AK Parti’nin Yaman Çelişkileri

03.05.2008 01:05

Sami Gören

Tarihe dönüp bakıldığında, her yükseliş ve düşüşün bir dönüm noktası olduğu görülür. Bu dönüm noktası, bazen ayları kapsar, bazen de bir günü, hatta bir anı.

AK Parti’nin kendiyle çelişkiye düştüğü önemli dönüm noktaları var:

AK Parti’nin Seçmenine Karşı Tavrı

Siyasi tarih enaniyet (maazallah ilahlık iddiası, büyüklenme, kibir) iddiaları, zafer sarhoşluğu örnekleriyle doludur. “Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz”, “odunu aday göstersem seçilir”, “rektörler başörtülü kızlarımıza esas duruş da saygı gösterecek” diyen liderler gördük. Ancak hepsi de silindi gitti. Aynı hastalığın AK Parti’ye de sirayet ettiğini görüyoruz.

Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN, AK Parti kadrolarına, belediye başkanlarına, milletvekillerine sürekli olarak “halka iç içe olmaları, kapılarının açık olması, ulaşılmaz olmamaları” gerektiğini söylemesine, uyarmasına rağmen gerçekler tam aksidir.

Çoğu AK Parti il, ilçe yöneticileri, belediye başkanları, milletvekilleri adeta “milletten kaçıyor, köşe kapmaca oynuyor.” Randevu taleplerine cevap vermiyorlar. Telefonlara çıkmıyorlar. Telefonlara çıkmadıkları gibi, geri dönme nezaketini bile göstermiyorlar. 

Sormak gerekiyor:

Bu enaniyet değil midir?... Zafer sarhoşluğu, iktidar olma büyüsü değil midir?

AK Parti’nin Politika Üslubu Tavrı

“Milleti kucaklamak”, “devlet-millet kaynaşması”, “vatan ve millet için çalışmak” lafla olmaz. Bazı liderler vardır “konuşmaz yapar”, bazıları da “konuşur da konuştuklarını yapmaz.” Merhum Turgut Özal, çok az konuşan ama çok çalışan, herkesi kucaklayan bir liderdi. Engin bir sabır ve hoşgörü abidesiydi. Muhaliflerine gösterdiği hoşgörü ve aleyhindeki karikatürleri ve yazıları klasörlemesi bilinmektedir.

3 Kasım 2002 seçimlerinden hemen sonra ilk grup toplantısında Sayın Recep Tayip ERDOĞAN, “Millet muhalefete gereken dersi verdi. Millet bize yetki verdi. Ülkemiz ve milletimiz için çalışacağız. Biz konuşmayacağız, icraatlarımız konuşacak. Bizim boş tartışmalarla kaybedecek zamanımız yok” demişti. Doğrusu bu tavrı çok takdir etmiştik.

Ancak bu konuşmanın “yalnızca güzel bir konuşma” olduğu anlaşıldı.

Başta Erdoğan olmak üzere, AK Partililer iş yapmaktan çok konuşmayı tercih ettiler. Konuşmaların ağırlık noktası da geçmiş hükümetler ve muhalefet partileri oldu.

Bununla da yetinmediler, aleyhlerindeki her yazıya, her karikatüre davalar açtılar (çoğunu da kaybettiler).

22 Temmuz 2007 seçim akşamı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, “Bize oy vermiş olsun olmasın herkesi kucaklıyoruz. Biz Türkiye’nin partisiyiz” demişti.

Ancak bu konuşmanın da “yalnızca güzel bir konuşma” olduğu anlaşıldı.

Yetki aldıkları milletin taleplerini, sivil toplum örgütlerinin, sendika ve meslek odalarının, muhalefetin, medyanın taleplerini hiç dikkate almadılar. Bu talepler ve eleştiriler karşısında “Size mi soracağız. Siz kim oluyorsunuz” tavrı sergilendi. Gün oldu, Meclis Genel Kurulu’nda Milletvekiline saldırdılar. Gün oldu, resmi bayramlaşmada muhalif parti lideri ile tokalaşmadılar.

Sormak gerekiyor:

1- Sözlerinizle, fiilleriniz çelişiyor, neden?...

2- Sivil toplum örgütlerini, sendika ve meslek odalarını, medyayı, muhalefeti yok saymak aslında milleti yok saymak değil midir?...

AK Parti’nin Sivil Anayasa Çelişkisi

3 Kasım 2002 seçimlerinde % 34 oy alan AK Parti’nin yolu 27 Nisan 2007 e-muhtırası ile kesilmek istendi. Bilindiği gibi 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti % 47 oy alarak tek başına hükümet oldu. 22 Temmuz 2007 seçimlerinden hemen sonra, “sivil özgürlükçü demokratik Anayasa” sloganıyla çalışmalara başlandı. Sayın Ergun ÖZBUDUN’un başkanlığında akademisyenlerden oluşan bir grup tarafından taslak hazırlandı.

AK Parti’nin Sapanca toplantısında bu taslağa son şekli verildi.

Kamuoyunda tartışıldı.

Medyada tartışıldı.

Panel, sempozyum ve konferanslarda tartışıldı.

Sonrası…

Taslağın son şekli ABD ile paylaşıldı ama kamuoyu ile paylaşılmadı…

Sormak gerekiyor:

1- AK Parti sivil anayasa talebinden vaz mı geçti?...

2- Taslak “Türkiye Anayasası olacak” denildiği halde, Türk kamuoyu ile değil de ABD ile neden paylaşıldı?…

AK Parti’ye Açılan Kapatma Davası

14 Mart 2008 Cuma günü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman YALÇINKAYA, Anayasa Mahkemesine gönderdiği iddianame ile “AK Parti’nin laikliğe aykırı fiillerin işlendiği bir odak haline geldiği iddiasıyla kapatılmasını, Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL ve Başbakan Recep Tayip ERDOĞAN dahil tüm AK Parti yöneticilerine 5 yıllık siyaset yasağı getirilmesini” istedi.

30 Nisan 2008 günü AK Parti ön savunmasını Anayasa Mahkemesi’ne verdi.

AK Parti’ye açılan davanın, “hukuk şalı ile örtülmüş siyasi bir dava” olduğu açıktır.

Dolayısıyla buna en etkili karşılığın verilmesi, Anayasanın parti kapatma ile ilgili hükümlerinin değiştirilmesi gerekir. Aksi halde savunmalarla davanın reddi mümkün değildir.

Sormak gerekiyor:

1- AK Parti, savunmalarla davayı kazanacağını mı zannediyor?... 

2- Neden Anayasa değişikliği yapılmıyor?...

3- AK Parti kapatılmak ve “mağdur söylemleriyle” gücünü korumaya mı çalışıyor?...

AK Parti’nin TCK 301. Madde Çelişkisi

Düşünmek, düşüncesini açıklamak Allah (cc)’ın insanoğluna bahşettiği nimetlerin başında gelir. Düşünce şiddet içermediği sürece suç sayılamaz.

TCK 301. maddesi ile ilgili tüm eleştirilere karşı AK Parti Hükümeti "siyasetçiler şamar oğlanı değildir", “301’i kaldırmak ihanettir” diyerek ısrarla direnmiştir. AB İlerleme Raporu’nun “TCK 301. maddenin değiştirilmesi” görüşü ve DTP’li Hasip KAPLAN’ın “Kanun Teklifi” üzerine AK Parti harekete geçmek zorunda kalmıştır.

AK Parti tarafından hazırlanan taslak Kahramanmaraş Milletvekili Veysi KAYNAK tarafından TBMM’ye sunuldu. Taslağa göre; maddede geçen “Türklüğü” kelimesi “Türk Milleti” olarak değiştiriliyor, “soruşturma açılması Cumhurbaşkanının iznine tabi” kılınıyor-du.

Meclis müzakereleri sonunda Türklüğü” kelimesi “Türk Milleti” olarak değiştiriliyor, “soruşturma açılması Adalet Bakanının iznine tabi” kılındı.

Sormak gerekiyor:

1- TCK 301’de ne değişti?...

2- Bu sözde değişikliği diyelim ki millete yutturdunuz, ya AB bunu yutar mı?...

3- TCK 301’i tümden kaldırmak yerine, kelime oyunlarına başvurmak özgürlüklerden yana (olduğu iddiasındaki) AK Parti kendi kendisiyle çelişkiye düşmedi mi?...

1 Mayıs 2008: AK Parti İpini Çekti

1 Mayıs 2008 tarihi, basiretsiz AK Parti yönetiminin düşüşe geçmeye başladığı dönüm noktası olarak geçecektir tarihe. Geçen yılki seçim, yükselişlerinin doruk noktasıydı. O zamandan bu zamana geçen yaklaşık sekiz ay, o zirvede yaşanan durgunluk dönemi olarak görülebilir. 1 Mayıs 2008 ise, düşüşe geçişin başlangıç tarihidir.

AK Parti’nin valisi Güler, Taksim meydanının ”güvenlikli” olmadığı gerekçesini ileri sürmüştü, 1 Mayıs’tan iki gün önce. Nasıl yani? Fazla kalabalıktan çökebilir miydi örneğin meydan? Yoksa, çevredeki binalar çökme tehlikesi mi taşıyorlardı? Bir meydanın güvenlikli olmaması, eğer böyle şeyler söz konusu değilse ne anlama geliyor? Evet, anlaşılıyor, Taksim meydanı, AK Parti iktidarı ve devlet için güvenlikli değil. O yüzden de, polislerini, panzerlerini, tanklarını halkın üstüne sürüp, biber gazlarını ve gaz bombalarını işçilerin ve gençlerin üzerine yağdırdılar. Böylece iktidarlarını güvenlik altına alacaklarını düşünüyorlardı. Gafiller! Nerede görülmüş zulüm aletleriyle güvenlik yaratıldığı? İşçileri coplayarak kendilerini güvenliğe aldıklarını sananların yıkıntılarıyla doludur tarih.

Evet, bu bir dönüm noktasıdır. AK Parti, bundan böyle hızla düşüşe geçecektir. Şu andan itibaren, artık karşısında çok çeşitli, hatta zıt eğilimlerde geniş bir muhalefet cephesi bulacaktır. Seçimlerden bu yana ordu ve Asıl Devlet Partisi’yle girdiği ittifak da onu kurtaramayacak, tersine bu ittifak onu dibe çeken en büyük etken olacaktır. AK Parti, devletin ve ordunun başındaki, dokunulmazlıkları olan esas “Ergenekoncu”larla ittifak halindedir. Bunu net bir şekilde saptamak gerekiyor.Bu ittifak, AK Parti’nin başını yiyecektir.

İşçilerin, gençlerin, kadınların, yaşlıların, çocukların, üstüne zulüm araçlarınızı sürdünüz. Emeğin bayramını kutlamak isteyen insanlara acımasızca saldırdınız. Hastane bahçelerine, hastanelerin acil servislerine gaz bombalarıyla saldırdınız.

Sizin özgürlük anlayışınız bu mu?...

Sonuç

Eleştirilerimizin hoş görü ile karşılanması ve gerekli derslerin çıkarılmasını diliyoruz. Unutmayınız ki, eleştiri gelişmenin dinamiğidir. Eleştirinin olduğu yerde gelişme vardır. Dalkavuklara, riyakarca yalanlara değil, eleştirilere kulak kabartınız.

Eleştirileri dikkate almazsanız ne olur?...

Paşa gönlünüz bilir…

“Durmak yok yola devam” diye diye duvara toslarsınız…

Olan da memlekete olur…

Dr. Hukukçu

samigoren@gmail.com

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim