1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Akhisar Özgür-Der'de 'Kudüs'ün Tarihi ve Önemi' Konusu İşlendi
Akhisar Özgür-Der'de 'Kudüs'ün Tarihi ve Önemi' Konusu İşlendi

Akhisar Özgür-Der'de 'Kudüs'ün Tarihi ve Önemi' Konusu İşlendi

Dernek Salonunda 2017 yılının son seminer programında Ünal Öz,'Kudüs'ün tarihi ve önemi' sunumunu gerçekleştirdi.

31 Aralık 2017 Pazar 04:30A+A-

Ünal Öz, özetle şu hususlara değindi;

"Vahyi işaretlerin ve armağanların taşıyıcısı olarak bilinen bu belde, Hac mahalli olarak Hz. İbrahim ve oğlu tarafından inşa edilen Mescid-i Haram (Kabe)'ın (İsra, 17/1) son kıble mahalli kılındığı zamana kadar bütün mü'minlerin namazlarında yöneldikleri kıblegahlarıydı. Ancak Hz. Muhammed'in Medine'ye hicretinden sonra kıblenin Mekke'deki Kabe'ye yöneltilmesi, vahyi işaret ve armağanlarıyla, manevi, tarihi ve stratejik değerleriyle Kudüs'ün önemini neshetmemektedir. Bu nedenledir ki son nebi ve rasul olan Hz. Muhammed'in, kuşatmalar altında yaşadığı Mekke'den, cahili kuşatmanın en çok azgınlaştığı günlerde bazı alametleri (min ayatına) görmesi için çevresi mübarek kılınmış (ellezi barekna havlehu) Mescid-i Aksa'ya müciz bir gece yolculuğu ile götürülerek şereflendirilmesi, Kudüs'ün Müslümanlar açısından önemini açıkça ortaya koymaktadır. Rasulullah (s)'a en zor günlerinde Rabbimizin sunduğu bu gaybi yardımın sergilendiği mahal, ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'nın (Uzak Mescid) bulunduğu Kudüs şehri olmuştur. İbrahim peygamberden bu yana Kudüs'ün bilinen değeri böylece son peygamber Muhammed ismiyle de perçinlenmiştir. Kudüs Hz. İbrahim'den bu yana tevhid dininin en belirgin taşıyıcı mahalli ve peygamberlerin vatanı olmuş; vahyi alametlerle değeri yükseltilmiş ve ilk kıblemizin çevresi mübarek kılınmıştır.

Kudüs Hz. İbrahim'in hanif yolunu takip eden müminlerin mübarek mirasıdır.

Kudüs Hakkında İlk Bilgiler

Kudüs, her zaman Nuh peygamberin üç oğlundan birine dayandığı kabul edilen Sami kavimlerin gündeminde olmuş bir şehir. Ken'anlılar, Ugaritler, Fenikeliler, İsrailliler, Amalikalılar, Süryaniler, Araplar vd. bu büyük ailenin farklı kavimlerini ifade etmektedir. Kudüs'ün şimdiki adıyla anılmaya başlaması M.S. 9. yüzyılın ortalarına rastlar. "Kudüs", bereket demektir; ayrıca mübarek, mukaddes, tahir ve temiz anlamlarına gelir. Kudüs'e İslam'ın ilk yıllarında daha ziyade Beytu'l Makdis ya da Mescid-i Aksa denilmekteydi. "Beytu'l Makdis" Kudüs kelimesiyle aynı kökü paylaşmaktadır. Dolayısıyla Beytu'l Makdis bereketli, temiz, mübarek ve mukaddes ev (mescid) anlamlarına gelmektedir.

Eski kaynaklarda İlya, Bethammikdas, Beytu'l Makdis, Jeruselam, Urisalim, El-Kudüs isimlerini de alan Kudüs'ün bulunduğu bölge M.Ö. ilk dönemlerde Kenan ülkesi olarak bilinirdi. Bu bölgeye M.Ö. XII. yüzyılda göç eden eski deniz kavimlerinden olan Filistler'in yerleşmesiyle bölge o tarihten itibaren genellikle Filistin olarak anılmaya başlanmıştır. Filistin coğrafyası 4-5 bin yıl önceden bu yana sürekli olarak Sami kavimlerin göçlerine tanıklık etti. Kudüs şehrinin ilk olarak Kenanlılar'ın bir kolu olan Yabuslar veya Yabüsiler tarafından kurulduğuna dair eski metinlerde rivayetler bulunmaktadır. Kudüs'e M.Ö. 2000 yıllarında yerleşen Yabusilerin Kidron nehrine dökülen bir su kaynağını barajla tutmak için yaptıkları su nakil kanalı o döneme işaret eden tarihi bir kalıntıdır. Hz. Musa'nın İsrailoğulları'nı Kenan toprağına/Filistin'e götürmeden önce Maide Süresi'nin 12. ayetinde zikredilen İsrailoğulları'ndan 12 kişi öncü olarak söz konusu beldeye gönderilmişti. M.Ö. XIII. Yüzyıla doğru Ken'an iline yerleştikten sonra bir İsrail halkından söz açma olanağı doğmuştur. Bu halkın erken tarihi hakkında Kitab-ı Mukaddes metinleri dışında hiçbir belge mevcut değildir. Filistin'de ilk İsrail devletinin Saul (Talut) tarafından kurulduğu ve yerine de Hz. Davut'un geçtiği rivayetleri vardır.

Kitab-ı Mukaddes analizlerinden ise şu sonuç çıkmaktadır: Hz. Davut Mısır ve Babil arasındaki kuvvet dengesinden ustaca yararlanıp Filistin ve Girit askerlerinin başına geçerek Kenan ilinde hakimiyet kurdu ve Kudüs'e yerleşti. Davut hiçbir zaman ülkesinde kavmi ayrımcılık yapmadı.

Hz. Davut vefat ettiğinde yerine Hititli bir kadından doğan oğlu Süleyman geçti. Süleyman Peygamber'in Kudüs'te cinlerin yardımıyla da büyük bir Mescid (Süleyman Mabedi) yaptığını vahyi metinlerden biliyoruz. Hz. Süleyman'dan sonra hakimiyet Kuzey İsrail ve Güney Juda olarak bölündü. Kudüs, Juda'da kaldı. M.Ö. 721'de Suriyeliler İsrail'i işgal ettiler. M.Ö. 587'de ise Juda, Babillilerin eline geçti, Süleyman Mabedi yıkıldı ve Yahudiler Babil'e sürüldü. M.Ö. 538'de Kudüs bu sefer Perslerin eline geçti ve Persler Yahudilerin yeniden buraya dönmelerine, eski mabedlerini ve şehir surlarını inşa etmelerine müsaade etti. Bölge ve şehir M.Ö. 332 yılında Mekedonya kralı İskender tarafından işgal edildi. Daha sonra Filistin ve Kudüs, Roma İmparatorluğunun hakimiyetine girdi. Ancak Yahudiler'in M.Ö. 138 yılında Roma İmparatorluğu'na karşı başlattıkları isyan Bizanslı komutan Hadrian tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Klasik tarih anlatımına göre Hadrian M.Ö. 135'te Süleyman Mabedi / Beytu'l Makdis kalıntılarını tamamen ortadan kaldırarak yerine Jüpiter adına bir tapınak yaptırdı. Yahudiler M.Ö. 66 yılında ikinci kez ayaklanınca bu defa Bizans Kralı Titus, ayaklanmayı bastırdı ve Yahudileri Kudüs'ten uzak coğrafyalara sürdü. Bu iki ayaklanma arasına tekabül eden tarihlerde Zekeriya Peygamber Kudüs'te yaşamış, akrabası olan Hz. Meryem'in annesi de bu şehirde dünyaya gelmiştir.

Kudüs ve Filistin tarihi hakkındaki bilgilerimizi efsanelerden ayıklayarak değerlendirdiğimizde, karşımıza en önemli kaynak olarak tabii ki vahiy bilgisi çıkacaktır. İkinci önemli kaynak arkeolojik bulgulardır. Vahyi bilgi ve arkeolojik bulgularla test edilmesi şartıyla yararlanılabilecek üçüncü kaynak ise tarihi rivayetlerdir.

Bugün Siyonist işgal altında bulunan Kudüs, tüm Müslümanların kanayan yarasıdır. İslam coğrafyasının diğer bölgelerinde de kalbimizi ve kimliğimizi yaralayan emperyalist işgal, sömürü ve işbirlikçi yönetimler tarafından kurumlaştırılan zulüm devam ederken Kudüs niçin öncelikli gündemimiz haline gelmektedir?

İslami uyanış ve mücadele sürecinde Kudüs'ün değerini önceleyen dinamik bir perspektif ve duruşun dayandığı nedenleri üç şıkta özetleyebiliriz.

a. Dini Neden: Biz Müslümanlar için Kudüs, öncelikle tevhidi mirasımız açısından dini bir öneme haizdir. Kudüs'e ilk kıble makamından ve Süleyman (as) mescidinden kalan ve Mescid-i Aksa olarak şekillenen tevhidi mirasın sahipleri ve onarıcıları cahili şirk değerlerine ve modern hurafelere bulaşmış bağnaz Yahudiler ve Siyonistler olamaz. Allah'ın mescidlerini müşriklerin imar edemeyeceğinin vahyi bildirimi dolayısıyla da bu tevhidi değerlere varis olamayacakları gerçeği, bu mescidleri işgal altında tutan müşriklere karşı tüm Müslümanlara ibadi görevler yüklemektedir.

b. Stratejik Neden: Kudüs'ü ve Filistin'i işgal ederek İslam coğrafyasının en dinamik, birikimli ve imkanlı İslami uyanış ve muhalefet potansiyeline sahip olan Ortadoğu'nun kalbine emperyalizmin ileri karakolu olarak saplanan Siyonist İsrail Devleti, hem Siyonist emperyalizmin hem kapitalist yayılmacılığın bölgemizdeki stratejik saldırı ve denetim üssü haline getirilmiştir. Uluslararası istikbarın bölgemize biçtiği statüko ve başta İsrail olmak üzere ABD İmparatorluğu'nun askeri üsleri aynı zamanda bölgemizdeki işbirlikçi ve kukla iktidarların en önemli güvencesini oluşturmaktadır. Ve artık çift kutuplu dünyadan, ABD İmparatorluğu'nun tek kutuplu küresel hakimiyeti altına giren dünyamızda, Müslümanlar nitelikli ve bağımsız nicel imkanlar kazandığında veya ABD'nin işbirlikçisi yerli istibdatları geriletmeye başladığında karşılarında ilk olarak İsrail'i ve gerekirse ABD müdahalesini bulacakları ve buldukları açıktır. Çünkü İsrail batılı emperyalist devletler tarafından bölgeye yerleştirilirken, bölge siyasetinde en büyük rolü oynaması için biçimlendirilmiştir.

c. İnsani Neden: Müslümanlar bir insanın adaletsiz bir şekilde öldürülmesini tüm insanlığın öldürülmesine eşit gören bir Kitab'ın bağlılarıdır. O Kitab ki mü'minleri bir zulme ve saldırıya uğradıklarında birlik olup karşı durmaya davet etmektedir (Şura, 42/39). Siyonist işgal altındaki Filistin ve Kudüs'te Müslüman ve Hıristiyan Filistinlilere karşı işlenen cinayetler her insanın kanını donduracak fotoğraflar oluşturmaktadır. Filistin'de uluslararası istikbar ve gönüllü tetikçi Siyonistler tarihe ve insanlığa karşı her geçen gün zihinlere kazınan vahşet sahneleri oluşturuyorlar. İnsan onuru ve bilinci taşıyan herkes bu vahşete karşı çıkmalıdır.

Kudüs tarihin kalbidir. Çünkü Kudüs'süz bir tarih, Kudüs'süz bir din, Kudüs'süz bir mücadele ve Kudüs'süz bir gelecek bizim için söz konusu olmayacaktır. Ve şehid analarının diyarı, yiğit çocuklarımızın ve tevhidi mirasımızın mekanı Kudüs kalbimizin yarası olmaya devam etmektedir."

Sunum sonrası, Ridley Scott'un yönetmenliğini yaptığı "Cennetin Krallığı"Filmi hakkında Ali Soylu tarafından verilen kısa bir bilgi sonrası katılımcılarla birlikte seyredildi ve değerlendirildi.

HABERE YORUM KAT