AK Parti, Kürt sorunu ve sivil milliyetçilik

16.06.2011 04:17

Gökhan Bacık

AK Parti açısından görkemli bir zaferle sonuçlanan seçimler, bir başka açıdan da farklı milliyetçilik dalga boylarının yansıması olarak okunabilir.

Bu denklemde BDP hâlâ etnik referanslarından kurtulamamış Kürt milliyetçiliğini temsil ederken, MHP ise hem Kürt karşıtı hem yine benzer bir etnik darboğazın içindeki Türk milliyetçiliğini temsil etmektedir. Ancak milliyetçilik, bu iki parti ile sınırlı değildir. CHP seküler milliyetçiliğin merkezidir. Öte yandan AK Parti'ye destek veren geniş kitle, içinde barındırdığı muhafazakârlar da dâhil, büyük milliyetçi öbekler içermektedir. Türk muhafazakârlığı geleneksel milliyetçi bakış açısından uzaklaşıyor olmakla birlikte henüz tam olarak bu ideolojinin mirasından kopmamıştır. Bu resim içinde AK Parti lideri Erdoğan'ın seçim sürecinde, literatürde 'civic milliyetçilik' olarak zikredilen ve bizim Türkçeye 'sivil milliyetçilik' olarak tercüme edeceğimiz tonda bir pozisyonu alması en önemli noktadır. Şüphesiz AK Parti'nin bir tür milliyetçi söylemi üstlenmiş olması bazı entelektüel noktalardan mahzurlu bir durumdur. Ancak öte yandan ülkenin sosyolojik bazı gerçeklerini daha gelişmeci bir nokta-i nazardan okumak gerekiyor.

Bir kere ülkede Türk olsun Kürt olsun hemen her kesimde yaygın bir milliyetçi bakış bulunmaktadır. Dolayısıyla milliyetçiliğin hâlâ güçlü olduğu bir ülkede AK Parti'nin bu ideolojiyi sivil tanımlarla kontrolü altında tutması faydalı olabilir. Çünkü AK Parti geçmiş on yıl içinde peşindeki kitleyi küreselleşme, laiklik, AB konularında dönüştürme becerisini ispatlamış bir partidir. Dolayısıyla milliyetçi söyleme prim veren geniş kitlelerin, dünya piyasası ile entegre olmuş bir Türkiye hayaline sahip AK Parti'yi takip etmesi daha hayırlıdır. Milliyetçiliğin olumsuz sonuçlarını entelektüel tartışmalarla bitirmek mümkün değildir. Üstelik bunu geniş kitleler önünde yapmanın imkânı da yoktur. Bunun yerine piyasa merkezli ve dünyaya entegre olmak isteyen bir partinin doğal dönüştürücülüğünü tercih etmek daha gerçekçidir. Çünkü AK Parti milliyetçiliği sivil tonlara ulus devlet üzerinden değil modern devlet üzerinden taşımaktadır. Aslında hemen her modern devlet, bir ulus devlettir. Ancak sivil milliyetçilik bu siyasal yapının uluslaşma ile ilgili kısmına değil, modernleşme ile ilgili kısmına vurgu yapar. Böylece sivil milliyetçilik Türkleşmek, Türklükle gurur duymak, Kürt karşıtı olmak gibi kavramlara değil kalkınmak, dünyada önde gelen ülke olmak gibi konulara vurgu yapar. İdeal olmasa bile bir zorunluluktan doğan böyle bir yöntem, zaman içinde milliyetçi algının yönetilmesine de yardımcı olur. Eğer AK Parti milliyetçi kesimlerin temsilinde sorun yaşarsa bu sefer aynı talep etnik milliyetçiliğe doğru hızla kayacaktır. Nitekim önümüzdeki dönemde Kürt sorununu çözmek için yola çıkması beklenen AK Parti'nin bir numaralı sorunu muhtemel Türk milliyetçi reaksiyonu yönetmek olacaktır.

Eğer AK Parti sivil milliyetçi dinamiği yönetmekten mahrum kalırsa Kürt konusundaki olası açılımlarda etnik milliyetçiliğe dönmüş tepkisel dalga tarafından zorlanabilir hatta durdurulabilir. Daha kötüsü bu dalga etnik milliyetçi partilerin heybesini doldurabilir. Dolayısıyla AK Parti sivil milliyetçi dinamiği kontrol altında tutarak hem kendini Kürt sorunu konusunda güçlü olarak muhafaza edebilir hem de hâlâ milliyetçi olan geniş öbekleri dönüştürebilir. Burada önerdiğimiz AK Parti'nin sivil milliyetçilikle 'dansı' bazılarına riskli görünse bile sosyal gerçekçilik başka bir yol bırakmamaktadır. Milliyetçiliğin bir iki yılda yok olması söz konusu değilse var olan bir dinamiğin olabildiğince makul yönetilmesi bir zorunluluktur. Öte yandan Kürt sorununda ciddi adımlar atmasını beklediğimiz AK Parti'nin bir şekilde milliyetçi enerjiyi kendi tarafında kontrol altında tutması zorunluluğu bulunmaktadır.

Burada kritik nokta Kürt sorunundaki yöntemdir. AK Parti'nin atması gereken en önemli adım ise bu sorunun çözümünde somut bir muhatap olması gerektiğini topluma anlatmasıdır. Şüphesiz bu muhatap BDP'dir. Türkiye artık Kürt sorununu muğlâk adreslere konuşarak halledemez. "Muhatabımız TBMM'dir" veya "muhatabımız millettir" gibi yaklaşımlar artık geçerli değildir. Kürt sorunu "bir sorunumuz var diyen Kürtlerin" sorunudur ve bu "bir sorunu olanların" temsilci olarak seçtiği BDP grubu (ve daha geniş olarak düşünürsek "sorunumuz var diyen Kürtlerin siyasal yapılanması") esas muhatap olarak kabul edilmelidir. İkinci acil konu ise yıllardır etrafında dolaştığımız ancak bir türlü özüne dokunamadığımız konulardır. Türkiye bir an önce Kürt illerindeki trafik tabelalarının iki dilli olması, yerel yönetimlerin reformu, yerel dillerin orta öğrenimde seçmeli olması, genel af gibi konulara dokunmak zorundadır. Bu konuların etrafından dolaşmak imkânı artık kalmamıştır. Dahası bu konular, Kürt sorununun özüdür ve bunlar üzerine birer çözüm önermeden Kürt sorununu halletmek mümkün değildir. AK Parti'nin, burada sorunun özüne dokunulması lazım geldiğini geniş toplum kesimlerine anlatması gerekmektedir. Şimdilerde tasfiye olunan eski düzen, onlarca yıldır Türklere trafik tabelasının altında bir de Kürtçe isim yazmanın felaket olacağını söylemiştir. Erdoğan'dan beklenen geçmişten gelen bu travmanın aşılmasına liderlik yapmasıdır. Öte yandan BDP'liler de şunu çok iyi anlamalıdır ki geniş Türk kesimlerine bu durumu anlatabilecek tek aktör AK Parti'dir. Çünkü AK Parti, Kürt sorununda hem ciddi adımlar atabilmiş hem sosyal desteği arkasına alabilmiş tek partidir.

Başka bir risk ise Kürt siyasal hareketinin kendisinin etnik bir milliyetçilikten gelmesidir. Dahası bu hareketin pek çok lideri, Türkiye'de şimdilerde tasfiye edilen eski düzenin içinde yetişmiş insanlardır. Kürt siyasal hareketi sadece Kürt sorunu konusunda ilginç şeyler söylemektedir. Bunun dışında Kürt siyasal önderlerinin küresel dünya siyaseti, küresel trendler, teknolojik dönüşüm konularındaki tutumu geleneksel Kemalizm'dir. Kürt meselesi konusunda fikirlerini bir kenara koyarsak BDP'nin pek çok ismine genel olarak 'ılımlı Kemalist' demek mümkündür. Şimdi bu tablodan AK Parti açısından başka bir sonuç çıkmaktadır: Kürt siyasal hareketi Kürt sorunu çözüldükçe bir tür yok olma riski algılayabilir. Bu kişiler Türklere 'siz milliyetçiliği bırakın ancak biz sonuna kadar Kürtçü kalalım' demeye devam edebilir. İşte AK Parti'nin buna hazır olması gerekmektedir. Çünkü -tıpkı CHP'nin içindeki bazı isimler gibi- ne yapılırsa yapılsın (hatta özerklik tanınsa bile) etnik Kürtçülükten vazgeçmeyecek hatırı sayılır bir Kürt önde geleni bulunmaktadır. Dönüşmek istemeyen etnik Kürt milliyetçiliğini ise blokaj altına almanın iki yolu bulunmaktadır: Bir taraftan yukarıda zikredilen meselenin özüne ait konulara temas etmekten korkmamak (yani yerel reform dahil her şeyi konuşmak) diğer taraftan ise modern devletin hizmetlerini daha etkin olarak Kürt bölgesine götürmek.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim