1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. Ak Parti'yi güçsüz kılan 'münavebe' eksikliğidir
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

Ak Parti'yi güçsüz kılan 'münavebe' eksikliğidir

A+A-

Bugüne kadar Kürt sorununu “tanıma” yolunda başbakanlar tarafından yapılan açıklamaları hatırlayalım:

“Realiteyi tanıma”ya ilişkin ilk açıklama 1991'de Diyarbakır'da başbakan Süleyman Demirel tarafından yapılmıştı.

Demirel'i 2004'de Mesut Yılmaz takip etti. Yılmaz, Diyarbakır'da “Avrupa Birliği'nin yolu Diyarbakır'dan geçer” demişti.

Peki zamanında bayağı ses getiren bu açıklamaları -hem de o tarihlerde- mümkün kılan ne idi?

Bu sorunun cevabı şu olmalı: Siyasi rekabetin varlığı.

Yani ülkede siyasi iktidarın “elde var bir” görülmemesi; dolayısıyla ülkedeki “siyasi yelpaze”nin iktidarın “alternans”, yani münavebeye izin veren bir biçimde “nöbetleşe” yürütülebilmesine imkan tanıyan bir yapıya sahip olması.

A partisinin iktidarda olması yarın B partisinin iktidarda olabileceği ihtimalini henüz ortadan kaldırmamıştı. Partiler seçmenin tercihini kazanabilmek için yarış içindeydi. Ülkeyi yönetecek siyasal iktidarı belirleyen seçimlerden kimin çıkacağı -bugün olduğu gibi- sandık başına gitmeden belli değildi. Siyasi partilerin seçmen önünde “İddaa”ları var henüz.

Yoksa yılların Demirel'i “realiteyi tanıyorum” diye niye meydanlara çıksın?

Yoksa Diyarbakır, Yılmaz'ın aklına niçin bu çerçevede gelsin?

Durduk yerde bu yaldızlı formülleri akıllarına getiren neden “münavebe” yolunun henüz açık olması değil mi?

Zaten dikkat ederseniz, “münavebe” olmadan “siyaset” de olmaz. Siyasal partilerin “münavebe” ile iş başına gelebilme ihtimalinin önü açık olacak ki, ortaya bu amaçla birbiriyle yarışan siyasetler çıkabilsin.

Örnek vermeye gerek yok herhalde. Bakın Batı'ya, her yerde -ama her yerde- siyaset böyle işliyor. İki dönem iktidarda kalan sağ ya da sol bir partinin üçüncü döneme nefesi yetmiyor çoğu zaman.

Bu “münavebe” usulü (diyelim) tabii ki -iktidarı ya da muhalefeti fark etmez- herkese iyi geliyor. Hiç kimse seçmenden, daha doğrusu seçmenlerin zaman içinde değişen ve gelişen isteklerinden uzak düşemiyor. İllâ ki seçmenin anı anına nabzı tutulacak. Tutulsun ki, iktidar şansı doğsun.

Bize gelince: Biz bu usulü Ak Parti'nin iktidara gelmesi ile kaybettik. Ak Parti iktidarı, neredeyse, ülkenin siyasi hayatını bir “tek parti” sistemine benzetti. Yanlış anlaşılmasın; bu işte AK Parti'nin bir günahı yok. Ülkenin siyasi hayatını bu hale sokanlar siyasal iktidara ilişkin “münavebe” şansını-umudunu herkesten çok koruması gereken muhalefet partileridir.

Ak Parti de “münavebe”nin artık hepten hayal olduğu bu koşullarda, aklına ne gelirse, ne kadar gelirse , ne zaman gelirse onu yapıyor...

Dün akşam saatlerinde internette MHP Genel Başkanı'nın uzun konuşmasının tamamını okuduktan sonra -buraya kadar söylediklerim ışığında- şöyle düşündüm:

İşte bu, “münavebe eksikliği” dediğim şeyin en iyi örneği tam da bu konuşma!

Birkaç gün önce “Terörün mihmandarı AKP'tir” diyerek parlamenter sisteme olan güvensizliğini-düşmanlığını -açıkça- ilan eden Devlet Bahçeli, yine öyle şeyler söylüyordu ki, bu görüşlerin biçimlendirdiği bir muhalefet karşısında Ak Parti'nin hiç değilse bir elli yıl daha iktidarda kalması garantiydi.

Muhalefetsiz kalmış Ak Parti hükümetinin “bir ileri iki geri” ritmi ile attığı en ufak olumlu adımlar bile tek kelimeyle “ihanet”ti. “Başbakan'ın çizdiği aile fotoğrafında askerin yeri olmadığını”(!) ileri süren MHP Genel Başkanı, hızını alamayarak, Cumhurbaşkanı'nın Almanya'da sarf ettiği “Geçmişte Kürtlere ayrımcılık yaptı” şeklindeki son derece isabetli sözlerden de şikayetçiydi.

Yani özetle, üç büyükler içinde yer alan muhalefet partilerinden CHP ve MHP bugün olduğu gibi, bir gün iktidara gelme umudu taşıyan birer parti gibi değil de hırçın bir STK gibi yollarına devam ettikçe, Ak Parti'nin hükümeti terk etmesi imkansız görünüyor.

Aslında ne yazık. Bilmem yanılıyor muyum ama, ülkenin ana muhalefet partileri rollerinin bilincinde olsalar, Başbakan önceki gün Diyarbakır'da, “Kürdoloji Enstitüsü” gibi yokluğundan dolayı dünyaya mahcup olduğumuz bir kurumun yıl sonuna varmadan açılacağı müjdesini verirdi belki de.

Ama öyle bir muhalefet ki, iktidarın iki adım atacağını hissettiği anda eteklerine yapışıyor gecikmeden.

Dolayısıyla iktidardaki her parti gibi Ak Parti'nin de en çok ihtiyacı olan şey, güçlü ve ciddi muhalefet partileridir.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT