AK Parti'nin eğitim hakkına yaklaşımı: Bir yeniden demokratikleşme hamle

12.07.2012 19:30

Levent Köker

Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun yeni anayasa metnini oluşturma çalışmaları, gündelik siyasetin sıcak gelişmeleri karşısında zaman zaman geri plâna düşmekle birlikte, devam ediyor. Hâl böyleyken, kamuoyunu yakından ilgilendirebilecek "netâmeli" konular gündeme gelmese, Komisyon çalışmalarından haberdar olmamız bir yana, yeni anayasa meselesini dahi unutma noktasına gelmiş gibiyiz.

Bu bağlamda, Türkiye'nin yeni, sivil ve demokratik bir anayasaya sâhip olması gerektiğini hatırlatan önemli gelişmelerden biri geçtiğimiz günlerde Komisyon'a AK Parti tarafının eğitim hakkı ile ilgili verdiği belirtilen önerilerle gündeme geldi.

Medyaya yansıyış biçiminden anladığım kadarıyla bu önerilerin can alıcı iki noktası din ve vicdan hürriyeti ile anadilde eğitim üzerinde odaklanıyor. Bilindiği gibi, mevcut anayasa eğitim hakkını ilgilendiren bu konuları iki ayrı maddede düzenlemektedir. 1982 Anayasası'nın "din ve vicdan hürriyeti" başlıklı 24. maddesi "Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır." hükmüne yer verirken, "eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi" başlıklı 42. maddesi ise, "Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez." demektedir.

Anladığım kadarıyla AK Parti'nin önerileri, mevcut Anayasa'da iki ayrı maddede yer verilen düzenlemelerin "eğitim hakkı" başlığı altında tek bir maddede düzenlenmesi yönünde. Bu, anayasa sistematiği açısından doğru bir tercih. Bununla birlikte, AK Parti önerilerinin işin esasına ilişkin boyutları ise çok daha önemli.

Eğitim hakkı, din ve vicdan hürriyeti

En temel insan hak ve hürriyetlerinden olan din ve vicdan hürriyeti konusunda Türkiye'nin Cumhuriyet sonrası anayasal târihi ve pratiği pek olumlu bir sicile sâhip değil. Bunun en temel sebeblerinden biri ve belki de en belirleyici olanı, Kemalist Cumhuriyet'le birlikte benimsenen bir ulus-devlet inşâ etme hedefinin içinde dinin devlet tarafından kontrol edilmek istenmesi. Netîcede tek-kültürlü bir kavrayışla toplumu türdeş bir bütünlük olarak inşâ etmeyi devletin temel görevlerinden biri olarak gören Kemalist program, 12 Eylül darbesiyle eriştiği zirvede din alanının en önemli veçhelerinden biri olan eğitimi de "devletin gözetimi ve denetimi" altına açıkça yerleştirmeyi öngörmüştür. Bu düzenleme sadece anayasa kuralı düzeyinde kalmayıp, devletin toplum üzerindeki otoriter ve biçimlendirici kontrolünü her şeyin üzerinde gören bir hukukî-siyasî kültürle de perçinlenmiştir.

Bu noktada vurgulayarak hatırlatmak gerekir ki bu anayasal düzenleme ve uygulama, onu perçinleyen hukukî-siyasî kültürle birlikte, Türkiye'nin en temel paradokslarından birini oluşturmaktadır. Paradoks, devletin lâik olma iddiası ile din alanını kendi otoriter denetimi altına alma pratiği arasında olduğu kadar devletin hukukî varlığının en temel belgelerinden biri olan, bazı yorumculara göre Cumhuriyet'in kurucu andlaşması dahi sayılabilir. Lozan'ın yanında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) başta olmak üzere devleti bağlayan uluslararası andlaşmalar arasında da görülmektedir.

AK Parti'nin önerilerinin din ve vicdan hürriyetini ilgilendiren birinci boyutuyla bu paradoksların çözümüne yardımcı olacak bir nitelik taşıdığını teslim etmemiz gerekmektedir. Şöyle ki: AK Parti önerilerine göre din ve ahlâk eğitim ve öğretiminin devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı kuralına yeni anayasada yer vermemelidir. Buradan çıkan birinci sonuç, yeni anayasanın bu öneri doğrultusunda şekillenmesi durumunda devletin din eğitimi ve öğretimi alanında gözetleyici ve denetleyici konumunun anayasal dayanağının olmayacağıdır. Bunun eğitim hayatına nasıl yansıyacağı ise ayrı bir husustur. Ancak AK Parti önerisinin anayasal değer kazanması hâlinde devlet-din ilişkilerinde demokratik lâiklik yönünde bir gelişmenin önünün açılacağı söylenebilir. Nitekim, AK Parti önerisinde yer alan "Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder." ifadesi de bunu gerektirmektedir. Buradaki ifade, neredeyse aynen AİHS'nin eğitim hakkı ile ilgili düzenlemesinden alınmış gibidir ve bu özelliği ile de hem yeni din eğitimi ve öğretimi anlayışının demokratik lâiklik potansiyeline ve hem de bu potansiyeli hayata geçirmek için kuvvetli bir itici güç olarak AİHS'nin bağlayıcılığına atıfta bulunmaktadır.

Bu durumu pekiştiren bir diğer boyut, AK Parti önerilerinin içinde AİHS'nin (ve Lozan'ın) din ve vicdan hürriyeti ile din eğitimi konularındaki düzenlemelerine paralel hükümlere yer verilmiş olmasıdır. AK Parti temsilcilerinin Komisyon gündemine getirdikleri söylenen öneri metninde yer alan şu ifadeler bu açıdan önemlidir: "[Din ve inanç hürriyeti] tek başına veya topluca açık veya kapalı olarak ibadet eğitim öğretim uygulama ve tören yapmak suretiyle dinini veya inancını yaşama açıklama din ve inancını değiştirebilme hürriyetini de içerir. -Kimse ibadete dini uygulama ve törenlere katılmaya, dini inanç ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz. Ya da bunları yapmaktan men edilemez. Dini inanç, düşünce kanaatlerinden ve inancının gereklerini yerine getirmekten ya da getirmemekten dolayı kınanamaz, suçlanamaz ve farklı bir uygulamaya tabi tutulamaz." Din ve vicdan hürriyeti ile ilgili bu yaklaşım, sâdece Türkiye'nin çoğulcu toplum yapısına uygun bir içerik taşımakla kalmayıp, Cumhuriyet'in kendi meşrûiyet temelleri arasında hayatî bir önem taşıyan Lozan ve AİHS gibi uluslararası andlaşmalarla yaşayageldiği paradoksları giderici niteliktedir. Bu önerilerin hayata geçmesi ile Türkiye'nin anayasal düzeni ile Avrupa Konseyi başta olmak üzere uluslararası hukuk ile yaşanan çelişkiler de anayasa düzeyinde giderilmiş olacaktır.

Anadilde eğitim sorununa çözüm için önemli bir adım

AK Parti eğitim hakkı ile ilgili önerilerinin ikinci boyutu, Türkiye'nin yeni anayasa arayışında en temel sebeblerin başında gelen Kürt sorununun en kilit noktalarından biri olan anadilde eğitim sorunu ile ilgilidir. Hep vurguladığım bir hususu tekrarlayayım. Türkçeden başka bir dilin "anadil olarak" okutulamayacağı ve öğretilemeyeceği yolunda şu anki anayasada var olan yasak, 12 Eylül'ün Kürt sorununu bugünkü hâline getiren gayri insanî, gayri hukukî, antidemokratik, faşizan anlayış ve uygulamalarını meşrû göstermeye yönelik bir düzenlemedir. Bu yasağın yeni anayasada da devam etmesi gerektiğini, 12 Eylül'le hesaplaşma iddiasında olan hiçbir siyasî görüş savunmamalıdır. Bu nedenle AK Parti'nin bu yasağa yeni anayasada yer vermeme önerisinin kabûl görmesi gerektiğini söylemek gerekmektedir.

Sonuç olarak, AK Parti'nin Komisyon çalışmalarında şimdi kamuoyuna akseden içerikteki önerileri, son zamanlarda iktidar kanadı olarak ortaya koymakta olduğu "milliyetçi-otoriter profil"in aksine, yeniden demokratik ve özgürlükçü bir programa dönüş vaat eden bir öze sahiptir. Dileğimiz, bu önerilerde görülen demokratikleştirici yaklaşımın bütün bir anayasa düzenine teşmil edilmesi ve uygulamaya dönük yüzün de aynı özgürlükçü anlayışla uyumlu hale gelmesidir.

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim