1. HABERLER

  2. HABER

  3. Akdoğan: Olayların Arkasında Öcalan Var
Akdoğan: Olayların Arkasında Öcalan Var

Akdoğan: Olayların Arkasında Öcalan Var

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, çözüm sürecinde sonuca ulaşmak için hükümetin kararlı olduğunu belirterek "Ama Kobani bahanesiyle bir türbülans oluşturuldu" dedi.

A+A-

Kobani olaylarından sonra "donduğu" belirtilen Çözüm Süreciyle ilgili açıklama yapan Yalçın Akdoğan, olaylardan Öcalan'ın sorumlu tuttu. Akdoğan, olayların arkasında Öcalan'ın olduğunu savundu.

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, "Gelinen noktada gördük ki Kobani olaylarıyla burada bir ayak direme durumu var. Nihai sonuca ulaşma konusunda hükümetin bir kararlılığı var. Ama bir yanda Kobani bahanesiyle bir türbülans oluşturuldu" dedi. 

CNN Türk canlı yayınında soruları yanıtlayan Akdoğan, "Çözüm Süreci'nde son durum ne, askıda mı, durdu mu" sorusu üzerine, sürecin devam ettiğini, geçmişten bugüne çok olay yaşandığını ve bugünlere kolay gelinmediğini söyledi. 

"Çözüm Süreci dediğimiz süreç bu kadar kolay bir tarafa savrulacak, bitecek veya askıya alınacak bir süreç değil. Sürecin ruhunu doğru anlamak lazım" diyen Akdoğan, önce "Demokratik Açılım Süreci" adıyla bir dizi çalışma yapıldığını anlattı. 

Akdoğan, "Reşadiye olayı oldu, Oslo süreci yaşandı, Silvan saldırısı oldu. Ne zaman çözüme yaklaşılsa umutlar yeşerse bir provokatif hadise meydana geldi ve süreçler akamete uğradı ama bir şekilde çözüm iradesi devam etti" dedi. 

Sorunların çözümü için geçmişten bu yana birtakım yöntemlerin denendiğini, hükümetin de çok boyutlu ve farklı yöntemleri de devreye katarak meseleyi çözmeye çalıştığını aktaran Akdoğan, "bu sorunlar çözülmesin" denemeyeceğini, meselelerin kendi haline bırakılamayacağını kaydetti. Akdoğan, "bu meseleleri nasıl çözebiliriz" diye başlatılan süreçlerin provoke edildiğini, akamete uğradığını söyledi. 

Süreci zehirleyen hadiseler...

Demokratik açılımdan bu yana, bakıldığında, meselenin demokratik reformlar ve terörün son bulması şeklinde iki boyutu bulunduğunu söyleyen Akdoğan, şöyle devam etti: 

"Terörün son bulması, örgütün bir şekilde silahı bırakmasıydı. Çözüm Süreci'nde bu kısım elbette daha ön planda ve devam eden görüşmelerle bu hedefe doğru yol yürünürken son yaşadığımız hadiseler, 6-8 Ekim olayları, şehirlerin savaş alanına çevrilmesi, yakılması, yıkılması, şiddet, vandalizm ve bunun öncesinde süreci zehirleyen birtakım hadiseler. Haraç alma, adam kaçırma, yol kesme gibi asayiş ve şiddet olayları. Bunlar süreci zaten kırılgan hale getiren konulardı. Üzerine bir de Kobani bahanesiyle yapılan hadiseler çıkınca bir tirbülans yaşandı."

Kobani bahanesiyle ciddi hadiseler yaşandığını, gelinen noktada bir durum değerlendirmesi yapmak gerektiğini, bunun da yapıldığını ifade eden Akdoğan, "Ama Çözüm Süreci'ni başlatan hükümet, hükümetin kararlılığı, sorun çözme konusundaki iradesi ve bu irade, kararlılık varolmaya devam ediyor" diye konuştu.

Bu olaylar sonrasında kamu güvenliği ve düzeni konusunda ilave birtakım tedbirler alınması gerektiğinin ortaya çıktığını anlatan Akdoğan, bu konularda adım atılması için vatandaşlardan talepler geldiğini de söyledi. 

Acziyet görüntüsü oluşmamalı

Bölge halkının devletten kamu düzeni ve güvenliği talep ettiğini aktaran Akdoğan, "Bölgeden gelen milletvekilleri, oda başkanları, STK'lar, medya, görüşmediğimiz neredeyse kimse kalmadı. Hepsinin ortak talebi devlet burada kamu düzeni ve güvenliğini daha fazla sağlamalıdır. Burada bir acziyet görüntüsü oluşmamalıdır. Bölge halkının böyle bir talepte bulunması önemli bir durumdur" değerlendirmesinde bulundu.

"Güneydoğu'da devlet acziyet içinde gibi bir görüntü mü var? PKK yol kesiyor, yerel mahkemeler kuruyor, haraç alıyor gibi iddialar iddia olmanın çok ötesinde ve buna acilen buna son verilmesi mi gerekiyor" sorusuna karşılık Akdoğan, 6-8 Ekim olaylarında esnafın iş yerlerinin yakıldığını, 40 kişinini hayatını kaybettiğini, toplumsal bir gerilim yaşandığını hatırlattı. 

Yalçın Akdoğan, "Şöyle bir kanı yanlış: 'Çözüm Süreci var diye devlet bölgeden tamamen çekildi. Tedbirleri bıraktı' Bu yanlış bir durum. Ama süreci istismar eden birtakım yapıların olduğunu gördük. Terör örgütünün özellikle alan kazanmak için otorite tesis etmek için süreci de suistimal ederek birtakım eylemlerin içerisine girdiğini gördük" diye konuştu.

Bölge halkının talebinin haklı olduğunu, bunun gereğinin yapılacağını kaydeden Akdoğan, şunları belirtti: 

"Biz Kürtlere kimsenin zulmetmesine izin vermeyiz, Kürtleri ezdirmeyiz. Tek bir vatandaşımızın bile kılına zarar gelmesini istemeyiz. Bu çerçevede hangi tedbiri almak gerekiyorsa devlet olmanın gereği burada kamu düzenini ve güvenliğini daha da geliştirmektir. Bunun için birtakım adımlar atılacaktır. Bölgede artık zulmeden kimdir. Eğer bir güvenlik talebi varsa ortada bu halka zulmeden birileri de var. Bu farkındalığın oluşması önemli. Bir tarafta, hizmet eden, yatırım yapan, hak veren, insanları kucaklayan bir devlet mekanizması var, geçmiştekinin tam aksine, öbür tarafta zulmeden, yol kesen, haraç alan, iş makinasını yakan, hizmet götürülmesini engellemeye çalışan bir örgüt var. Bu noktada bir psikolojik kırılma yaşandığını düşünüyorum. Bu konuda da her türlü tedbir alınmak durumundadır. Çözüm Süreci'nde bundan sonra kamu düzeni ve güvenliği konusu daha büyük hassasiyetle gözetilmesi gereken parametre olarak sürece girmiştir ve böyle devam edecektir." 

Çözüm Süreci'nin bundan sonra nasıl yürütüleceğinin sorulması üzerine Akdoğan, süreci başlatan ve sorunu çözmeye çalışanının da kendileri olduğunu, bu konudaki iradelerinin devam edeceğini vurguladı. Yalçın Akdoğan, şunları kaydetti: 

"Ama elbette bu süreçler akşamdan sabaha bitecek süreçler değil. Çok kolay süreçler de değil. Biz bu sürece başlarken, bütün bu sıkıntıların, komplikasyonların yaşanabileceğini elbette hesaba katmak gerekir. Daha önce birtakım süreçler yaşadık ve sabote edildik, birtakım hadiseler meydana geldi. Bizim dışımızda çıkan olaylar olabiliyor, bölgesel birtakım konular olabiliyor, yeni parametreler sürece girebiliyor veya birtakım mihraklar süreci karıştırmak isteyebiliyor, genel siyasi gelişmelere paralel olarak. Bu çerçevede bunlar elbette bundan sonra da olabilir. Sabırlı olmak gerekir. Ama burada çözüm iradesi ve kararlılığı önemlidir. Ama bunu yaparken bir şeyleri feda edelim, kurban verelim, acziyet sergilensin, böyle bir yaklaşım kesinlikle söz konusu olamaz."

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, "Sırrı Süreyya Önder'in, 'eğer süreç ilerlemezse darbe mekaniği devreye girer ve bir tasfiye süreci yaşanır' şeklinde, sizin 'dış mihraklar' değerlendirmenize ve 'süreç hep olumluya evrildiğinde bir görünmez el' referansınıza katkı veren bir değerlendermesi oldu. Siz de böyle bir değerledirme yapıyor musunuz" sorusu üzerine, konuyu hep görünmez bir ele atfetmenin, komplocu davranmanın, yabancı unsurlara bağlmanın çok doğru olmayacağını dile getirdi.

Aktörler belli

Zaman zaman başka dinamiklerin de devreye girebileceğini kaydeden Akdoğan, şunları söyledi: 

"Reşadiye, Silvan saldırısını kim yaptı, örgüt yaptı. Birtakım hadiseler olduğunda, toplumsal tepki meydana getiren birtakım cinayetlerde vesaire örgüt üstlenmiyor, 'diğer unsurlar yaptı' diyor veya başka bir örgüt ismi uyduruluyor. Ama bu olayların içerisinde, o dönemde özellikle örgütün bilinçli bir strateji olarak ayak dirediğini gördük, özellikle Silvan saldırısından sonra. Yani 'biz devrimci halk savaşıyla istediğimize ulaşabiliriz' diye yeni bir stratejiyi devreye koyduğunu, Kandil'in o dönemde ciddi şekilde sabote ettiğini düşünüyordum. Bu gelişmeler, dış dinamikler, bölgesel birtakım gelişmeler vesairenin de birtakım şeyleri tetiklediğini söyleyebiliriz. Bu çerçevede bazı dış kaynaklı manüpilasyonlar olduğu söylenebilir ama neticede aktörler bellidir."

Sürecin aktörlerinin kim olduğunun, görüşmelerin kimlerle devam ettiğinin sorulması üzerine de Akdoğan, demokratik açılım sürecinin bir ayağının demokratikleşme olduğuna vurgu yaparak sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bölgede gelişmelere baktığımızda burada herkes muhataptır ve paydaştır. Yani bölgedeki bütün STK'lar, kim varsa kanaat önderleri, siyasi partiler, bütün bunlar sürecin paydaşıdır ve muhatabıdır. Her bir insanımız burada muhataptır. Ama bir örgütün silah bırakmasından söz ediliyorsa o zaman neticede o örgüt devrededir. Devam eden görüşme trafiği de bunun içerisinde HDP var, İmralıyla görüşmeler var vesaire. Bunun ayrı bir sistematiği var ve bu yürüyordu. 

Ama gelinen noktada gördük ki Kobani olaylarıyla burada bir ayak direme durumu var. Yani anlaşılmış bir konu var, bir nihai çözüme ulaşma, nihai sonuca ulaşma konusunda hükümetin bir kararlılığı var. Ama bir yanda Kobani bahanesiyle bir türbülans oluşturuldu. Hükümet bu noktada 6-8 Ekim tarihinden önce durduğu yerde durmaktadır. "

Olaylardan herkes ders çıkarmalıdır

Akdoğan, olaylardan herkesin ders çıkarması gerektiğine işaret ederek "Büyük yanlışlıklar yapılmıştır. Bir güven sarsılması olmuştur. Yani samimiyet sorgunlanmıştır açıkçası. Ama hükümet durduğu yerde durmaktadır. Herkes üzerine düşeni yapmalıdır" dedi.

Bu noktada genelde "hükümet şunu yapsın, bunu yapsın" sözlerinin bulunduğunu dile getiren Akdoğan, "Peki siz ne yapacaksınız? İşte birinci öncelik burada. Bu asayiş ve şiddet olaylarına tamamen son verilmesidir. Bölgede terör estirilmemesidir. Bu konuda yapmaları gereken 6-8 Ekim olaylarından önce de buydu öncelikli gündem maddesi, bugün de budur. Bunu yapmaları gerekir ve burada onlar yapar veya yapmaz devlet kararlıdır. Kamu düzeni ve güvenliği sağlanacaktır ama burada bu olayları devam ettirmeleri 'ben süreç istemiyorum' anlamına gelir. 'Süreç bitsin' çabası olarak algılanır" diye konuştu. 

"Siz hükümet olarak 6 Ekim öncesindeki noktada durduğunuzu ve Çözüm Süreci'ni devam ettireceğinizi ifade ediyorsunuz. HDP heyeti ile de görüşüyorsunuz. Onlarla son görüşmelerinizde onların durumunu da nasıl görüyorsunuz" sorusu yöneltilen Akdoğan, olayların ardından HDP heyeti ile bir görüşmesinin söz konusu olmadığını bildirdi. 

"Burada yeniden görüşmeyi gerektirecek bir şey var mı? Yani bizimle veya onların İmralı ile görüşmesini gerektirecek yeni bir durum var mı" diye soran Akdoğan, sözlerine şöyle devam etti: 

"Yani daha önce söylenenler bellidir. Gelinen nokta bellidir. Herkes üzerine düşeni yapacak. Siz bu olayları durduracaksınız. Şehir merkezlerinde yol kesme, birtakım olaylar, hadiseler sanki o şehirler düşmüş gibi kimsenin görmediği bir sokakta ellerine alıyorlar bayrakları yüzlerini kapatıp bir cep telefonuyla çekip sanki o şehir işgal altında... Nedir bu? Bu kabul edilebilir bir durum mudur? Bu provokasyonlara son verilmesi gerekiyor. Bunlar Çözüm Süreci'nin ruhuyla bağdaşır şeyler değildir ve bu konuda herkesin üzerine düşmesi yapması gerekiyor ve top o tarafta duruyor. Bunu yapacaklar."

Hep hükümet borçlu. Arkadaş peki siz ne yapacaksınız?

Yalçın Akdoğan, "Bu adımlar atılmadığı sürece yeni görüşmeye ihtiyaç yok mu kısacası" sorusuna şu yanıtı verdi: 

"Öcalan'ın daha önceki söylediklerini yaptılar mı? Yani Öcalanla konuşulan konulardan biri de buydu. Kendileri de biliyor. Yani bu olaylara son verilecekti. Verdiler mi? Daha önceki hangi talimatını yaptılar? Yani Türkiye'yi terk etme, o zamana kadar gidelim, geçen yıl mayıs ayına kadar gidelim. O süreçten sonra ne yaptılar? Hangi adımı attılar? Yani hükümet burada gereken yasayı çıkardı. Bakanlar Kurulu'nun kararını aldı. Bu konuda yapılması gereken tarihi nitelikteki adımı attı. Onlar ne yaptı? Hiçbir şey yapmadı. Böyle bir sahtekarlık olmaz. Herkes üzerine düşeni yapacak. Orada o olaylar devam ettiği sürece, yol kesildiği, haraç alındığı, bölge insanına zulmedildiği sürece, birileri sokaklarda bu tür provokasyonlar yaptığı sürece bu sürece zarar veren bir şeydir ve 'ben bunu istemiyorum' anlamına gelir. Bunlara son verilmesi gerekir. Bizim söylediğimiz budur.

Hep söylediğim gibi bu süreçte biz iyi niyetli olarak kararlı bir irade ortaya koymuş durumdayız ve gerekenleri yapıyoruz. Ama hep hükümetten beklemek... Şimdi bakın saydıkları şeylere. Hep hükümet borçlu. Arkadaş peki siz ne yapacaksınız? Siz kendi yapacaklarınızı bir söyleyin. Hangisini yaptınız? Bu yüzden baskıyı birazcık da öbür tarafa kurmak gerekir diye düşünüyorum."

Psikolojik kırılma isteniyor

Yalçın Akdoğan, bölgede son olaylardan sonra ciddi bir psikolojik kırılma meydana getirilmek istendiğini bildirdi. "Bir göç eğilimi köpürtülüyor" ifadesini kullanan Akdoğan, şöyle devam etti:

"Yani 'sanki biz artık burada yaşayamayız, burada işte ciddi olaylar var. Bizi burada barındırmazlar' gibi bunu pompalamaya başladılar. Normalde bunun adı etnik temizlik olurdu. Ama burada kaçırılmaya çalışılanlar Kürt olduğu için bir sosyopolitik temizlik çabasıdır bu. Yani dönüştüremedikleri Kürtleri bölgeden nasıl kaçırırız, tutunma duygusunu nasıl ortadan kaldırırız? Yani 'biz artık buralarda barınamayız' duygusunu nasıl ortadan kaldırırız? Yani kendinden olmayanlar, iş adamı, STK, parti gibi bakın hedef alınan yerlere... Parti binaları, kendilerine yakın görmedikleri iş adamlarının dükkanları. Kendilerine yakın görmedikleri STK'lar, farklı cemaatler...

Dönüştüremedikleri Kürtleri, kendilerine destek olmayan Kürtleri nasıl buradan kaçırıp türdeş bir topluluk meydana getirebiliriz? Nasıl her şeyi kontrolümüz altına alabiliriz? Şu anda böyle bir eğilim yok ama bölgede bunu bir şekilde pompaladıklarını görüyoruz. Bu son derece yanlış bir şeydir. Biz burada Kürtleri kimseye ezdirmeyiz ve her bir vatandaşımızın hakkını hukukunu koruruz, onların yanında yer alırız."

Ben burada doğrudan Öcalan etkisi olduğunu düşünüyorum

Akdoğan, "böyle bir tabloda görüşmelerin nasıl yapıldığının" sorulması üzerine de ortada bir örgütün bulunduğuna işaret ederek "Elinde silah olan, sağa sola saldıran, birçok olaylara karışmış bir örgüt var. Bu yüzden bu işin çok kolay olmadığı belli" dedi. 

"Öcalan'ı mı dinlemiyorlar acaba?" sözleri üzerine de Akdoğan, şunları kaydetti:

"Tabii bunu da ayrıca konuşmak lazım. Yani Kandil, İmralı, HDP bunların arasındaki çekişmeler var mı yok mu? Kimin dediği oluyor. Kim kimi boşa düşürmeye çalışıyor? Geçenlerde bir programda yani sordular: 'Öcalan hep boşa düşmemek için Kandil bir şey yapıyor, Öcalan da bunların peşine takılıyor, mecburen bir açıklama yapmak zorunda kalıyor.' 

Zaman zaman Öcalan öyle yapıyor olabilir ama ben burada doğrudan Öcalan etkisi olduğunu düşünüyorum. Yani bu olayların bu noktaya gelmesinde. İşte '15 Ekim tarihini zikretmesi, Kobani üzerinden direniş  çağrısı yapması, bu olayları bu tetiklemiştir' dedim. Kıyameti kopardılar. Bunun tersi 'etkisiz elemandır' diye bakmak. Yani Öcalan'ı bir şekilde sanki bir hakaretamiz bir yaklaşım gibi görüyorlar. Oysa onlar da biliyor durumun ne olduğunu, bu eylemlerin nasıl çıktığını, kimin kimi nasıl yönlendirdiğini... Bu yüzden ben şöyle düşünüyorum: Bu tür durumlarda Öcalan'ın 'yani birtakım hadiseler olsun...' Bunu bir dayatma bir baskı aracı olarak kullandığını geçmişte çok gördük. Yani 'hiçbir şey olmazsa ben çok fazla kaale alınmam. Biraz bir şeyler olsun da biraz elim güçlü olsun' gibi yaklaşımlar içine girdiğini gördük. Zaman zaman Kandil'in birtakım farklı yaklaşımlar içine girebildiğini de gördük. Ama burada kontrolden çıkan başka bir durum var. 

Bundan sonra baktı ki HDP'liler çıkmaz bir sokağa girdiler, duvara çarpıp duruyorlar. Onları kurtarmak için bir mektupla onları oradan çıkarmaya çalıştı diye ben düşünüyorum. Ama bu vandalizm, şiddet... Bunun ben çok kendi kendine kontrol dışı bir şey olduğunu da düşünmüyorum. Biraz önce söylediğim yani belli kesimleri bölgeden kaçırma, böyle bir psikolojik iklim oluşturma çabasıyla özellikle bu olayların birtakım kişilere veya kesimlere yöneldiğini de düşünüyorum."

Bakan Akdoğan, "KCK türü yapılanmalar yani bölgede bir paralel otorite tesis etmek, bir oluşum tesis etmek bunların baktığımızda hiçbiri kabul edilemez, hepsi var olan anayasal, yasal sistem içerisinde farklı birtakım devlete paralel oluşumlar oluşturma çabasıdır. Bunların hepsi aynı kefededir ve hiçbiri kabul edilemez" dedi. 

"3 Ocak'ta başlayan Çözüm Süreci'yle diğer süreçleri birbirinden ayırma bağlamında sizin o dönemde yazılarınız vardı. Bu süreç yeni bir süreçtir, paradigma değişmiştir, devlet-Öcalan görüşmelerinde. Bundan sonra şiddet olmayacak, ne kadar az şiddet olursa o kadar çok görüşme olacak şeklinde yaratıcı bir paradigma koymuştunuz. Peki niye değişti bu? Neden şiddet şartlı bir sürece evrildi görüşmeler" sorusu üzerine Akdoğan, geçen yıl Öcalan'ın Nevruz'da verdiği mesajın, bir paradigma değişimini ifade ettiğini belirtti.

Akdoğan, "Yani silahlar sussun fikirler konuşsun. Silah bırakma fikrinin oluşması, bu silah bırakmak kadar önemli bir şeydir. Yani silaha gerek yok. Silah artık bir yöntem olarak kabul edilemez. Silah bırakma fikriyatının oluşması önemli bir merhaledir" diye konuştu.

Akdoğan, şöyle devam etti:

"Bu noktadan da o süreç önemsendi. Bu fikrin gelişmesi... Yani artık demokratik siyasetle bu yöntemle iki farklı kulvar bunlar, iki farklı yöntem. Bunun artık zamanı geçmiştir, diğer yöntem ön planda olmalıdır yaklaşımı. Bu paradigmanın, bu olaylardan, Kobani olaylarından sonra tekrar zorlandığını ve değiştirilmeye çalışıldığını, yani Kandil üzerinden Öcalan'ın geçen yıl ortaya koyduğu paradigmada bir değişiklik zorlaması olduğu kanaatindeyim. Yani tekrar silahı öne çıkaran, silahı devreye alan. Bunun birkaç farklı sebebi var. Bir tanesi bence bölgesel gelişmeler. Yani Irak, Suriye bağlamında yaşanan çalkantı, birtakım örgütlerin ortaya çıkması, bunların birbiriyle mücadele etmesi, silahın tekrar geçer akçe gibi ön plana çıkmaya başlaması, bölgede çok farklı yapıların mücadele etmeleri, toprak kazanmaları, birbirlerini püskürtmeleri, geriletmeleri... Yani bölgedeki mücadelede silahın tekrar ön plana çıkması. Ben bunun kimya bozan bir durum olduğu kanaatindeyim. 

İkincisi tabii burada dış yönlendirmenin, birtakım manipülasyonların da olduğu kanaatindeyim. Yani bu bölgesel gelişmeler bağlamında. Türkiye'yi nasıl baskılarız? Türkiye'nin kendi iradesiyle bu sorunu çözmesini nasıl engelleriz? Bunun gibi farklı kartları kullanmak isteyen yapıların olduğunu da söyleyebiliriz. Onun ötesinde bir de şu var, yani bu Çözüm Süreci'yle bir sonuca ulaşılacak. Bu sonuç nedir? Demokratik bir çözümdür. Bu ulaşılacak demokratik çözümle örgütün Kızılelma'sı, ütopyası, daha önce belirlediği hedefler arasında bir farklılık var. Biz niye bu demokratik çözümü kabul edelim? Biz daha ileri şeylere ulaşabiliriz. Daha önceki süreçlerde işte bu devrimci halk savaşı vesaire orada da aynı şeyi görmüştük. Şimdi siyaset, demokrasi falan biz bunlarla uğraşamayız. Direkt kestirmeden bir neticeye varalım. Bu anlayışın da çünkü insanları dağa çıkmak için motive ettiğiniz, söylediğiniz şeylerle dağdan indirmek için yapacağınız motivasyon aynı değil. Birinde öl, öldür diyorsunuz. Çok ileri şeyler vadediyorsunuz. Öbür tarafta hayatın gerçekleri var. Demokratik siyasetin realitesi var. Makul olan var. O makulle ütopya arasındaki fark elbette bir sıkıntı meydana getiriyor. Bütün bunlar neticesinde örgütün burada su kaynattığını, ayak sürüdüğünü görüyoruz."

Gözlem heyeti kurulacak mı?

"Kamuoyu sizi daha çok Kürt sorunun çözümünde sert demeçleriyle biliyor. Ama siz bu sürecin mimarlarından birisiniz. Tüm bu komplikasyonların önüne geçmek için söylediğiniz çok nitelikli bir değerlendirme var, biz bütün adımları attık, örgüt tarafı adım atmıyor. Bu noktada bir üçüncü göz, bir gözlem heyeti oluşturulup hükümetin ya da HDP'nin ev ödevini yapıp yapmadığı meselesinde neden böyle bir araca müracaat etmiyorsunuz" sorusu üzerine Yalçın Akdoğan, Çözüm Süreci'nin en büyük faydalarından birinin kamuoyunun gelişmesi olduğunu, normalleşmenin bölgede bir kamuoyu oluşturmaya başladığını belirtti.

Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu son olaylardan, yani vandalizm, şiddet olaylarından sonra bunlardan bir ricat yapılması, U dönüşü yapılmasında bir sebep bu toplumsal baskıdır. Yanlış yapıldı, şimdi buradan nasıl çıkabiliriz. Toplumsal baskı, toplumsal tepki burada önemli bir faktördü. İkincisi, devletin kararlılığı. Devlet kararlı bir duruş sergiledi. Biz gerekeni yaparız arkadaş. Buna müsamaha göstermeyiz. Bundan dolayı şimdi girdikleri o çıkmaz sokaktan çıkmaya çalışıyorlar. Böyle baktığımızda Çözüm Süreci'nde gerçekten bir normalleşme yaşanıyor. Kamuoyu algısı, toplumsal iklim daha farklı bir noktaya geliyor. Sen bunu yaparsın ama ben bunu hoşgörmem. Hoşgörmezsem ben desteklemezsem sen burada tutunamazsın. Bu önemli bir kazanımdır, demokratik bir kazanımdır. Bölge insanının sesinin çıkmasını, Türk toplumunun genel bir tepki ortaya koyabilmesini ben önemli görüyorum."

HDP ile siyasi rekabet yaparız

Kürt sorununa yönelik sert açıklamalarda bulunduğu yönündeki eleştirileri de değerlendiren Akdoğan, "Burada şahin vesaire... Siz tabii alışmamışsınız, hep bir taraf bir tarafı eleştirecek diye bakıyorsunuz. Biraz HDP veya Kandil'i eleştirdiğinizde hemen birileri bunu mahalle baskısıyla bu Kürt meselesine karşı, Kürtlere karşı gibi takdim ediyor" değerlendirmesinde bulundu.

Bunun Kürtlere veya Kürt meselesine karşı olma anlamına gelmediğini vurgulayan Akdoğan, Kürtlerle ilgili ne yapıldıysa kendilerinin yaptığını, Kürt meselesinde risk alanın da en büyük adımları atanın da kendileri olduğunu aktardı.

Ama ortada bir siyasi mücadele, siyasi rekabet olduğunu ifade eden Akdoğan, şöyle devam etti: 

"HDP ile siyasi rekabet yaparız. Bu sorun çözülür veya çözülmez, siyasi mücadelemiz bitecek mi bizim? Demokrasi içinde biz bir birimizle mücadele etmeye devam edeceğiz. Nasıl CHP ile mücadele ediyorsak siyasi mücadele. Bunu da anlayışla karşılamak lazım. Eleştiriye de alışık olmak lazım. Siz her gün bir sürü laf söyleyeceksiniz, yerden yere vuracaksınız ama karşı taraf en ufak bir eleştiri getirdiğinde kıyameti koparacaksınız, yaygara yapacaksınız. Böyle birşey olmaz. Meclis kürsüsünden bütün bu ölenler, olaylar hepsinin faturasını Cumhurbaşkanımıza keseceksiniz, Başbakanımıza çıkıp yalancı diyeceksiniz, ondan sonra biz çıkıp eleştirdiğimizde 'Hükümet bizi eleştiriyor. Sert çıkıyor' Bu sert çıkmak değil. Siz bir laf ederseniz cevabınızı alırsınız."

Yalçın Akdoğan, "Ama hükümet sizsiniz" değerlendirmesi üzerine, sözlerine şöyle devam etti: 

 "Hükümet demek şamar oğlanı olmak demek değil. Biz elbette bütün bu algıları idare etmesi gereken, ülkeyi yönetmesi gereken hükümettir. Bunun sorumluluğuyla haraket eden de hükümettir. Biz zaten bu sorumluluğa müdrik olduğumuz için işte ben 'Çözüm Süreci devam ediyor. Bu hükümetin iradesi, kararlılığı ortada' diyorum. Bu sorun geçmişten bu yana akamete uğratılmış, sabote edilmiş olabilir. Biz bunu devam ettirmeliyiz. Demokratik siyaset bu sorunu çözecektir. Bunları hep biz söylüyoruz. Ama bunları söylerken gözümüzü yumalım. Birileri başka birtakım şeyler yapsın, bu sürece zarar versin. Böyle bir şey olmaz heralde."

Çözüm Süreci'nin milli, yerli ve herhangi bir harici dış dinamiğin bulunmadığı bir süreç olduğunu kaydeden Akdoğan, "Bu noktada üçüncü bir göz derken başka bir ülkeyi, kurumu kastediyorsanız çünkü daha önceki süreçlerde biliyorsunuz Oslo vesaire bu oldu, bunun da doğru olmadığını, yani başka sıkıntılara sebep olabildiğini gördük" dedi.

Akdoğan, şunları söyledi:

"Akil İnsanlar Heyeti'nin olması da böyle değerlendirilebilir. Yani akil insanlar bölgeye gittiler, gezdiler, gözlemlediler, fotoğraf çektiler, değerlendirme, analiz raporları oluşturdular. Bunlar önemli. Bu süreçte bölgedeki bütün toplum kesimleri, cemaatler, STK'lar, partiler, bu sürecin paydaşıdır ve muhatabıdır. Burada herkes üçüncü gözdür. Bahsettiğim o kamuoyunun oluşmaya başlaması, kamuoyu algısının artık partileri, örgütleri zorlaması, böyle bir şeyin yetişmeye başladığını gösteriyor. Bunu ben önemli buluyorum."

"Bir gözlem heyeti ya da komisyon kurulacak mı, böyle bir talep vardı" sorusu üzerine Akdoğan, talebin kimden geldiğini sordu. "HDP ve Öcalan'dan yapılan açıklamayı biliyoruz" karşılığı üzerine Akdoğan, "Tamam işte onlar önce yapması gerekenleri yapsınlar" ifadesini kullandı.

Ön şart sürmedik

"Siz bu meselede çok yetkin bir insansınız. Bu şartlı yani önce HDP şunları yapsın yaklaşımı 90'lardaki hem dönemin Cumhurbaşkanı Demirel tarafından hem Genelkurmay tarafından önce şiddet dursun, terör dursun biz adım atarız lafı ile bugün kamu düzeni sağlansın biz adım atarız sözü aynı" değerlendirmesi üzerine Akdoğan, bu iki konunun aynı olmadığını belirtti.

Yalçın Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"O zaman halka hizmet götürmek, yatırım yapmak, demokratik reformları yapmak, bunlar için ön şart koşuluyordu. Biz bugüne kadar hiç atılmayan adımlar attık. Böyle bir şartla mı attık? Terör var diye veya yok diye onu engelleyen bir tavrımız oldu mu? İşte biz götürüyoruz havaalanı yapıyoruz, iş makinelerini yakıyorlar. Bölge insanının, işte Kürtçe'nin gelişmesi için atılan bir sürü devasa, tarihi adımlar... Terör var biz bunları yapmayalım dedik mi? Böyle bir engel olarak öne sürmedik, böyle bir ön şart olarak sürmedik. Vatandaşımızın hak ettiği şeyi yapmak herangi bir örgüt vesaire bağlamlı, ona endekslenebilecek bir konu değildir. Bu bizim hükümlülüğümüzdür, vecibemizdir, devlet olmanın gereğidir. Devlet de vatandaşına yapması gereken hizmeti de yapar, yatırımı da götürür, hakkı da verir, demokratik reformları da yapar ve biz bunları yaptık. Terör var diye, örgüt var diye vesaire ona endeksleyerek bu işlerden geri durmadık. Böyle bir ön şart değil bu. Ama neticede kendi bağlamında devam eden bir görüşme trafiğinde gelinen noktada karşılıklı anlaşmanın bir gereğiyse bu şiddet ve asayiş olaylarının durdurulması, bunu yapmadan hadi hükümet sen şunu yap bunu yap demek bu boştur. Bunu söylüyoruz."

Yine su kaynattılar

Çözüm Süreci'ne yönelik yol haritasının hazır olduğu ve karşı tarafa verildiğine yönelik açıklamaların hatırlatılarak, "PKK içeride çatı örgütlerini lağvedecek miydi, silahlı unsurlarını Türkiye'nin dışına mı çekecekti? Hükümet çerçeve yasayı çıkardı ama PKK bunu mu yapmadı, anlaşma bu mu" denilmesi üzerine Akdoğan, "Türkiye'yi terk etmeyecek miydi örgüt? Terk etti mi? Etmedi. Niye etmedi?" diye sordu.

Söz konusu süreçte hükümetin gerekenleri yaptığını ifade eden Akdoğan, şöyle konuştu:

"O süreçte Gezi olayları hemen devreye konuldu. 'Bu eylemsizlik olmaz, böyle bir şey yapılmaz, zinhar. Hükümet böyle bir adım atsın tarihi bir adım olur' diyorlardı. Ne oldu? Eylemsizlik kararı verildi. Ondan sonra çekilme yani Türkiye'yi terk etme süreci başlayacaktı. Hemen bir mekanizma işte Gezi olayları, bunların aşırı derecede büyütülmesi vesaire başka bir mesele gündeme geldi. Böyle olunca hemen birileri frene bastı, 'Acaba bu hükümet kalıcı mı, gidici mi' ve o iş durdu. Arkasından 17-25 Aralık komplosu geldi. Öyle olunca 'Bu hükümet gidecek mi, kalacak mı?' Bu psikolojinin de o dönemde devreye girdiğini görüyoruz. Ama gelinen noktada hükümet bunların hepsinden güçlü bir şekilde çıkmasını bildi, demokrasiyi korudu, milletin iradesine sahip çıktı, kendi pozisyonunu korudu ve kararlı bir şekilde 'Ben bu süreci devam ettireceğim' diye ortaya bir irade koydu. Ne oldu? Yine su kaynattılar."

Heyet bağlamında görüşme talebi olmadı

Kendisinin HDP'lilerle yoğun temaslarının olduğu belirtilerek "Bu türbülanstan sonra HDP'den size bir görüşme talebi geldi mi" diye sorulması üzerin Akdoğan, "Süreç bağlamında heyet olarak bir görüşme talebi gelmedi bana" karşılığını verdi.

Meclis'te diğer milletvekilleriyle olduğu gibi HDP milletvekilleriyle de görüşmelerinin, selamlaşmalarının olduğunu ifade eden Akdoğan, "Ama heyet bağlamında bir görüşme talebi olmadı" diye konuştu.

Bu görüşmelerin kesildiğini sanmıyorum

"Devlet-İmralı görüşmeleri sürüyor mu" denilmesi üzerine Akdoğan, "Bu görüşmelerin kesildiğini sanmıyorum" ifadesini kullandı. "Üst düzeyde mi devam ediyor" sorusuna Akdoğan,"Alt düzey, üst düzey görüşme görüşmedir. Bu bağlamda görüşme devam ediyordur diye tahmin ediyorum" dedi.

Aynı konuyla ilgili, "Bu son yaşanan olaylardan sonra devlet heyetinin Abdullah Öcalan ile bir teması oldu mu, bu temastan nasıl bir netice çıktı" denilmesi üzerine Başbakan Yardımcısı Akdoğan, "Burada 'Süreç devam ediyor' diyorsam, biraz önce bahsettiğim gibi, süreç devam ediyordur" diye konuştu.

Bunlara son verilmesi gerekiyor

"Öcalan farklı bir noktada HDP ve Kandil başka bir noktada, bu mu tablo" sorusuna Akdoğan, şu yanıtı verdi:

"Burada başka bir pozisyondan ziyade genel olarak bütün bu örgüt bileşenlerinin bu Çözüm Süreci'ni içine sindirmesi ve geçen yıl işte ortaya konulan paradigmadan, bu paradigma değişimine gitmeden buna inanması ve Çözüm Süreci bağlamında gelinecek noktayı kabullenmesi, işin ruhuna uygun hareket etmesi önem taşıyor. Bu yaşadığımız olumsuzluklar, işte uyarıp duruyoruz, 'Bu sürece zarar verir. Süreci zehirliyor, kırılganlık meydana getiriyor işte bu bölgedeki baskı, zulüm vesaire...' Gelinen noktada nasıl bir zehirleme yaptığını da gördük. Bunlara son verilmesi gerekiyor. Bunlar iki ayrı konsept, iki ayrı paradigma. Sürece inanıyorsanız bunları yapmayacaksınız ve ulaştırılacak sonuca da inanacaksınız ve bunun gereklerini yapacaksınız."

Milli Güvenlik Kurulu bildirisine Çözüm Süreci'ndeki kararlılığın yanı sıra paralel yapının da girdiği belirtilerek, "Bu paralel yapıyla iki farklı yorum yapıldı. Bunlardan biri de KCK ve PKK'nın çatı örgütlerinin Türkiye'deki yapılanması olarak ön görüldü. Yapılan yorum doğru mu? Hemen ertesinde de HDP'nin kapatılması konusu tartışılmaya başladı. Bu konudaki iddialara ne diyeceksiniz" sorusuna Akdoğan, 'paralel devlet yapılanması' denildiğinde birkaç farklı şeyin anlaşıldığını belirtti. Akdoğan, şöyle devam etti:

"Bunlardan bir tanesi, bildiğimiz, geçmişten bu yana, devlet içerisindeki birtakım çeteleşmeler. Derin devlet yapılanmaları, kendini devlet yerine koyan ve devlet gücünü, imkanlarını kullanarak başka bir kendi eylem planını hayata geçiren, bunun çok farklı politik menfaat ve farklı sebepleri olabilir. Bu derin devlet yapılanmaları paralel devlet şeyiydi aslında. Devlet gücünü kullanarak başka bir amaca hizmet ediyorsunuz. Onun ötesinde bahsedilen vesayetçi odaklar, son dönemde gündeme gelen paralel yapılanmalar da böyle, devlet gücünü kullanarak başka bir ajandayı uyguluyor. Onun ötesinde KCK türü yapılanmalar yani bölgede bir paralel otorite tesis etmek, bir oluşum tesis etmek bunların baktığımızda hiçbiri kabul edilemez, hepsi var olan anayasal, yasa sistem içerisinde farklı bir takım devlete paralel oluşumlar oluşturma çabasıdır. Bunların hepsi aynı kefededir ve hiçbiri kabul edilemez. Bahsedilen budur".

Böyle bir istismar devam ediyor

"Parti kapatma konusu son dönemde çok ajite ediliyor. Bu kabul edilebilir bir durum değildir" diyen Akdoğan, parti kapatmaya karşı olduklarını ifade etti.

Partilerin kapatmayla cezalandırılmasını doğru bulmadıklarını vurgulayan Akdoğan, "Gerçek şahısların cezalandırılmasını ama onun ötesinde partilere farklı cezalar verilebilir, 'Kapatma yanlış bir şeydir' diyoruz. Biz bunu somut adımlarımızla, referandumla hatırlarsınız, parti kapatmayı zorlaştıran biz olduk" dedi.

AK Parti'nin temel felsefesinin parti kapatmaya karşı olduğunu bildiren Akdoğan, "Son dönemde birileri öyle bir mağduriyet üretmek için burada bir ajitasyon yapıyor. Bu yönde herhangi bir çalışma olduğunu da duymadım doğrusu ama böyle bir istismar devam ediyor" diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, "Silvan saldırısı oldu, ne oldu ondan sonra? Bin 500'e yakın PKK'lı etkisiz hale getirildi. Yani devlet, bu mücadeleden hiçbir zaman geri durmaz, gerekeni yapar vatandaşlarının güvenliğini sağlamak için. Tekrar filmi ikide bir başa sarmanın gereği yok, ölen bu ülkenin insanı. Durup durup filmi tekrar başa sarmak yerine, ileriye doğru mesafe almamız lazım" dedi.

"Çözüm Süreci'nde müzakere yürütülürken, diğer taraftan sert bir dil kullanıldığının" söylenmesi üzerine Akdoğan, "Siyaseten konuşmak, demokrasi içinde eleştirmek başka bir şey, yakıp, yıkmak, yok etmek, kurşun sıkmak, insanları gidip sırtından, kafasından vurmak... Buna karşı bir dil kullanıyoruz. Bir tarafta dil var, ifade ver, öbür tarafta yok eden silah kullanan bir yapı var" karşılığını verdi.

"Toplumsal ikna sürecinde önemli bir mesafe alındıysa hükümetin daha hızlı adım atması ve enfeksiyonların, komplikasyonların önüne geçmesi gerekmiyor mu?" sorusu üzerine, Akdoğan, toplumsal duyarlılığın, desteğin, talebin ve ihtiyacın önemli olduğunu söyledi.

Bölgedeki insanların, kamu düzeni ve güvenliğinin daha da gelişmesine, örgütün baskı ve zulmünden kurtulmaya ihtiyaç duyduğunu belirten Akdoğan, bu konuda hükümetin kararlı bir şekilde adım atacağını ifade etti.

"Biz, kamu düzeni ve güvenliği vurgusu yapıyoruz, asayiş, şiddet olayları durmalı, örgüt bunu bırakmalı dediğimizde, sanki örgüt bunu sağlasın gibi bazı şuursuz yorumlar yapılıyor. Böyle bir talep değil bu" diyen Akdoğan, devletin, bunu sağlama gücüne ve kudretine sahip olduğunu bildirdi. Akdoğan, "Neticede bir yol yürünüyorsa bunun parçası ve gereğiyse senden onu yapman da beklenir. Sen bunu yapmazsan yapmadı diye hükümet kenarda durup söylenmez. Onu yapmak için ne gerekiyorsa o adımları atar" diye konuştu.

"Abdullah Öcalan'ın sizin bu kamu düzeninin sağlanması taleplerini kabul ettiği ama Kandil'in bu meselede farklı bir siyaset içine girdiği ifade edildi. Kandil'de bu taleplere 'tamam' derse bu takvim meselesi ne olacak" sorusuna, Akdoğan, "Artık 'tamam' demelerinin bir önemi yok. Daha önce de 'tamam' dediler, bunun gereğini yapacaklar" yanıtını verdi.

Devlet olarak gerekenleri yapacağız

"Artık bir an önce siz çekilmeyi, şiddete son vermeyi, çatı örgütlerin ortadan kaldırılmasını görmek istiyorsunuz değil mi" sorusuna Akdoğan, şu yanıtı verdi:

"Evet, eylemsizliğin hayata geçmesini ve bütün bu baskı, şiddet, asayiş olaylarının son bulmasını istiyoruz. Bunları da biz sağlamak için devlet olarak gerekenleri yapacağız. Ama bu sürecin devamında... Yani bu bir samimiyet testi. Yani siz bu sürecin ne kadar parçasısınız, ne kadar içindesiniz? 'Biz bunu istiyoruz' derken, onlar yapmazsa, biz bunu yapmamazlık edecek halimiz yok. Bunun gereğini yapacağız. Ama burada bir yol yürünecekse bu sürecin parçası olarak yapılması gerekenlerin, yapılması gerekiyor. O bağlamda biz bu çağrıyı yapıyoruz."

"Siz bu süreci, sorunu bilen, 20 yıldır bu konuda çalışan bir bilim adamı, akademisyen olarak, çözüm sürecinin geleceğini nasıl görüyorsunuz" sorusu üzerine Akdoğan, şunları kaydetti:

"Ortada bir sorun var, sorunlar kümesi var. Çok kan kaybettirmiş ülkeye, büyük zararlar vermiş, toplumsal fay hatlarında kırılmalar meydana getirmiş, ülkenin 2023 hedefleri, ileri demokrasi standartlarına ulaşmasına bir ayak bağı olan bir sorun var. Bunun bir şekilde çözülmesi gerekiyor. Hükümet de iyi niyetli, samimi olarak, büyük riskler alarak, cesur ve kararlı bir şekilde burada adımlar atıyor."

Hükümetin, "açılım, milli birlik ve kardeşlik, Oslo ve en son Çözüm Süreci" olmak üzere birçok adım attığını anımsatan Akdoğan, ülkenin birlik, bütünlük ve bekası açısından bunun önemli bir merhale olduğunu anlattı. 

İleriye doğru mesafe almamız lazım

"Bazıları, Çözüm Süreci gündeme gelince, 'siz bu süreci başlattınız da bunlar oluyor' gibi düşünüyor. Kafamızı kuma gömmeye gerek yok" diyen Akdoğan, şöyle devam etti: 

"Belli bölgelerdeki insanlar, böyle bir gündemi fark etmiyor olabilirler ama böyle bir sorun var. Ve bu ülkeye kaybettiriyorsa bu sorunun çözülmesi elbette siyaset kurumunun sorumluluğudur ve gereken adımları hükümet atmaktadır. Çok boyutlu olarak da birçok mekanizmayı devreye koyarak hükümet burada iyi niyetli olarak çaba gösteriyor. Bundan sonra da gösterecektir. Biz demokratik siyasete ve çözüme inanıyoruz. Bu bağlamda, bu meselenin çözülmesi gerektiğini vurguluyoruz. Öbür türlüsü eski yöntemdir. Örgütün burada ayak diremesi, bunları durdurmaması, sürecin ruhuna uygun hareket etmemesi... Bu eski yöntemi arzulamak demektir. Orada devletin refleksleri, kullandığı yöntem de bellidir. Hukuk içerisinde bu mücadelede daha önce de olduğu gibi... İşte Silvan saldırısı oldu, ne oldu ondan sonra? Bin 500'e yakın PKK'lı etkisiz hale getirildi. Yani devlet, bu mücadeleden hiçbir zaman geri durmaz, gerekeni yapar vatandaşlarının güvenliğini sağlamak için. Tekrar filmi ikide bir başa sarmanın gereği yok, ölen bu ülkenin insanı. Durup durup filmi tekrar başa sarmak yerine, ileriye doğru mesafe almamız lazım. İleriye doğru mesafe alınmasının yolu da var olan mutabakata uyulmasıdır, bu olayların durdurulmasıdır, sürece inanılması ve onun ruhuna uygun şekilde adımlar atılmasıdır."

"Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, 'sürece mecbur ve mahkum değiliz' açıklaması da yerli yerinde duruyor anladığımız kadarıyla" denilmesi üzerine Akdoğan, "Daha önce bu süreçler bitti ve örgütün farklı stratejileri, farklı hedeflerle ortaya koyduğu eylemlere karşı devlet, devlet olmanın gereğini yaptı. Bu noktada en ufak bir zafiyet söz konusu olmaz. Burada artık ileriye doğru mesafe katetmek önemli olan. Yani, 'biz eski yönteme döndük' derlerse, eski yönteme karşılık ne çıkacağı da bellidir. Bu noktada devletin kararı da tamdır. Ama mesele bu süreci devam ettirmektir, demokratik siyasetin imkan ve kabiliyeti içerisinde, demokratik çözüme ulaşmaktır" karşılığını verdi.

Kardeşlik hukuku içerisinde istişare yaptık

Çözüm Süreci'nin çok değerli olduğunu vurgulayan Akdoğan, bölge ve Türkiye insanının buna çok büyük bir destek verdiğini, bu süreci başlatan AK Parti'nin girdiği bütün seçimlerden güven tazeleyerek çıktığını vurguladı.

İyi niyetle ileriye doğru bir yol yürünmesi gerektiğini ifade eden Akdoğan, "Öbür türlü, birtakım şark kurnazlığıyla farklı birtakım şeylerle 'bölgesel şu gelişme oldu, bu gelişme oldu', sırtını farklı yerlere dayayarak, farklı bir rüzgar estirmek isteyen olursa devlet de kasırga estirir" ifadesini kullandı.

"AK Parti Afyon kampında bölge milletvekilleriyle açık oturum gibi bir şey oldu. Eleştiriler de yöneltildi. Bu noktaya gelinmesinde bölge milletvekillerinin eleştiri etkili oldu mu" sorusu üzerine, Akdoğan, bölge insanlarının neler talep ettiğini, nasıl sıkıntılar yaşadığını izlediklerini, örgüt kaynaklı zulümlerden, şiddetten, baskıdan şikayetlerin olduğunu kaydetti.

Bölge insanlarının şikayetlerine duyarsız kalmadıklarını, belediye başkanlarını, milletvekillerini, bütün sivil toplum kuruluşlarını, oda başkanlarını, sendikaları dinlediklerini bildiren Akdoğan, şunları ifade etti:

"İstişare toplantısında tartışma olur. Bu bazen yüksek sesle, bazen düşük sesle olur. Herkes farklı düşünceler ortaya koyabilir. Sağlıklı olan da budur. Ama ondan sonra öpüşürsünüz, kapıdan kardeşçe çıkarsınız. O istişarenin ve tartışmanın doğası budur. Bu bir sorun olarak algılanmalı, biz de o şekilde algılamıyoruz. Bölgeden gelen insanların hararetli konuşması, tartışmanın hararetli olması konunun hararetli olmasından geliyor. 40 kişi ölmüş, ortalık yakılıp, yıkılmış. Elbette hararetli bir konuyu konuşurken, bir hararet olur. Ama burada, biz kardeşlik hukuku çerçevesinde bu istişareleri yaptık, son derece de faydalı oldu. Ve bu bölge insanını dinledikten sonra, bütün bu belediye başkanlarımız, vekillerimizi dinledikten sonra elbette bu tedbirleri geliştirmek zorundayız. Güvenlik paketi, iç güvelik reformu bu adımları atmamız gerekiyor ve atacağız."

Rekabet etmekten çekinmeyiz

"Parti kapatma kampanyası, AK Partinin yürüttüğü tartışmaların sonucunda geldi anlayışı var, ne dersiniz" sorusunu Akdoğan, "Tamamen biz bunu reddederiz. Yani böyle bir anlayışı zaten kabul etmeyiz. Bu konuda pratik adımlar atan biziz. Ama şunu elbette söyleriz: Sizin yaptığınız işler şiddete davetiye çıkarma, vandalizme kapı açma, bu siyasi ve hukuki bir meşruiyete zarar veren şeylerdir. Hukuken ve siyaseten sıkıntılı bir iş değil midir, bir partinin böyle bir çağrı yapması. Bu eleştiri konusu yapılabilir, bu başka bir şeydir. Ama bu partinin kapatılmasını istemek daha başka bir şeydir. AK Parti'nin bu yönde bir çabası da yok, temennisi de yok. Biz herhangi bir partiyle rekabet etmekten çekinmeyiz" diye yanıtladı.

Bölgede, AK Parti'nin var olan bir yapı olduğunu belirten Akdoğan, şöyle devam etti:

"Asıl diğer, sosyopolitik temizlik yapmak isteyenler başkaları. Yani kendilerine yakın olmayan kim varsa bölgeden kaçırtmaya çalışan farklı partiler, işte binaların yakılması. Bu tamamen despotik bir anlayış. Benim olduğum yerde başka parti olmasın, kimse eylem, gösteri yapmasın, konuşamasın hiçbir STK var olmasın, başka iş adamı orada bulunamasın. Bu Baas zihniyeti budur. Tek tipçi despotik zihniyet budur. Hangi yapı bunu o bölgede şu anda hayata geçirmeye çalışıyor. Kobani'de o bahsettikleri yerde kaç tane parti var? İlk Kürtler oradan göçe zorlandı. Yani kendileri gibi düşünen Kürtleri oradan kaçırdılar, onlara zulmettiler. Bütün farklı partiler, KDP'nin uzantısı olan, Barzani'ye yakınlığıyla bilinen diğer küçük Kürt grupları bastırdılar. Bölgede de aynı tek tipçi anlayış yani benden başka bana yakın olmayan hiç kimse burada yaşayamaz zihniyeti, bu gerçekten hastalıklı bir anlayıştır ve bunun desteklenmemesi gerektiği kanaatindeyim. Son olaylarda vatandaşlarımızın bunu daha doğru anlamaya başladığını düşünüyorum."

Silah bırakmak elbette sürecin nihai noktasıdır

"Bakanlar Kurulu kararı resmi gazetede yayınlandı. Komisyonlar kurulacağı mecliste ifade edildi, komisyonlarla ilgili son durum nedir?" sorusuna Akdoğan, "Bunu göreceğiz zaman içerisinde. Gelinen noktada daha ileriye dönük şeyler konuşmayı doğru bulmuyorum. Önce geçmişte yaşadığımız şeylerin muhasebesi yapılsın ve gereken adımlar atılsın ondan sonra yarın düşünürüz" yanıtını verdi.

"Şu an Türkiye sınırları içindeki örgüt mensubu sayısı nedir" sorusu üzerine Akdoğan, şu yanıtı verdi:

"Burada önemsenen bütün bu eylemsizliğin gerçek şekilde araziye yansıması, bütün bu şiddet, asayiş olaylarına son verilmesi, Türkiye'yi terk etmeleri. Bunlar önemli aşamalardır. Silah bırakmak elbette burada sürecin nihai noktasıdır. Ama bahsettiğim gibi burada temel anlayış, bu noktaya zihniyet olarak gelmek. Bu yöntemi kabullenmek, bu paradigmayı kabullenmek. Bu noktada bir geriye gidiş yaşandı son dönemde. Bu son bölgesel gelişmeler biraz bunu tetikledi. Öncelikle zihniyet olarak anlayış olarak bu noktaya dönülmesi lazım. Yani silah bırakma fikriyatının gelişmesi demokratik çözümün kabullenilmesi, barışçıl yöntemlerin kabullenilmesi. Bunun bir yöntem olarak öne çıkması, bu zihniyetin tekrar canlanması, bu daha önemli bir noktadır diye görüyorum, ciddi bir şekilde geriye gidiş oldu. Bu son yaşananlardan sonra bunun tekrar geliştirilmesinde ihtiyaç olduğu anlaşılıyor." 

"Bu konuda ne etkili oldu" sorusuna Akdoğan, "Herhangi bir ülke zikretmem ama burada Kobani bir kaldıraç gibi kullanılmak istendi. Kobani üzerinden acaba biz Suriye bataklığına Türkiye'yi nasıl çekebilirizin zorlaması yapıldı. Bu yaşanan olaylar vandalizm, şiddet. 'Siz biraz burada hükümeti zorlayın, sokağa dökülün hükümet mecbur kalsın' şeklinde bir yönlendirme olduğu kanaatine bende sahibim" diye yanıt verdi.

Bunu farklı ülkelerin gizli servislerinin yapmış olabileceğini, teşvik ve cesaretlendirme olduğunu ifade eden Akdoğan, şunlar kaydetti:

"Gelinen noktada, bu olaylara son verilmesi ve hızlı şekilde mesafe alınması. Bunda çok istekli olmayan örgütün de bunu fırsat bilip kullandığını düşünüyorum. Onun dışında silahın tekrar bölgede ön plana çıkması başka dış dinamiklerle ilgili boyutları da var. Ama baktığımızda Türkiye'de örgüt bir şekilde ben silahı bırakırsam veya bölgede baskıyı bırakırsam orada bu olayları yapmazsam, şiddet uygulamazsam tutunamam. İnsanlar beni dinlemez, sokağa çıkın dediğimde çıkmazlar, haraç verin dediğimde vermezler, bir şekilde tutunamayacağım gibi bir yanılgıya sahip. HDP açısından da söylüyorum: bir şekilde oyum düşer, insanlar beni dinlemez, ben burada silahın gücüyle baskıyla şiddetle durmalıyım, yoksa güç kaybederim, kan kaybederim. Böyle bir anlayıştan dolayı işte biraz önce bahsettiğim ilk adım bir türlü aşılamıyor. Bu yüzden hükümetin onu veya bunu yapmasından ziyade gelinen noktada o eşiğin aşılması gerekiyor. Onun muhatabı da benim"

Örgütün gelinen noktada karar aşamasında olduğunu düşünüyorum

"Ekim öncesi sürece dönmek çok mu zor, Kandili bu adımı atmaya nasıl ikna edecek bu görüşmeler" sorusuna Akdoğan, "Bu sürece inançla alakalı. Ulaşılacak neticeyi kabullenmekle alakalı bir durum. Böyle bir şey olmazsa zaten siz çözüme de inanmıyorsunuz, demokratik siyasete de inanmıyorsunuz, gelinecek sonuca da inanmıyorsunuz demektir. Burada güven sarsılması var dediğim bir samimiyette gerçekten bir zedelenme yaşanıyor, dediğim bu. Siz bunu istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Bu nihai çözüm süreciyle gelişecek demokratik nokta. Bu temel bir tercih ve temel bir karar. Bu yüzden örgütün gelinen noktada karar aşamasında olduğunu düşünüyorum" yanıtını verdi.

Akdoğan, "Bunda PKK terör örgütü listesinden çıkar mı gibi birtakım iddiaların etkili olacağını düşünüyor musunuz" sorusunu şöyle yanıtladı: 

"Bu yapıların örgüte nasıl destek verdiğini, lojistik destek verdiğini farklı şekillerde moral verdiğini, teşvik ettiğini biliyoruz. Yabancılar buna insan hakları meselesi diye bakmıyor. 'Nasıl bunu manipüle edelim kendi menfaatlerim çerçevesinde nasıl bir enstrüman olarak kullanabilirim, nasıl birtakım gelişmekte olan, gelişen ülkelerin önünü kesmek için bir araç olarak kullanabilirim' onlar öyle bakarlar, bugüne kadar da öyle baktılar, bunu da kullanmaya çalıştılar. Onlar hiçbir zaman çözüm olsun istemezler. Türkiye'nin kendi iradesiyle bu meseleyi geride bırakmasını da istemezler. O yüzden onlar açısından burada yeni bir durum yok. Ama Çözüm Süreci herhangi bir örgütü meşrulaştırma süreci değildir. Bu örgüt meşrulaşacak ve sisteme katılacak değildir. Burada meşru aktörler bellidir, meşru alan bellidir demokratik siyaset alanıdır. İnsanlar gelirler demokratik siyaset alanına katılırlar.

Onun ötesinde bir terör örgütü ilan edilen bir örgütün terörist vasfını kaldıralım o yapısıyla gelsin sisteme entegre olsun, böyle bir şeyden bahsetmiyoruz. O örgütün silah bırakmasından bahsediyoruz. Ama diğer meşru kanallarda meşru yapıların aktör olarak devrede kalmasından bahsediyoruz. Bu yüzden Çözüm Süreci'nde zaman zaman şunu söylüyorlar: Cumhurbaşkanımız 'terör örgütü' dedi, terörden bahsediyor. Peki terör yoksa terör örgütü yoksa ne diye Çözüm Süreci var. Bunu terör örgütü olmaktan çıkardım o zaman böyle bir sürece gerek yok. Biz niye uğraşıyoruz. Dağda elinde silahlı birileri varsa bir yere saldırı varsa yol kesiyorlarsa şiddet uyguluyorlarsa demek ki bir sorun var, böyle bir örgüt var, böyle bir eylem var. Bu sürecin amacı da zaten bu sorundan bir şekilde kurtulmak." 

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, "Devletin işi, teolojiye müdahale etmek, ilahiyat şeyi gibi, birilerinin yapısını, dinini, mezhebini tanımlamak, ona yeni adlar bulmak vs değildir. Bu devletin görevi de değildir" dedi.

Akdoğan, Çözüm Süreci'yle ilgili, "Siz bir taraftan umudu analiz ediyor, değerlendiriyorsunuz, diğer taraftan da siyasetçi kimliğinizle gerçekçi bir değerlendirme, okuma yapıyorsunuz. Bu yaşananlar 'bir arızi durumdur, konjonktürel durumdur' deyip, daha önümüze bakmak anlamında bir umut olarak ne söylersiniz" sorusuna, hem iyi niyetli hem samimi hem de gerçekçi olmak gerektiği cevabını verdi. 

"Biz kardeşiz, aynı ideale sahibiz Çözüm Süreci'ne inanan insanlarız. Oradaki tartışma da (AK Parti'nin Afyonkarahisar Kampı) Çözüm Süreci'ne inanan insanlar tartışıyor, birbirini eleştiriyor, sorguluyor, muhasebe, durum değerlendirmesi yapıyor" diyen Akdoğan, sürece inanan, aynı ideali paylaşan insanların kendi içinde tartışarak sorgulayarak bir noktaya gelmesi ne kadar tabiiyse bu sürecin içindeki aktörlerin de gelişmeler üzerine tartışması, birbirini eleştirmesi, sorgulamasını da tabii görmek gerektiğini vurguladı. 

Akdoğan, "Yani süreç var diye herkes gözünü yumsun, sesini kıssın, tartışmasın... Biz tabii sürecin içinde aktörler olarak eleştiri getirdiğimizde 'acaba bir şey mi var, istenmiyor mu...' Böyle bir negatif algıya da kapılmamak lazım. Bu süreç demokratik siyasetin tartışmasıyla sorgulamasıyla yol alacak. Önemli olan çözüm iradesine, kararına sahip olmak"  ifadesini kullandı. 

İnsani yardımı biz yaptık tırlarca

Yalçın Akdoğan, "Peşmergenin girişi, o görüntüler bazı kesimler tarafından da çok tartışıldı. Acaba Kürt ulusal birliğini mi ön plana çıkardı o giriş, yoksa amacınız bölgedeki durumu dengelemek miydi" sorusunu ise şöyle cevapladı:

"Burada neticede hep Türkiye'ye bir baskı var. Bütün dünyada sanki Türkiye bir şey yapmıyormuş gibi bir algı. Tanklar orada dizilmiş, karşıda kötü adam iyi adamı dövüyor, bir tarafta koca bir devlet var bir şey yapmıyormuş gibi. Oysa bu konuda yapılması gereken her şeyi biz yaptık. 200 bin insan yaşıyordu biz aldık. Kucağımızı açtık, bağrımıza bastık. İnsani yardımı biz yaptık tırlarca. Bu uluslararası koalisyon güçlerinin oraya operasyon yapması, bu konuda çok ciddi diplomasi yürüttük, bir şekilde buna engel olunması lazım vs. Hatta Cumhurbaşkanımız dedi ilk saldırı olduktan sonra: 'Bu inşallah göstermelik olmaz devamı gelir, sürekli yapılması lazım' diye. Onun ötesinde buraya geçen silahlı unsurlar silahını bırakıp geçen PYD'liler vs bunlara hadi gidin dedik. 300'e yakın kişi, Kobani'ye koridor vs tartışmaları vardı hatırlarsınız, 300 kişi var burada gidin, gitmediler."

Bunların ötesinde ÖSO ve Peşmerge'nin geçmesi meselesinde Türkiye'nin yine iyi niyetli bir çaba ortaya koyduğunu dile getiren Akdoğan, burada yapılması gereken ne varsa iyi niyetle Türkiye'nin yaptığını, başka kimsenin de bir şey yapmadığını vurguladı. 

Orada bir bataklık var, bu nasıl kurutulacak?

Akdoğan, Türkiye'nin bu konuda uluslararası birtakım dezenformasyonlar, medya manipülasyonlarıyla baskılanmaya çalışıldığını fakat elini taşın altına koyan ülkenin Türkiye olduğunu belirterek şunları söyledi:

"Biz kendi menfaatimiz, ulusal güvenliğimiz gerektirirse kimseye bir şey sormadan o ulusal güvenliğimizin ve menfaatimizin gereğini yaparız ama onun ötesinde elbette bir yapı var. Suriye meselesinin geleceği ne olacak? Nasıl bir gelecek öngörülüyor? Sadece bir örgütü etkisizleştirmek sorunu çözmüyor ki. Orada bir bataklık var, bu nasıl kurutulacak? O sorunu üreten bir zihniyet var, bu nasıl ortadan kalkacak? Nasıl bir Suriye geleceği öngörüyoruz, bu konuda gelir birlikte çalışalım, ne yapılması gerekiyorsa gelin birlikte yapalım. Buna yanaşan var mı? Yok. Bir tane örgüt var, bunu biz nasıl etkisizleştiririz? O konuda peki ortaya kısa vadeli, gerçekçi hemen uygulanabilir bir şey var mı getirilen? Yok. O zaman burada avara kasnak sadece herkes bir görüntü yapıyor zevahiri kurtarmaya yönelik şeyler bunlar."

Akdoğan, Türkiye'nin burada pozisyonunun net, talebinin belli olduğuna dikkat çekerek Türkiye'nin, Suriye'nin geleceğine dönük kapsamlı bir çözüm projesi istediğinin altını çizdi. 

"Onun ötesinde bir mücadele yapalım diyen varsa gelin beraber yapalım. Var mısınız? Yoksunuz. Sadece yukarıdan bomba atacaksınız. Böyle, bu tür örgütler ortadan kaldırılamaz. Bu daha kapsamlı, çok boyutlu bir mücadele, her yönden, aşağıda da sizin adamızın olacak, ayakları yere basan bir strateji gerektirir" ifadesini kullanan Akdoğan, "Onun ötesinde PYD'liler bunu çok istememiş olabilir, ÖSO'nun, Peşmerge'nin girmesini vs, yani denkleme bu yapılar girerse biz bir şekilde burada etkisizleşiriz vs gibi de düşünmüş olabilirler. Bu yüzden belki de sayı daha sınırlı kalmıştır ama burada iyi niyetle bir şey yapmaya çalışan taraftır Türkiye" dedi. 

Eylem dönemi çok oldu başlayalı ama önemli olan bunu fark etmek

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, "Başbakan Ahmet Davutoğlu Hacıbektaş'ta, Alevilik meselesinde yine çalışmalarının devam ettiğini ve bu konuda birtakım adımların atılacağını söyledi, birtakım müjdeler verdi. Yeni çalıştaylar mı yapılacak? Yeniden çalıştaylar dönemi mi başlıyor, yoksa eylem dönemi mi başlıyor" sorusu üzerine, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Eylem dönemi çok oldu başlayalı ama önemli olan bunu fark etmek. Bu çalıştaylar yapıldı, peki semeresiz mi kaldı? Bu konuda hükümetimiz çok ciddi adımlar attı. Bir kere Alevi klasikleri bizim dönemimizde basıldı. Diyanet tarafından, devlet tarafından Alevi klasiklerinin basılması çok önemli bir adımdır. Bu TRT Şeş'in kurulması gibi devlet nezdinde bir kabullenmedir, muhataplıktır. Din Kültürü dersine 103 sayfa eklendi. Hem AHİM kararları hem de bu çalıştayda konuşulanlar çerçevesinde Alevi kesiminden de düşünceler görüşler alınarak din kültürü ve ahlak bilgisi dersine 103 sayfanın eklenmesi önemli bir gelişmedir."

Akdoğan, bu çerçevede 7 çalıştay, 4 buluşma gerçekleştirildiğini hatırlatarak devletin bir muhataplık oluşturduğunu, kabullenmenin, farkındalığın söz konusu olduğunu belirtti.

Aynı Kürt meselesinde olduğu gibi bunun bir paradigma değişimi olduğunu anlatan Akdoğan, "Nasıl inkarcı, yok sayan bir zihniyet vardı ve Kürt meselesi dediğimiz şeyin temeli de siyasi boyutu da buydu. Yok sayıyordu, inkar ediyordu, ayrımcılık yapıyordu, dışlıyordu. Bu paradigmayı biz kaldırdık ve siyasi alanda reformlarla bunu değiştirdik. Aynı şekilde Alevilik meselesinde de konuşulmayan, hep bastırılan, yok sayılan şeyin konuşulabilir olması, kabul edilmesi, bir şekilde resmi zemine çıkması bu önemli bir paradigma değişikliğidir" diye konuştu. 

"Daha önce peki insanlar niye bunu yapmadı? Bu konuyu istismar edenler niye bu konuyu gündeme taşımadılar? Niye bu tür çalışmalar yapmadılar? Devlet nezdinde niye bu tür adımlar atmadılar? Niye böyle bir kabullenme içine girmediler" diye soran Akdoğan, bunları AK Parti İktidarı'nın herhangi bir siyasi beklenti olmadan yaptığını vurguladı. 

Yanlış yapan kimse onu söyleriz

Akdoğan, Hacıbektaş Üniversitesi adının verilmesi, enstitü kurulması, Muharrem iftarlarının devlet nezdinde bir geleneğe dönüştürülmesinin, Madımak'ın kamulaştırılması, kültür merkezi olmasının önemine işaret ederek şöyle devam etti:

"Başbakanımız Dersim konusunu orada gündeme getirdi, birileri rahatsız oldu. 'Bunu karıştırmayalım'. Niye karıştırmayalım? Bu siyaseten, sembolizm açısından çok önemli bir konu. İnsanlar katledilmiş. Birileri isyan etmiş, isyan eden ayrı. İsyan edenle hukuki zeminde mücadelenin yolu bellidir ama çoluk çocuk siz insanları katlediyorsanız burada bir tarafta zulüm vardır, bir tarafta zalim vardır. Biz nerede duracağız. Bunun ortası yok. Yanlış yapan kimse onu söyleriz ama bir devlete kutsiyet atfederek 'devlet yanlış yapmaz' anlayışıyla hareket edilemez. Tayyip Bey, Başbakanımız o dönemde, özür diledi. Bu zihniyetle bizim yakından uzaktan bir ilgimiz var mı? Bu uygulamada bizden kimse var mı? Yok. Buna rağmen devlet adına özür diledi. Şimdi birileri bunu karıştırmayalım diyor. Bu tam bir Stockholm Sendromu. Yani celladına aşık olan bir durum. Aman karıştırmayalım. Peki o zihniyet sana bunları yapmış, sen o zihniyetin kuyruğuna takılmışsın, gidiyorsun ve bugüne kadar da bu konuda hiçbir adım atılmamış. Bir kere bu kandırmacadan kurtulmak lazım. 

Cemevleri ve ibadethane olup olmayacakları

"Merak edilen Cemevleri ve ibadethane olup olmayacakları... Bu konuda nasıl bir uzlaşı görülecek" sorusu üzerine Akdoğan, bunun birkaç boyutu olduğunu söyledi. Akdoğan, "Bir Alevi kesim, Alevi toplum kendi içinde birçok konuda çok fazla uzlaşabilmiş değil. Çok farklı yapılar var, bunların içerisinde ateizme varan marjinal birtakım gruplardan tutun da geleneksel Alevi Bektaş kültürünü yaşatan Hacıbektaş-ı Veli'nin bütün öğretileri çerçevesinde daha öze uygun yaşayan, bu geleneği sürdürenlere kadar çok farklı yapılar var" yanıtını verdi. 

"Meseleyi ideolojikleştiren birtakım örgütlü yapıların da olduğunu" ifade eden Akdoğan, "Bu yüzden, bu çalıştaylarda da görüldü ki uzlaşıyı sağlamak çok kolay değil. Siz iyi niyetli ne söylerseniz söyleyin, mutlaka birileri itiraz ediyor, farklı şeyler söylüyor" dedi.

Akdoğan, bu konunun "siyasi hesaplarla çözülemeyeceğini" belirterek şunları kaydetti:

"Burada onun ötesinde tabii diğer Sünni kesimde de birtakım ön yargılar var, kabuller var. Bunların da belki aşılabilmesi çok kolay değil. Bu yüzden iletişim çok önemli, birbirini tanıma, bilme, konuşma, konuşarak birtakım meseleleri aşmaya çalışmak çok önemli. Başbakanımızın Hacıbektaş-ı Veli Hazretleri'ni ziyaret etmesi, türbesine... Orada yaptığı çok samimi, içten konuşma vs... Bu diyalog kanallarının kurulması, samimi şekilde gayret gösterilmesi, ön yargıların bir şekilde kırılması... Bunlar önemli gelişmeler diye görüyorum."

Devletin işi, teolojiye müdahale etmek değildir

Bunun ötesinde "devletin teolojik olarak burada müdahale ederek saptamalar, tespitler ve tanımlamalarda bulunmasının da ne derece doğru olduğunu" soran Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Devletin işi, teolojiye müdahale etmek, ilahiyat şeyi gibi, birilerinin yapısını, dinini, mezhebini tanımlamak, ona yeni adlar bulmak vs değildir. Bu devletin görevi de değildir. O yüzden devleti nereye kadar bu işin içinde tutmak lazım, nasıl düzenlemeler yapmak lazım? Bunlar, konuşulan konular. Ama Sayın Başbakanımız gerçekten iyi niyetle bu konuda bir irade ortaya koydu. Zaman içerisinde göreceğiz tabii burada başka ne tür gelişmeler yaşanabilir? Başka partilerin de tabii, biz adımlar atınca ortaya hemen atılıp birtakım şeyler yapması, neticede bugün akıllarına da gelmiş, biz yapıyoruz diye yapmış olsalar bile, neticede bu iyi bir çabadır. Bu tür şeyleri geliştirmeleri, somut adımlar atmaları, öneriler getirmeleri iyi."

Akdoğan, "Oraya baktığımda siyasetten ben de eleştirebilirim. Şimdi, 'din hanesi kalksın, din dersleri kalksın, hep dinle ilgili birtakım şeyler kalksın' üzerine bir açılım getirmek nasıl bir açılımdır, onu da anlayabilmiş değilim" değerlendirmesinde bulundu.

Sadece birtakım günlerin "bayram ya da tatil yapılmasının bir açılım olmadığını" ifade eden Yalçın Akdoğan, "Ama neticede siyaset kurumunun bu meseleyi fark etmesi, bir çaba içerisine girmesi, bir farkındalık oluşması belki bir kazanım olabilir" dedi. 

(AA)

HABERE YORUM KAT