için zırh yapmayı öğrettik. Artık şükredecek misiniz?”(21/Enbiya suresi/80) “Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik… Ona demiri yumuşattık.” (34/Sebe suresi/10) 

Hz. Davud’un krallığının üstün yanları:

a-Askeri yönü

Kur’an’da belirtilen “demiri yumuşattık” ifadesi Tevrat metinlerindeki anlatımlarla pekiştirildiğinde Hz. Davud’un zırh ve silah yapımında nasıl bir strateji izlediğini daha iyi anlamak mümkün olmaktadır.

Kral Talut zamanında baş gösteren savaş araçları ile ilgili ihtiyaç gittikçe büyüyordu. Çünkü bedevi bir toplum olan İsrailoğulları sanat sahibi değildiler. Sanatkâr olan toplum Filistinlilerdi ve savaş araç ve gereçlerini onlar maharetle üretiyorlardı. Bu hususta Tevrat’ta yer alan malumat şöyledir: “Bütün İsrail ülkesinde bir tek demirci yoktu. Filistliler, "İbraniler kılıç, mızrak yapmasın" demişlerdi.” ” Bu nedenle bütün İsrailliler saban demirlerini, kazma, balta ve oraklarını biletmek için Filistliler'e gitmek zorundaydılar.” ” Saban demiriyle kazmanın bileme fiyatı, şekelin üçte ikisi kadardı. Beller, baltalar, üvendireler için istenilen fiyat ise şekelin üçte biriydi.” ” İşte bu yüzden, savaş sırasında Saul ile Yonatan dışında, yanlarındaki hiç kimsenin elinde kılıç, mızrak yoktu.” (Tevrat; I.Samuel, 13/19-22)

Hz. Davud’un savaştığı Calut’u(Golyat) anlatan tasvirlerde savaştaki demirden yapılan zırhların nasıl kullanıldığı ve savaşçılara nasıl üstünlük verdiğini fehmetmek mümkündür. “Başına tunç miğfer takmış, pullu bir zırh kuşanmıştı. Tunç zırhın ağırlığı beş bin şekeldi.” “Baldırları zırhlarla korunmuştu. Omuzları arasında tunç bir pala asılıydı.” “Mızrağının sapı dokumacı tezgâhının sırığı gibiydi. Mızrağın demir başının ağırlığı altı yüz şekeldi. Golyat'ın önüsıra kocaman kalkanını taşıyan bir adam yürüyordu.” (Tevrat; I.Samuel, 17/5-7)

İşte savaştaki zırh ve savaş araçlarının konumunu iyi gören Hz. Davud Allah’ın inayetiyle bu sahada ilerleme sağlayarak askeri bakımdan üstünlüğünü pekiştirmiştir. Hz. Davud’un Zırh ve diğer savaş araçları yapımı için yaptıkları şöyle anlatılmaktadır.“Ammon Kralı'nın başındaki tacı aldı. Değerli taşlarla süslü, ağırlığı bir talant altını bulan tacı Davud'un başına koydular. Davud kentten çok miktarda mal yağmalayıp götürdü.” “Orada yaşayan halkı dışarı çıkarıp testereyle, demir kazma ve baltayla yapılan işlerde, tuğla yapımında çalıştırdı. Davud bunu bütün Ammon kentlerinde uyguladı.” (Tevrat; II.Samuel, 12/30-31) 

b-idari yönü:

Krallığının hâkimiyetini sağlamak ve pekiştirmek için askeri bakımdan savaş aletleri yapım sanatını icat eden ve geliştiren Davud(a.s); idari bakımdan da iyi bir teşkilatlanma sağladığı gözlemlenmektedir. Tevrat Davud krallığının idari yapısını şöyle beyan etmektedir: “Bütün İsrail'de krallık yapan Davud halkına, doğruluk ve adalet sağladı.” “Seruya oğlu Yoav ordu komutanı, Ahilut oğlu Yehoşafat devlet tarihçisiydi.” “Ahituv oğlu Sadok'la Evyatar oğlu Ahimelek kâhin, Seraya yazmandı.” “Yehoyada oğlu Benaya Keretliler'le Peletliler'in komutanıydı. Davut'un oğullarıysa kâhindi.” (Tevrat; II.Samuel, 8/15-18; I.Tarihler,18/14-17)

Kur’an’ı Kerim Hz. Davud’un krallığını tanımlarken hem askeri hem yönetim açısından üstün özelliklere sahip olduğunu vurgulamaktadır. Askeri sahada savaş sanatının gerekleri olan savaş araç ve gereçleri ve ordunun tanzimini gerçekleştiren Davud(a.s), yönetiminin ayakta kalması için adaleti tesis edecek sistemi kurmuştur. Bunun için yönetimin idari teşkilatlanmasını en ideal şekilde gerçekleştiren Hz. Davud, bu mekanizmanın Allah’ın istediği ölçüde çalışmasını temin için adalet’i yerine getirmeye dikkat etmekteydi. ““Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır.” (38/Sad suresi/23)

İşte adaleti yerine getirmede Hz. Davud’un örnekliği Kur’an’da şöyle kıssa edilmektedir: “(Ey Muhammed!), Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mâbedin duvarına tırmanmışlardı. “ “Davud'un yanına girmişlerdi de Dâvud onlardan korkmuştu. "Korkma! Biz birbirine hasım iki davacıyız, aramızda adaletle hükmet, haksızlık etme; bize doğru yolu göster" dediler.“ “(Onlardan biri şöyle dedi:) Bu, kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken "Onu da bana ver" dedi ve tartışmada beni yendi.”  ” Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu, birbirlerinin haklarına tecâvüz ederler. Yalnız iman edip de iyi işler yapanlar müstesna. Bunlar da ne kadar az! Dedi. Davud, kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.”   “Sonra bu tutumundan dolayı onu bağışladık. Kuşkusuz yanımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır.” “Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.” (38/Sad suresi/20-24)  Davacılar kıssası hakkında tefsirlerde ve tevrat'ta tasvi edemiyeceğimiz bir çok bilgi rivayet bulunmaktadır.Kanaitimize göre bu kıssadaki davacıların birini dinlemeden hüküm vermesi nedeniyle Hz. Davut eleştirilmektedir.Seyyid kutub ve M. İslamoğlu'da bu kaanattedir.

Seminer soru cevap kısmından sonra sona erdi.

emine_duzgun-20120401-02.jpg

emine_duzgun-20120401-03.jpg

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim